Münih’te bu yıl 62’ncisi düzenlenen Münih Güvenlik Konferansı, küresel güvenlik mimarisinden Ukrayna ve Gazze savaşlarına, Orta Doğu’daki güç dengelerinden göç ve istikrar tartışmalarına kadar birçok başlığın ele alındığı yoğun temaslarla sona erdi. Devlet ve hükümet başkanları, dışişleri ve savunma bakanları ile üst düzey diplomatları bir araya getiren konferansın en dikkat çekici başlıklarından biri ise Suriye dosyası ve bu çerçevede verilen diplomatik mesajlar oldu. Konferansın ardından İLKE TV’de yayınlanan Dünya Hali programında Evin Jiyan Kışanak’a konuşan gazeteci Eyüp Burç, SDG Genel Komutanı Mazlum Abdi, Kuzey ve Doğu Suriye Dış İlişkiler Eşbaşkanı İlham Ahmed ve Suriye Geçici Hükümeti Dışişleri Başkanı Esad Şeybani’nin aynı karede yer almasının, konferansın Suriye’ye dair en güçlü siyasi mesajlarından biri olduğunu söyledi.
Ortaya çıkan fotoğrafın çok katmanlı bir anlam taşıdığına işaret eden Burç, bu kareyi şu sözlerle değerlendirdi:
“Aslında gerçekten de üzerinde konuşulacak birçok anlamı olan bir fotoğraftı. ABD’nin Suriye Temsilcisi Tom Barrack belki ilk kez bu süreçle ilgili doğru bir şey söylendi: bir fotoğraftan daha fazla bir şeydi.”
Burç’a göre bu görüntü, yalnızca bir diplomatik temas anı değil; aynı zamanda farklı aktörlerin aynı anda ihtiyaç duyduğu bir sembolü temsil ediyor. Fotoğrafın taşıdığı bu çoklu ihtiyaca dikkat çeken Burç, şunları söyledi:
“Avrupa’nın da bu görüntüye ihtiyacı var. Kürtlerin de bu görüntüye ihtiyacı var. Suriye’nin de bu görüntüye ihtiyacı var. Amerika’nın da bu görüntüye ihtiyacı var.”
Bu yönüyle söz konusu kareyi “dört ayaklı” bir fotoğraf olarak tanımlayan Burç, her bir aktörün bu görüntü üzerinden kendi meşruiyet alanını yeniden kurmaya çalıştığını vurguladı.

Kürtler kimlikleriyle masada
Fotoğrafın Kürtler açısından taşıdığı anlama özel bir parantez açan Burç, Suriye heyeti içinde Kürt temsilcilerin yer almasının kritik olduğunu söyledi. Burç, bu durumu şöyle anlattı:
“Orada görülen şey, Kürtlerin Suriye heyeti içinde yer alması ama Kürt kimlikleriyle orada olmasıydı.”
Bu tablonun bir sonraki aşamada Suriye’nin geleceğine dair temel bir soruyu doğrudan masaya taşıdığını belirten Burç, şu değerlendirmeyi yaptı:
“Bu, yeni Suriye’de Kürtlerin statüsünün ne olacağının masada olacağı bir yere işaret ediyor. Çünkü mevcut geçici hükümet, Kürtleri yanına alarak bir meşruiyet kazanabiliyor.”
Batı kamuoyu için meşruiyet arayışı
Burç’a göre fotoğrafın en kritik işlevlerinden biri de Suriye geçici yönetiminin Batı kamuoyundaki imajına yönelik. Bu noktada geçmişe dair güçlü bir algı sorunu olduğunu hatırlatan Burç, şu ifadeleri kullandı:
“Batı kamuoyunda bu yapıların el Kaide’den IŞİD’e, oradan HTŞ’ye uzanan bir geçmişi var. Kadın düşmanlığıyla, cihatçı ve radikal İslamcı yapılar olarak biliniyorlar. Kravat takmaları, diplomatik koridorlarda dolaşmaları kamuoyunu ikna etmiyor.”
Ancak Kürtlerle aynı karede yer almanın bu algıyı dönüştürme potansiyeli taşıdığını belirten Burç, Avrupa devletlerinin de bu görüntüye ihtiyaç duyduğunu söyledi:
“Kürtlerle birlikte aynı fotoğrafta yer almak, Batı kamuoyunda oluşmuş imajı kendi lehlerine çevirebilir. Avrupalı devletlerin de bu fotoğrafın görülmesine ihtiyacı vardı.”

