NATO’nun Adana’da oluşturacağı çok uluslu karargah, Ortadoğu başta olmak üzere Kafkasya, Doğu Akdeniz ve Kuzey Afrika’dan kaynaklanacak tehditlere karşı ittifakın caydırıcılığı ve savunma kapasitesini artırmayı hedefliyor.
İstanbul’da kurulacak deniz komutanlığı ise Ukrayna Gönüllüler Koalisyonu kapsamında Ukrayna-Rusya savaşı sonrası süreçte Karadeniz’in güvenliği açısından önemli rol oynayacak.
Bu gelişmelerin Türkiye’nin hem NATO içinde hem de bölgesindeki güvenlik mimarisindeki ağırlığını artıracağı değerlendiriliyor.
Milli Savunma Bakanlığı’nın 26 Mart’taki bilgilendirmesinde, karargâhın kurulmasına ilişkin çalışmaların NATO’nun 2023’te aldığı Güneydoğu Bölgesel Planı kapsamında başlatıldığı ancak prosedürler henüz tamamlanmadığından onay sürecinin devam ettiği belirtildi.
NATO karargâhının kurulması için Adana’da konuşlu 6. Kolordu Komutanlığı’nın görevlendirildiğinin kaydedildiği bilgilendirmede, karargahın tam olarak nereye konuşlanacağı ve ne kadarlık bir askeri gücü barındırabileceği açıklanmadı.
Adana, ABD ile mevcut ikili anlaşmalar kapsamında Amerikan askerlerinin kullandığı ve bölgenin en stratejik üslerinden biri olarak bilinen İncirlik Üssü’ne de ev sahipliği yapıyor. Bu yeni gelişme, kentin stratejik önemini daha da artırıyor.
NATO karargahının görevi “Bölgesel Planlar kapsamında, kendisine tahsis edilecek kuvvetlerin entegrasyonunu sağlayarak sorumluluk sahasında caydırıcılık ve savunma faaliyetlerini desteklemek” olarak açıklandı.
Kaynaklar, bu konuşlanmanın bölgede yeni gelişen son gelişmelerle bir ilgisi olmadığını, müttefiklerin bölgesel savunma planlarını çok daha önceden onayladıklarını kaydetti.
Türkiye, Rusya’nın Ukrayna’ya saldırdığı 2022 yılından itibaren ittifakın odağının tamamen Doğu Avrupa’ya kaymaya başlaması üzerine kıtanın güney ve güneydoğusunda yaşanan tehditleri gündeme getirmiş ve aynı yıl Madrid’de yapılan zirvede bu konunun ayrıca ele alınmasını sağlamıştı.
Savunma Bakanlığı kaynaklarının atıfta bulunduğu bölgesel planlar, ittifakın 2023’te Vilnius zirvesinde ele alınmış, Rusya-Ukrayna savaşının yarattığı etkilere yanıt verecek şekilde güncellenmişti.
Vilnius’ta başlatılan süreç 2024’te Washington’da yapılan zirvede alınan kararlarla somutlaşmış ve kıtanın güney bölgelerinde yaşanan ve yaşanabilecek tehditlere karşı daha güçlü, stratejik ve sonuç-odaklı yaklaşımı içeren bir eylem planının kabul edildiği açıklanmıştı.
Savunma Bakanlığı’nın açıklamasından Türkiye’nin yeni bir çok uluslu karargâhı topraklarında kurma konusundaki beyanını 2024’te NATO’ya ilettiği anlaşılıyor.
Çok uluslu karargâhların görevleri neler?
NATO, Türkiye’deki varlığının yanı sıra Rusya’nın 2014’te Kırım’ı ilhakı ve 2022’de Ukrayna’yı işgal girişiminden bu yana doğu kanadındaki askeri varlığını da oldukça artırdı.
Rusya ve Belarus sınırında bulunan çokuluslu muharebe gruplarının sayısı dörtten sekize yükseltildi.
NATO’nun kuzeyden güneye Estonya, Letonya, Litvanya, Polonya, Slovakya, Macaristan, Romanya ve Bulgaristan’da olmak üzere toplam sekiz çokuluslu muharebe grubu bulunuyor.
NATO’nun bölgedeki ana çok uluslu karargâhlarından biri Polonya’da “MNC NE” (Multinational Corps Northeast) olarak anılan karargâh. 1999 senesinden beri aktif olan karargâh, NATO’nun bölgedeki en üst düzey karargâhı ve 2017’den bu yana Yüksek Hazırlık Gücü’ne de ev sahipliği yapıyor.
Polonya’nın kuzeybatısında Szczecin kentinde konuşlu olan MNC NE, bölgede yer alan diğer komutanlıklarla beraber caydırıcılık ve savunma görevlerinin yanı sıra bir saldırı durumunda ittifakın korunması sorumluluğunu da üsteniyor.
Romanya’da konuşlu olan MNC SE (Multinational Corps Southeast) çok uluslu karargâhı ise 2018’te Bükreş’te kuruldu ve sonrasında kapsamlı bir askeri güç olarak Sibiu kentine taşındı.
Bu karargâhın görevleri arasında Güneydoğu bölgesinin korunması açısından ittifak ve üye devletler arasında eşgüdüm sağlanması yer alıyor.
Adana’da kurulacak Türkiye çok uluslu karargahının da Polonya ve Romanya’daki benzerleri gibi görev ve sorumluluklar üstlenmesi öngörülüyor.
Türkiye’nin, kıtanın güneydoğu bölgesine ilişkin güvenlik kaygılarını NATO’nun dikkatine getirdiği 2022 yılında İsrail-Hamas savaşı ve İran’a karşı ABD-İsrail savaşı henüz başlamamıştı.
