Orada geride kalmış olabilir gözyaşlarım için
Gözlerimin hiçbir kıyı ve köşesini aramayın
Gözyaşlarımı
Ve sizinkileri de
Bağ, bahçe, dereler
Ve dikenleriyle
Hepsini beraberimde getirdim
Her şey o kadar iç içe ve o kadar hızlı akıyor ki insanın anıları da birbirine değe değe ilerliyor. Hüzün, yas, çığlık, sevinç, acılar, neşe, mücadele bir arada. Bir insanın ormanda, dağda, denizde olması gibi bir şey bu. Hepsini biriktire biriktire taşıyor.
Mart ayı böyle bir ay. Gerçi bütün ayları aynı sosyalistlerin. Hep bir mücadele, hep direniş ve ölümün kıyısına demir atmış yas günleri ile dolu. 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü ile başlar. Bir katliamdan sonra direnişin sembolü olarak mücadele tarihinde yerini alır. Kapitalizm her güne el attığı gibi geçmişinin kirli tarihini bu güne taşır ve hediye gününe döndürme utanmazlığını göstermekten çekinmez. Kara tarihini kâr gününe dönüştürüp, bir şey olmamış gibi reklamlarına devam eder.
Gökyüzünün gözleri önünde
Bulutları çaldılar
Bulutların gözleri önünde de
Rüzgârı çaldılar
Rüzgârın gözleri önünde
Yağmur damlalarını çaldılar
Yağmurun gözleri önünde toprağı çaldılar.
Hırsızları gören gözleri de
Toprağa gömdüler!
Belki de tarihin en barbar, en katliamcı yok ediş saldırısıdır Halepçe Katliamı. Takvim yaprakları 16 Mart’a geldiğinde, çocuk, kadın, yaşlı, hayvan ayrımı yapılmadan kimyasal gazlarla girişilen bir soykırım fermanı olarak yer alır tarih sayfalarında. Üzerinden 38 yıl geçmesine rağmen hafıza tarihinin en acı günlerinden biridir. İnsanlık onuru olmayan barbarlar dünyanın her yerinde aynı şeyi yaparlar. Guernica, Nazi Almanyasının uçaklarıyla bombalanırken, Faşist Franco ellerini ovuşturuyordu. Bugün ise İspanya’da farklı bir ses insanlığın onuru için dünyanın vicdanına katliam ortağı olmama çağrısı yapıyor. Tarih böyle bir şey. Faşistler tarihin çöplüğünde olamaya devam edecekler. İnsanlık onuru için direnenler ise her yerde. Saddam Hüseyin, kendisini besleyenler tarafından yok edilirken, Kürtler tarihin sayfaları içinde yürümeye devam ediyorlar.
Acayipti,
Hiçbir zaman o günü unutamam
Soğuk ve ruhsuz cesedin bu tek caddesinde
Sonsuza kadar açılmış gözlerimi
Bir Pasdar’ın nur dolu sakallarına dikmiştim
Cesedim olan Halepçe
Üzerine ağlıyordu,
Aynı zamanda hızla ellerini cebine sokuyordu
Sine ve Mehabad’ın
Gökkubbelerinden üzüm tanelerini
Yiyiyordu.
İşte buydu hikâyesi Onaltı Mart’n
İşte buydu boğulmuş göğsümün.
21 Mart ise yine bir direniş günü olan Newroz ve dünyanın onurunu koruyan, vicdansızlığa, zalimliğe karşı direnen şiir günüdür. Coşkunun ve ruhun baharı karşıladığı bu gün, halayın ve şiirin kol kola girdiği gündür aynı zamanda. Newroz coşkusu ve şiirin birbirine verdiği söz, düşün ve imgenin ovalarda, nehirlerde, dağlarda, denizlerde özgürlüğe doğru ilmek ilmek ördüğü kararlılık ve varolma sözüdür.
Kuş uçtuğunda
Bir hayal taşıyor yeryüzünden gökyüzüne
Ve döndüğünde
Beraberinde bir şiir getiriyor!
Türkiye devrim tarihinin en yorgun ve durduğu gün ise 30 Mart’tır. Kızıldere’de, bir ülkeye özgürlük ve yaşanılası demokratik yılları getirecek en güzel evlatlarından 10’u katledildi. Onları yazmadan, söylemeden geçmek olmazdı. Onların katledilmesi solun birlikteliğini yok etti. Onların yok edilmesi ayrışmanın yollarını açtı. Oysa o yol ısrarın ve düşünmenin yoluydu.
İktidarı halk adına istemek hep tehlikeliydi. Ölüme meydan okumak ise o tehlikeye karşı koymaktan geçiyordu. Her biri cesurca yola düşerken bir miras bıraktıklarının farkındaydılar. Her zaman son noktayı haklılar ve korkmayanlar koyacaktı. Çünkü zaman kalplerin atışında diğer zamana akıyordu. Anıları önünde saygıyla eğilirken Newroz ve Dünya Şiir günü için sol yumruğumu havaya kaldırıyorum. Newroz Piroz Be, Dünya Şiir Günü kutlu olsun.
Not: Şiirler Şêrko Bêkes’in Güneyden Şiir Yağmuru kitabından alınmıştır. Kürtçeden çevirenler: Şirwan Rehim, Azad Dilwar, Baker Schwani.