‘Batı’nın asıl derdi: Göçmenler’
Eyüp Burç’a göre ortaya çıkan fotoğrafın Batılı devletler açısından taşıdığı temel anlamlardan biri, göçmen meselesi ile doğrudan bağlantılı. Batı’nın uzun süredir kurtulmak istediği en büyük başlıklardan birinin Suriyeli göçmenler olduğunu vurgulayan Burç, durumu şu sözlerle ifade etti:
“Batılı devletlerin asıl büyük derdi göçmenler. Başta Suriyeli göçmenler. Yani Batı devletleri için şu anda en önemli sorun bu.”
Burç, Batı’da sağın yükselişinden siyasal iklimdeki sertleşmeye kadar birçok gelişmenin arka planında göç hareketlerinin bulunduğunu belirterek, milyonlarca Suriyelinin hâlâ Avrupa ülkelerinde yaşadığına dikkat çekti. Burç’a göre Batı’nın hedefi net:
“Suriye’de istikrar varmış gibi davranalım, bunları meşru görelim, destek verelim ve en azından Suriyeli mültecileri Suriye’ye gönderme sürecini başlatalım. Bütün dertleri bu.”
Bu nedenle insan hakları, cihatçı yapıların geleceği ya da siyasal sistemin niteliği gibi başlıkların Batılı hükümetler açısından belirleyici olmadığını ifade eden Burç, değerlendirmesini şu sözlerle tamamladı:
“Batı, kendi yarattığı değerlere yabancılaşmış durumda. Başta insan hakları olmak üzere. Bugün Batı’da neredeyse her ülkede böyle bir hükümetler silsilesi var ve okumaları da bu yönde.”
‘Bu fotoğraf göç politikasına malzeme yapılıyor’
Burç’a göre Batı, Suriyeli göçmen meselesini çözme arayışında bu fotoğrafı araçsallaştırıyor. Avrupa kamuoyuna, Suriye’de işlerin “rayına girdiği” mesajının verilmek istendiğini söyleyen Burç, şöyle konuştu:
“Batı bu fotoğrafı enstrümantalize etmek istiyor. Kamuoylarına ‘bakın orada işler yoluna giriyor’ demek istiyorlar. En büyük sorun neydi? Kürtlerle yaşanan sorun. Şimdi bu sorun yoluna girmiş gibi gösteriliyor.”
Bu anlatının Batı medyası üzerinden yeniden üretildiğini ifade eden Burç, çatışmalı sürecin devam etmesi halinde Suriyeli göçmenlerin geri dönüşünün mümkün olmayacağını belirtti:
“Kürt meselesi devam etseydi, çatışmalar sürseydi, Suriyeli göçmenlerin dönüşü ciddi bir sıkıntıya girerdi. Batılıların bu konuda geliştirmek istediği politika gecikebilirdi.”

‘Batı medyasında manipülasyon örnekleri’
Batı kamuoyunun bu sürece nasıl hazırlandığına dair çarpıcı örnekler de veren Burç, Almanya’nın önde gelen haber dergilerinden Der Spiegel’de yayımlanan tartışmalı bir içeriği hatırlattı. Burç, Kürt kadınları hedef alan ve sonradan yanlış olduğu kabul edilen bir haber üzerinden yaşananları şöyle aktardı:
“Bir Kürt kadının gerillasının saçını kesip gösteren bir görsel üzerinden yazı yayınladılar, görüntülerin sahte olduğunu iddia ettiler. Sonra buna ilişkin bir özür yayımladılar.”
Bu özrün kamuoyu baskısıyla geldiğini belirten Burç, Kürt okurların tepkisinin belirleyici olduğunu vurguladı.
Amerika bu fotoğrafı nasıl okuyor?
Eyüp Burç’a göre fotoğrafın bir diğer okuması da Amerika Birleşik Devletleri açısından yapılıyor. Bu çerçevede ABD’nin süreci kendi öncülüğü üzerinden anlamlandırdığını söyleyen Burç, Washington’un verdiği mesajı şöyle aktardı:
“Amerika’nın okuması şu: benim öncülüğümde hepiniz bir araya geldiniz. Şimdi birleşik bir Suriye heyeti olarak karşımdasınız.”
Burç, bu yaklaşımın özellikle ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack’ın açıklamalarında açık biçimde görüldüğünü belirtti. Barrack’ın bu tablodan gurur duyduğunu ifade eden Burç, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Sanki bütün bu işleri ben yaptım, benim sayemde oldu diyor. Ben özel temsilciyim ya, diye bir okuma yapıyor.”