Haziran 2025’te yaşanan İsrail-İran 12 Gün Savaşı ile 28 Şubat 2026’da başlayan ve hala devam eden Ortadoğu Savaşı’nın yarattığı güvenlik tehditlerinden en çok etkilenen ittifak üyesi olan Türkiye, İran’dan 4-9 ve 13 Mart günlerinde atılan füzelerin hedefi olmuş, bunlar NATO hava savunma sistemleri tarafından önlenmişti.
Böyle bir süreçte kurulması planlanan çok uluslu karargahın başta Ortadoğu, Doğu Akdeniz ve Kuzey Afrika olmak üzere bölgeden kaynaklanacak tehditlere odaklanması bekleniyor. Topraklarında ittifakın en kritik askeri birimlerinden birine ev sahipliği yapacak olan Türkiye’nin NATO’daki kilit rolünün daha da artacağı değerlendiriliyor.
Milli Savunma Bakanlığı, İstanbul’da kurulması planlanan Deniz Unsur Komutanlığı’na ilişkin açıklamayı 28 Mart günü yaptı.
Bakanlığın sosyal medya hesabından yapılan paylaşımda, “Çok Uluslu Kuvvet -Ukrayna Operasyonel Karargâhı Komutanı Tümgeneral Jean-Pierre Fague ve Komutan Yardımcısı Tümgeneral Richard Stewart Charles Bell ile beraberindeki heyet tarafından, Anadolukavağı/Beykoz’da konuşlanması planlı Deniz Unsur Komutanlığı’na ziyaret gerçekleştirildi” ifadeleri yer aldı.
Bakanlık, ilk kez bu bildirimle açıkladığı gelişmeye ilişkin ayrıntı vermedi.
Ukrayna için kurulan Gönüllüler Koalisyonu kapsamında oluşturulan çok uluslu kuvvet, Fransa ve İngiltere’nin liderliğinde faaliyet gösteriyor. Bu sürece aktif katılım gösteren Türkiye, savaş sonrası dönemde “stratejik önemde gördüğü” Karadeniz’in güvenliğini üstlenecek.
İstanbul’da kurulması planlanan yeni komutanlığın temel görevi de oluşturulacak çok uluslu bir mekanizmayla Karadeniz’de seyrüsefer güvenliğinin korunması ve savaşı sonlandıracak anlaşmayla oluşturulması öngörülen düzenin işlemesini sağlamak olacak.
Türkiye, Romanya ve Bulgaristan Temmuz 2024’te kurdukları Karadeniz Mayın Karşı Tedbirleri Görev Grubu aracılığıyla Karadeniz’de seyir güvenliği konusunda işbirliği halindeler.
Türkiye ikinci kez NATO Zirvesi’ne ev sahipliği yapacak
Adana’da yeni bir karargâh ve İstanbul’da yeni bir deniz komutanlığının kurulması gelişmeleri, Türkiye’nin NATO zirvesine ev sahipliği yapacağı bir döneme denk geliyor.
NATO üyesi ülkelerin liderleri 7-8 Temmuz 2026 tarihlerinde Ankara’da bir araya gelecek.
Türkiye, Ukrayna ve İran savaşlarının güvenlik dengelerinin tamamen bozulduğu bir dönemde NATO içinde giderek daha aktif ve görünür olma stratejisini izliyor.
“Zirve yılında” NATO’nun en büyük tatbikatına daha önce hiç görülmemiş şekilde büyük bir katılım gösteren Türkiye, ittifakın Baltık hava sahasının korunmasına ilişkin planlamalarına da aktif katılım gösteriyor.
Muhalefetten eleştiri: ‘Neden bilgi verilmiyor?’
Türkiye’nin güvenliğini yakından ilgilendiren bu gelişmelere ilişkin muhalefet, hükümeti sürece ilişkin yeterince bilgi vermemekle eleştiriyor.
Ana muhalefet partisi CHP’nin dış politikadan sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Namık Tan, sosyal medya üzerinden 29 Mart’ta yaptığı açıklamada, “Asıl sorun, bu ölçekte stratejik adımların kamuoyuna sanki rutin bir idari işlemmiş gibi yeterli açıklama yapılmadan ve zamanlama itibarıyla tartışmaya açık şekilde sunulmasıdır” ifadelerini kullandı.
Eski diplomat olan Tan, son yaşanan gelişmelerin Türkiye’nin yeni bir bölgesel güvenlik mimarisinin parçası haline getirildiğini gösterdiğini; yeni kara ve deniz komutanlıklarının oluşturulmasıyla Türkiye’nin askeri rolünün kara ve deniz boyutlarıyla yeniden tanımlandığı kaydetti.
Türkiye’nin bu süreçte oynayacağı rol ve karar alma mekanizmalarına katılımı gibi birçok soru olduğunu belirten Tan, şu ifadeleri kullandı:
“Şeffaflık göz ardı edilerek, yangından mal kaçırırcasına atılan her adım, Türkiye’nin güvenliğini güçlendirmekten ziyade stratejik belirsizlikleri derinleştirme riski taşıyor.
“Bir yandan NATO’yu eleştirirmiş gibi yapan, diğer yandan çok sıradan tasarruflarda bulunuyormuş gibi bu adımları atan iktidarın tutumu tam bir ikiyüzlülüktür.
“İktidar tarafından açık, net ve zamanında bir bilgilendirme yapılması artık bir tercih değil, zorunluluk haline gelmiştir.”




