Savunma ve dış politika alanında dünyanın en önemli platformlarından biri olan Münih Güvenlik Konferansı (MSC) öncesinde yayımlanan Münih Güvenlik Raporu 2026, “Yıkım altında (Under Destruction)” başlığıyla uluslararası düzende yaşanan kırılmaya dikkat çekti.
Raporda, bugüne kadar küresel sistemin “gardiyanı” olarak görülen ABD’nin, mevcut düzeni kendi çıkarlarına aykırı bularak yıkım sürecini başlattığı savunuldu. “Dünya bir yıkım siyaseti dönemine girmiştir” ifadesine yer verilen raporda, 80 yıl önce inşa edilmeye başlanan ABD öncülüğündeki savaş sonrası uluslararası düzenin artık bizzat Washington tarafından aşındırıldığı vurgulandı.
MSC’nin yıllık raporunda, ABD’nin uluslararası hukuk ve kurumları dışlayan “buldozer siyaseti”nin, dünyayı evrensel normlardan uzaklaştırarak “güçlülerin ve zenginlerin sözünün geçtiği” bir alana dönüştürdüğü belirtildi. Özellikle Ukrayna savaşı bağlamında Washington’ın tereddütlü tutumu ve stratejik geri çekilmesinin Avrupa’da derin bir güvensizlik yarattığı kaydedildi.
Raporda yer verilen kamuoyu verilerine göre, Almanların yüzde 66’sı, İngilizlerin yüzde 52’si ve Fransızların yüzde 50’si ABD’yi NATO içinde “daha az güvenilir bir müttefik” olarak görüyor. Almanların yüzde 72’si, Fransızların yüzde 63’ü ve İtalyanların yüzde 60’ı ise ABD Başkanı Donald Trump’ın politikalarının ülkelerine zarar verdiğini düşünüyor.
Araştırmacılar Tobias Bunde ve Sophie Eisentraut tarafından kaleme alınan raporda, uluslararası sistemin artık “uzlaşı” yerine “güç” ekseninde şekillendiği, bu yeni ortama uyum sağlayamayan ülkelerin ise ciddi biçimde “ezilme” riskiyle karşı karşıya kaldığı ifade edildi.

‘Odadaki fil’ metaforu
121 sayfalık raporun kapağında “odadaki fil” deyimine gönderme yapan bir görsel kullanıldı. Raporda, Trump yönetiminin İkinci Dünya Savaşı sonrası oluşan dünya düzenini ABD çıkarları açısından bir “yük” olarak gördüğü belirtildi. Bu yaklaşımın Batı dünyasında yükselen aşırı sağ ve müesses nizam karşıtı hareketlerle paralel ilerlediği, liberal ideallere karşı yürütülen “kültür savaşının” evrensel normları aşındırdığı kaydedildi.
Avrupa’da ‘Pax Americana’ sonrası arayış
Raporda, Rusya’nın Ukrayna’ya yönelik topyekûn işgal girişimi ve hibrit saldırılarının, Soğuk Savaş sonrası güvenlik mimarisini parçaladığına dikkat çekildi. Avrupa’nın uzun süredir “güvenlik tüketicisi” konumunda kaldığı, ancak “güvenlik sağlayıcısı” rolüne geçişte henüz yeterli kapasiteyi oluşturamadığı vurgulandı. Savunma harcamalarının artırılması ve esnek koalisyonlar kurulmasına rağmen, “Pax Americana” döneminin sona ermesinin yarattığı boşluğun nasıl doldurulacağının belirsizliğini koruduğu ifade edildi.
Rapora göre, ABD’nin küresel kalkınma yardımlarında bıraktığı boşluğu tek bir aktörün doldurması mümkün görünmüyor. Türkiye, Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri, Katar ve özellikle Çin’in bu alanda daha görünür hale geldiği belirtilirken, bu ülkelerin yardım ve finansman stratejilerinin geleneksel Batılı bağışçı modellerinden önemli ölçüde ayrıştığına dikkat çekildi.
Gündem ‘yıkım siyaseti’
62.Münih Güvenlik Konferansı, 13 Şubat’ta Almanya’nın Münih kentindeki Bayerischer Hof Oteli’nde başlayacak. 100’den fazla dünya lideri ile savunma ve dışişleri bakanlarının katılacağı konferansta, “yıkım siyaseti”, küresel düzenin geleceği, Ukrayna savaşı, Avrupa güvenliği, yapay zekâ rekabeti ve iklim krizi başlıklarının öne çıkması bekleniyor.
Bugün gündemde ne var?
- Küresel güvenlik mimarisi ve uluslararası düzenin geleceği
- Avrupa’nın güvenliği ve ‘Pax Americana’ sonrası arayış
- Ukrayna savaşı ve güvenlik garantileri
- Rusya’nın küresel sistemdeki konumu
- Ticaret savaşları ve ekonomik güç mücadelesi
- Yapay zekâ, teknoloji ve küresel rekabet
- Nükleer silahlar ve yayılma riski
- İklim krizi ve güvenlik
- Orta Doğu ve Gazze sonrası senaryolar
- Küresel güney, kalkınma ve borç krizi
- Popülizmin yükselişi ve demokrasi krizi
- Uzay güvenliği ve yeni çatışma alanları
- Kaynaklar, enerji ve jeopolitik rekabet