“Eğer birleşik bir Suriye olacaksa, Kürtsüz olamayacağı ortada”
🗣️Gazeteci Eyüp Burç:
Suriye’deki mevcut geçici rejim dahi Kürtler olmadan Avrupa’da da bir anlamların olamayacağını gördüler#CANLI izlemek için➡️ https://t.co/YDhx36NLyD@eyupburc pic.twitter.com/HURrYIyvQI
— İlke TV (@ilketvcomtr) February 14, 2026
‘Kürtsüz bir Suriye’nin geleceği yok’
Kendi yorumunun ise bambaşka bir yerden kurulduğunu söyleyen Burç, birleşik bir Suriye tartışmasının Kürtler dışlanarak yürütülemeyeceğini vurguladı:
“Eğer birleşik bir Suriye olacaksa, Kürtsüz olamayacağı ortada. Kürtler olmadan Suriye’nin ne Suriye’de bir geleceği var ne de dünyada bir geleceği var. Bu çok net.”
Bu noktada esas sorunun, mevcut geçici yönetimin zihniyeti olduğunu belirten Burç, şüphelerini açıkça dile getirdi:
“Şu anda geçici hükümet diye bildiğimiz yönetimin zihniyeti, Kürtlerle birlikte bir Suriye’yi inşa edecek bir zihniyet midir? Ben bu zihniyetin sıkıntılı ve arızalı olduğunu düşünüyorum.”
‘Tekçi anlayış devam ediyor’
Burç’a göre sorun yalnızca geçici bir yönetim meselesi değil; Suriye’de hâlâ tekçi bir devlet anlayışının sürdürülmek istenmesi. Bu durumu sert sözlerle eleştiren Burç, şöyle konuştu:
“Hâlâ ‘Suriye Arap Cumhuriyeti’ diyorlar. Ya kim buna karar verir? Sen geçici bir hükümetin başına gelmişsin, bir cumhuriyeti yıkmışsın ama seçilmediğin halde kendini cumhurbaşkanı olarak dayatıyorsun.”
Yeni bir Suriye’nin ancak kurucu bir meclis ve anayasa süreciyle şekillenebileceğini vurgulayan Burç, geleceğin tek ölçütünün Kürt meselesine yaklaşım olduğunu söyledi:
“Bu Suriye’nin tek bir geleceği var. O da Kürt meselesinde, Kürtlere nasıl yaklaştığıyla ilgilidir.”
‘ABD’den kapsayıcılık vurgusu’
Burç, konferans kapsamında yapılan görüşmelerin ardından ABD cephesinden gelen açıklamaların da bu tabloyla paralel olduğunu söyledi. ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio’nun, görüşmeler sonrası yaptığı açıklamaya dikkat çeken Burç, şu hatırlatmayı yaptı:
“Tüm Suriyelilerin haklarının korunması gerektiği ve sürecin kapsayıcı olması gerektiği özellikle vurgulandı.”

‘Ademi merkeziyetçilik tabu haline getiriliyor’
Burç’a göre Suriye tartışmalarında en büyük eksikliklerden biri, ademi merkeziyetçi modellerin bilinçli biçimde gündem dışı bırakılması. Bu durumu şöyle anlattı:
“Federasyon, özerklik, yerinden güçlendirilmiş yönetim gibi modelleri bir türlü konuşamıyoruz. Sanki bunlar konuşulursa Suriye paramparça olacakmış gibi bir korku var.”
ABD, Almanya ve İspanya örneklerini hatırlatan Burç, demokratik devlet modellerinin tekçi yapılarla sınırlı olmadığını vurguladı.
‘Kürtler devletsiz uluslaştı’
Konuşmasının en dikkat çekici bölümlerinden birinde Burç, Kürtlerin tarihsel deneyimine işaret etti:
“Kürtler ulus devlet kurmadan uluslaştı. Suriye yüz yıldır ulus devlet ama uluslaşamadı. Çünkü tekçiliği dayattı.”
Rojava süreciyle birlikte Kürtlerin güçlü bir ulusal birlik bilinci oluşturduğunu söyleyen Burç, bunun siyaset bilimi açısından da önemli bir örnek olduğunu belirtti:
“Devletsiz bir uluslaşmadan bahsediyoruz. Bu önümüzdeki dönemde çok tartışılacak bir durum.”
