Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel, partisinin TBMM’deki haftalık grup toplantısında gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
Grup toplantısına çok sayıda milletvekili, belediye başkanı, il ve ilçe yöneticisi de katılım sağladı.
Özel’in konuşmasından öne çıkanlar şu şekilde:
“Yıllardır doğası için direnen Akbelenlilerle kucaklaştık. Pazar günü Milas’taydık ve Akbelenlilerle birlikteydik. Ülkemizin cennet bir köşesini para hırsı için, bir yandaşa verilen bir sözün tutulması için -o yandaş firmanın ifadesiyle ‘Biz maden ruhsatının peşinde değiliz, bize şu kadar milyar liralık yer sözü verdiler, tutmuyorlar. Paramızı versinler çekilelim gidelim’ dedikleri bir yerde- milyonlarca zeytin ağacının katledileceği şekilde maden ruhsatlarının verildiği Akbelen’deydik.
Orada ifade ettim, burada bir kez daha ifade edeyim: Yandaş kanalları izleyenler, hepimizin vergileriyle maaşların ödendiği ama iktidarın sesi olmuş, muhalefeti duymayan, köylüyü duymayan, çevrecileri duymayan, katliama direnişi duymayan TRT’yi izleyenler sanabilirler ki; Akbelen’de birileri bağırıyor çağırıyor, acaba ne yapıyor? Bilmiyor olabilirler.
Akbelen’de köylüler; elinde bastonlu 90 yaşında nineler, dedeler, gencecik torunlarıyla birlikte direniyorlar. Sebebi; dünyanın en güzel coğrafyasına verilen maden ruhsatı ve o ruhsatın genişletilmesi, milyonlarca ağacın yeniden kesilecek olması. Bu nasıl yapılır? Zeytin ağacı üzerindeyken olmaz, kanun koruyor.”
‘AYM’nin hukuka, akla uygun bir karar vermesini bekliyor’
“Geldiler burada kanun çıkardılar. Dediler ki Akbelen’in koordinatlarını vererek ‘Burayı verdik’ dediler. Kanun olunca, kanun kanunla çatışınca fırsattan istifade ‘E burası verildi, burayı kesmeye başlayalım.’ Akbelenliler buna direniyor. Biz de bu kanunu Anayasa Mahkemesi’ne götürdük. Anayasa Mahkemesi’nin önünde bekliyor. Anayasa Mahkemesi’nin önünde beklerken gözü yaşlı Akbelenli teyzelerim, ninelerim, amcalarım Anayasa Mahkemesi’nden haber bekliyor.
Akbelen ormanlarındaki 100’ün üzerindeki farklı bitki, 200’ün üzerindeki hayvan ve kuş türü kulağını kabartmış; Anayasa Mahkemesi’nin hukuka, akla, vicdana uygun bir karar vermesini bekliyor. Biz bir yandan Anayasa Mahkemesi’nden bir an önce bu kanunu görüşmesini ve şüphesiz anayasaya apaçık aykırı kanunu durdurmasını.
Yapacak mı? Büyük ihtimalle yapılır. Çünkü vicdanı olan, insafı olan, okuryazarlığı olan hiç kimse böyle bir katliama sessiz kalmaz, Anayasa Mahkemesi üyelerinin de kalmayacağını ümit ediyoruz. Ama bir yanda acelesi olanlar var. Ne için? Ağaçları kesmek için, sincapları kuşları öldürmek için, o güzelim Akbelen’i kabak gibi kazıyıp altındaki madeni almak için, kömürü çıkarmak için. Peki, bu şirketin acelesi mi? Yok, daha çok Tayyip Bey’in acelesi.”
‘Milletimize Recep Tayyip Erdoğan’ı şikayet ediyorum’
“Bakın, bu ülke neredeyse kurulduğu günden beri Bakanlar Kurullarına, Cumhurbaşkanına verilmiş yetki var. Diyor ki; acele kamulaştırma yetkisi. Yurt savunması ve milli güvenliği ilgilendiren pek acil konularda, olağanüstü hallerde Cumhurbaşkanı tarafından acele kamulaştırma kararı verilebilir, fiyat takdiri hariç geri kalan bütün işlemler sonra yapılır. Bu ne biliyor musunuz? Karşıdan düşman ordusu geliyor. Sen ülkeyi savunmak için bir yere ihtiyacın var, diyor ki ‘Dayı burası benim tarlam giremezsin.’ ‘Dayı al parayı çekil kenara’ maddesi bu. Al parayı çekil kenara. Neden? Milli güvenlik, yurt savunması.
