• Ana Sayfa
  • Manşet
  • Muhsin Bilal yazdı | Amedspor: Futbolun ötesinde hafıza, kimlik ve itiraz
Muhsin Bilal yazdı | Amedspor: Futbolun ötesinde hafıza, kimlik ve itiraz
Konuk Yazar 20 Şubat 2026

Muhsin Bilal yazdı | Amedspor: Futbolun ötesinde hafıza, kimlik ve itiraz

Bazen bir takım, yalnızca sahada koşan on bir oyuncudan ibaret değildir; bazen bir forma, kadim bir coğrafyanın ortak hafızasını ve bir halkın dirençli hikayesini taşır. Amedspor’un hikayesi de tam bu sınırda, futbol denilen oyunun gündelik rekabetini aşarak hayatın rafine bir temsiline dönüşür. Çünkü burada anlatılan yalnızca bir skor meselesi değil; var olma arzusunun, görünür kalma mücadelesinin ve unutulmaya direnen bir kimliğin derinden ama kararlı yürüyüşüdür.

Bu hikaye, öfkenin yıkıcı ve körleştirici karanlığına teslim olmadan itiraz edebilmenin mümkün olduğunu hatırlatır. Amedspor, kimi zaman tribünlerin uğultusunda yükselen haksızlık duygusunu yıkıcı bir dilin değil, vakur bir direnişin parçası haline getirir. Sahaya çıktığı her şehirde karşılaştığı sistematik şiddet ve ırkçı nefret, onu yalnızca bir spor kulübü olmaktan çıkarır; adaletsizliğin gündelik hayattaki izlerini görünür kılan sembolik bir özneye dönüştürür.

Futbol sahası burada yalnızca çimlerin üzerinde oynanan bir oyundan ibaret olmadığını anlatır; kamusal alanın daraldığı zamanlarda insanların birbirine temas edebildiği nadir zeminlerden biri haline gelir. Bu temas, bazen bir tezahüratta, bazen bir pankartta, bazen de yalnızca sessiz bir duruşta kendini gösterir. Çünkü ruhumuzun derinliğine nüfuz eden acının dili çoğu zaman gürültülü değildir; daha çok, suskunluğun içinde yankılanan bir hafıza gibidir.

Ve belki de bu yüzden Amedspor’un hikayesi yalnız değildir; dünya futbolunun hafızası da benzer yürüyüşlerin derin izleriyle örülüdür. Bir zamanlar FC Barcelona, Franco’nun gölgesi altında yalnızca bir kulüp değil, susturulmak istenen bir şehrin nabzı gibi sahaya çıkmış; Brezilya’da SC Corinthians Paulista oyuncularının başlattığı ‘Corinthians Demokrasisi’, askeri rejimin suskunluğunu yaran bir özgürlük çağrısına dönüşmüş; Almanya’da FC St. Pauli tribünleri futbolu rekabetin ötesinde etkileyici bir dayanışma diline çevirmiştir. Bu örnekler, tribünlerin sadece futbol izlenen yerler değil; insanların değerlerini, itirazlarını ve kimliklerini ifade edebildiği kamusal mekanlara dönüşebileceğini anlatır.  Bir forma bazen yalnızca bir renk değil, tahakkümün ve baskının zirveye çıktığı zamanların içinde büyüyen bir itirazın taşıyıcısı haline gelir; çünkü futbol, kimi zaman çimlerin üzerinde oynanan bir oyun olmaktan çıkar ve toplumların hafızasında yankılanan etkileyici bir vicdan sahnesine dönüşür.

Amedspor’un yürüyüşü, öfkenin değil iyileştirici bir direncin hikayesi olarak okunabilir. Bu direniş, geçmişin yükünü inkar etmeden ama ona hapsolmadan ilerleyebilmenin bir yolunu arar. Kolektif travmalar ne kadar derin olursa olsun, zamanın rüzgârları ve hakikatin iyileştirici gücü bu deneyimleri yalnızca bir acı olarak bırakmaz; onları ortak hafızada anlamlı bir hikayeye dönüştürme imkanı sunar.

Belki de Amedspor’un asıl gücü tam da buradadır. Çünkü her deplasman yolculuğu, yalnızca kilometrelerin değil, önyargıların da aşılması gereken bir mesafeye dönüşür. Maruz kaldığı ırkçı söylem ve saldırılar karşısında dahi makul ve vakur kalabilme çabası, hikâyenin en güçlü metaforunu oluşturur: Yürümeye devam etmek. Gürültüyle değil, sabırla; kırgınlıkla değil, onurla yürümek. Ve belki de bütün bu hikâyelerin sonunda geriye kalan şey, yalnızca bir takımın sahadaki yürüyüşü değil; zamanın rüzgarlarına rağmen sönmeyen bir insanlık arzusudur. Çünkü bazı formalar bir renkten fazlasını taşır, bazı tezahüratlar bir ses olmanın ötesine geçer ve bazı şehirler, kendilerini anlatmanın yolunu futbolun dar görünen ama derin anlamlar saklayan sahasında bulur. Amedspor’un hikayesi de tam burada, dünyanın başka köşelerinde yankılanan o eski itirazlarla görünmez bir bağ kurar.

Ve bazen Amedspor tribünleri, ‘acınızı bile görünür kılamazsınız’ diye buyuran totaliter bir zihin dünyasına karşı hafızayı diri tutan anlamlı bir itiraz olarak yükselir. Yas tutma hakkı dahi ellerinden alınmak istenen insanların vakur dayanışması kolektif acıyı iyileştirici bir güce dönüştürür ve ardından birkaç damla gözyaşı dökemedikleri, dokunacak bir mezar taşları bile bulunmayan çocuklarının hatırasını taşıyan ortak bir hafıza mekanı kurar. Ve belki de en çok bu yüzden, Amedspor maçları çimlerin ötesinde bir anlam kazanır: Acıyı inkar edenlere karşı, varlığını hatırlatan bir yas hakkının, dayanışmayla örülmüş sessiz ama sarsılmaz bir ilanı!

Bu yüzden Amedspor’u anlamak, yalnızca bir spor kulübünü anlamak değildir; aynı zamanda bir halkın kendini anlatma biçimini, hafızasını ve iyileşme arzusunu anlamaktır. Futbol sahasında atılan her adım, belki de görünmez bir soruya verilen cevaptır: “Biz buradayız ve hikayemiz yalnızca acıyla değil, umutla ve direnişle de yazılıyor.” Belki yarın skor tabelasında yazan sayılar unutulur, kupalar sessizce raflarda solar ve lig sıralamaları zamanın tozuna karışır ama geriye, bir coğrafyanın hafızasında ve ruhunun en derin yerinde, hiçbir zaman silinmeyen bir söz, insanın insana temas ettiği o ince bağın hatırlattığı bir hakikat kalır.

* ilketv.com.tr’de yayımlanan yazılar, yazarların görüşlerini yansıtmaktadır. Yazılar İlke TV’nin kurumsal bakışıyla örtüşmeyebilir. Yazıların tüm hukuki sorumluluğu yazarlarına aittir.