‘Kürtler artık masada’
Son olarak Kürtlerin artık siyasal bir özne olarak masada olduğunun altını çizen Burç, bu durumun anayasal güvenceyle tamamlanması gerektiğini söyledi:
“Kürtler artık masada menü olmaktan çıktı. De facto bir durum var, 15 yıllık bir deneyim var, kazanılmış haklar var. Şimdi bunların anayasal ve hukuksal güvenceye kavuşması gerekiyor.”

Türkiye faktörü ve ‘kapalı konu’ baskısı
Burç, bu sıkışmanın kaynağında Türkiye’nin itirazının belirleyici olduğunu savundu. ABD’nin ve Avrupa ülkelerinin açıklamalarında da “etrafından dolanma” hâlinin görüldüğünü belirten Burç, şu ifadeleri kullandı: “Amerika açıklamalarında bu sorun var. Özel temsilcinin açıklamalarında haydi haydi bu sorun var. Diğer tarafta tekçi, merkeziyetçi, üniter yapıda ısrar var.”
Bu ısrarın, Suriye’nin yüz yıllık tecrübesi olduğunu söyleyen Burç, bunun işe yaramadığını vurguladı ve çıkış yolu için “açık siyasal tartışma” çağrısı yaptı: “İyi de o zaman açın şunun önünü. Garantisini sağlayın ki demokratik mücadeleyle bu meseleler tartışılsın, Şam’da müzakerelerle devam etsin.”
Burç’a göre esas itiraz noktası Türkiye: “Buradaki temel faktör buna itiraz eden Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin hükümetleri var. ‘Bu konu kapalıdır, bu konu konuşulmayacak’ deniliyor. Bunu ABD konuşurken dikkate alıyor, Fransa konuşurken dikkate alıyor.”
‘Fiili durum var, ismi konulmuyor’
Burç, sahada bir gerçeklik oluştuğunu, ancak bunun adının konulmadığını söyledi. Yeni kavram arayışlarının da buradan çıktığını belirterek şöyle konuştu: “Ben bütün bu analiz ve yorumlarda yeni kavram arayışları olduğunu zannediyorum. Fiiliyatta bir durum var zaten. İsmi konulmuyor. O var zaten. Ona başka ne isim bulursanız bulun o var.”
Bu noktada, daha önce var olan tanımı hatırlattı: “Oranın adı neydi zaten? Rojava özerk yönetimiydi değil mi?” Burç, çözümün de bu fiili yapının anayasal güvenceye kavuşturulması olduğunu savundu: “Al bunu Suriye’ye entegre, demokratik bir entegrasyon olsun. Özerk yönetim kendi özgünlüğü içinde Suriye’nin birliği ve bütünlüğü içinde anayasal güvenceye kavuşsun. Çok mu zor?”

‘Reform’ değil, yapısal değişim tartışması
Burç, Suriye dosyasında “mesele bitmiş gibi” davranıldığını, oysa rejim inşası tartışmasının sürmesi gerektiğini söyledi.
Burç’un asıl itirazı “reform” diline oldu. Ona göre geçici Şam yönetimi, Esad döneminden kalan kurumsal ve idari şablonun üstüne oturdu: “Şara yönetimi, Esad rejiminin yapısal olarak bütün kurumlarının başına geçti. O kurumlar eski kurumlar. Bu anlaşma bile Esad döneminde kalan vilayetler sistemi üzerinde yapıldı.”
“Devrim” söylemini de bu nedenle tartışmalı buldu: “Devrim diyor ya… Ya ne devrimi? Bir yönetici gitti, başka bir yönetici geldi. Yapı duruyor. Sistem yapısal olarak söylüyorum, Suriye devlet rejimi olduğu gibi duruyor.”
Bu nedenle Burç, “reform” yerine “komple değişim” dedi: “Ne reformu? Komple bir değişime gitmesi lazım. Yeni bir anayasayla Suriye yeniden niye inşa edilmiyor? Ben memurlar işsiz kalsın demiyorum, siyasal yapı olarak neden inşa edilmiyor?”
‘Başka yol yokmuş gibi sıkıştırıyorlar’
Burç, tartışmanın sürekli daraltıldığını ve alternatif modellerin bilinçli biçimde dışlandığını söyledi. Bu durumu şöyle tarif etti: “Dikkat edin, beynimizi bir yerlere sıkıştırmaya çalışıyorlar ve sanki başka yol yokmuş gibi. Ama var.”
Yeni Suriye’nin tarifini de net koydu: “Adil, insan haklarına saygılı, çoğulcu… Suriyenin toplumsal ve ulusal yapısına uygun çoğulcu demokratik bir cumhuriyet inşa edilecek.”
Sembolik isim değişikliklerinin ise hiçbir şeyi çözmeyeceğini belirtti: “Reform şu mu olacak? Arap Cumhuriyeti yerine ‘Suriye Cumhuriyeti’ densin ama otoriter sistem devam etsin. Böyle bir şey olmaz.”

‘Diyalog yolu ile barış’ ve müzakere vurgusu
Burç, Münih Güvenlik Konferansı’nın kuruluş mottosunu hatırlatarak Suriye’de de barışın ancak müzakereyle kurulabileceğini söyledi: “Münih Güvenlik Konferansı’nın motosu: diyalog yolu ile barış.” Burç’a göre SDG ile Şam arasında imzalanan 29 Ocak anlaşmasıyla bir kapı aralandı: “Ben Suriye’de diyalog yoluyla bir barış inşa sürecine girdiğimizi düşünüyorum. Ama yeni bir Suriye’nin diyalog ve müzakereler yoluyla inşa edilmesi gerekiyor.”
Bu sürecin yalnızca Kürtlerin haklarıyla sınırlı olmadığını da ekledi: “Sadece Kürtlerin hakları değil… Alevilerin, Dürzilerin, Ermenilerin, Türkmenlerin… bütün bunların ulusal ve inançsal varlıklarının tanındığı çoğulcu demokratik bir Suriye’ye kapı açar inşallah.”
‘Görünür temas yoktu ama arka planda normalleşme var’
Burç, Münih’te otel koridorlarında ve lobilerde konuştuğu danışman ve gazetecilerden aktardığı izlenimleri paylaştı. Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın konferansta olmamasına, buna karşın MİT Başkanı İbrahim Kalın ve bazı bakanların Münih’te bulunduğuna dikkat çekti. “Görüştüler mi?” sorusuna aldığı yanıtları şöyle özetledi: “Biz görmedik dediler. Görünür de olmadı.”
Ancak perde arkasında bir temas akışının varlığına dair ifadeler de duyduğunu söyledi: “Ama ‘birbirimizden haberdarız’ diyenler de çıktı.” Burç, bunun ilişkilerin normalleşmesi ve sınır kapısı gibi başlıklar bakımından önem taşıdığını belirtti.
Bu normalleşmenin ileride Türkiye’ye de yansıyabileceğini söyledi ve kulisten aldığı cevabı aktardı: “Şeybani ile Mazlum Abdi ve İlham Ahmed birlikte Türkiye’ye de gelirler mi? ‘Neden olmasın’ dedi.”
‘Geriye dönülmez bir nokta’ ve ‘sırat köprüsü’
Burç, son bir ayda Rojava ekseninde yaşanan gelişmelerin Kürtlerin bölgesel konumunu değiştirdiğini savundu: “Kürtlerin artık ocak öncesi Kürtler olmadığı ortada. Tercihleri var ve başka seçenekleri de var.”
Bu durumun bütün aktörler tarafından görüldüğünü söyledi: “Bunu Türkiye’de görüyorlar, Suriye’de görüyorlar, mevcut yönetim görüyor, bölgedeki önemli aktörler görüyor.” Burç, buna rağmen süreçte kırılganlık payı olduğunu da ekledi: “Bir umutluyum ama… Sırat köprüsünden geçiyoruz, umudumuzu koruyarak geçiyoruz.”
‘Hepimiz birbirimize muhtacız’
Burç, tüm anlatısını yeniden o fotoğrafa bağladı ve “ihtiyaç” fikrini bir kez daha öne çıkardı: “Tekrar dönelim o fotoğrafa. Hepimiz birbirimize ihtiyacımız var.” Suriye geçiş yönetiminin Kürtlere; Kürtlerin de çatışma değil müzakereyle çözüme ihtiyaç duyduğunu söyledi: “Çatışma ile değil, diyalogla, müzakere ile çözmeye ihtiyacı var.”
Batı’nın da Suriye’de istikrar arayışını, özellikle göç gündemiyle bağlantılı gördüğünü tekrarladı: “Suriyeli göçmenleri nasıl geri göndereceklerini düşünüyorlar… Herkesin ihtiyacı vardı.”