Bu yetki, bu yetki Kıbrıs Barış Harekatı’nda falan kullanılacak yetki. Bu yetki topraklarımız tehdit altında veya bir tepe var Türkiye’yi koruyacak uçaksavarlar füzeler ancak oraya konacak, ‘Vermem de vermem, satmam da satmam.’ Zaman dar, ‘Al parayı çekil kenara’ yetkisini Recep Tayyip Erdoğan; bu anayasal, bu kutsal, bu çok nadir, bu çok istisnai yetkiyi Anayasa Mahkemesi bozmadan evvel ‘Ver parayı çekilsinler kenara yandaş şirket kessin ağaçları’ diye kullandı. Duymayan kalmasın, bilmeyen kalmasın ki Erdoğan verilen bu yetkiyi bir şirket AYM kararı çıkmadan bütün zeytinleri kessin, eşek ölsün ortaklık bitsin diye kullandı. Bunun için buradan hem milletimize Recep Tayyip Erdoğan’ı şikayet ediyorum hem de Anayasa Mahkemesi’ne; geciktiğiniz her gün ölen hayvanlar, kesilen ağaçlar, ortadan kalkan bitki örtüsü ve talan edilen doğa demektir, lütfen elinizi çabuk tutun diyorum.”
‘En güzel yerler bir talan girişimiyle karşı karşıya’
“80 yıllık Cumhuriyet tarihi boyunca 1360 maden ruhsatı verilmişken, son 20 yılda 365 bin; yani 365 katı maden ruhsatı vermişler dörtte biri zamanda. Bir gözü dönmüşlükle karşı karşıyayız. Ordu’nun, Giresun’un %70’ini, 80’ini, Muğla’nın %65’ini maden ruhsatına açmış, en güzel yerleri maden ruhsatına açmış bir talan girişimiyle karşı karşıyayız.”
‘Murat Kurum İliç faciasındaki sorumluluğunu hep inkar etti’
“Değerli konuklarımız, maalesef grup toplantımızdan dört gün önce, 13 Şubat 2024 tarihi Erzincan İliç maden faciasının beşinci ay dönümüydü. 9 işçimizi yitirmiştik korkunç bir şekilde. O faciada da para hırsı için, maden şirketi daha çok para kazansın diye kapasiteyi arttırmışlardı. Ve insanlar demişti, ‘Buraya bir felaket geliyor’ diye. Onu dinlemediler. Resmen üst üste yığılan maden liçi kaydı, dağ kaydı ve 9 işçimizi yok etti, yuttu gitti. Aylar sonra cenazelerine ulaşabildi aileler. Oradaki hukuk mücadelesi sürüyor. Bugün mahkeme var Erzincan’da. Genel Başkan Yardımcımız, Parti Meclisi üyelerimiz, milletvekillerimiz oradalar; o hukuk mücadelesine Erzincan Adliyesi’nde destek veriyorlar.”
‘İliç’in kanı Murat Kurum’un elindedir’
“Buradan AK Parti’nin kara düzeni, yani Akbelen’de madenciyi sincaba tercih eden kara düzen, bugün İliç’te yaşananların baş sorumlusudur. Hatırlayın; Murat Kurum, o dönemin bakanı, sonra İstanbul’a gidip orada AK Parti’nin adayı olmuştu ve Ekrem İmamoğlu tarafından 1 milyon 150 binin üzerinde bir farkla mağlup edilmiş; İstanbullu ‘Yahu İliç’e ne yaptığını gördüm, ne işin var senin İstanbul’da, çek elini İstanbul’dan’ deyip Murat Kurum’u defetmişti. O Murat Kurum, o Murat Kurum, İliç faciasındaki sorumluluğunu hep inkar etti. Ve bakın, bakın şimdi Murat Kurum’un ‘Benim sorumluluğum yok, kapasiteyi ben arttırmadım, benimle ne alakası var’ dediği… İkinci kapasite artışı faciayı getiren… İkinci kapasite artışı ve flotasyon tesisi projesiyle ilgili olarak hazırlanan ÇED raporu, ÇED yönetmeliği kapsamında kabul edilmiştir. Makamlarınızca uygun görülmesi halinde söz konusu projeye ait ‘ÇED Olumlu’ kararının verilmesi hususunu takdir ve tensiplerinize arz ederim. Altında imza: Olur… Murat Kurum. İliç’in kanı Murat Kurum’un elindedir. AK Parti’nin kara düzeninin elinde İliç’in kanı vardır arkadaşlar.
“İliç’in kanı Murat Kurum’un elindedir”
🗣️Özgür Özel: “AK Parti’nin kara düzeni, yani Akbelen’de madenciyi sincaba tercih eden kara düzen, bugün İliç’te yaşananların baş sorumlusudur”
➡️İzlemek için: https://t.co/GzkTAKmT3j pic.twitter.com/qPSuHOMhjo
— İlke TV (@ilketvcomtr) February 17, 2026
Değerli arkadaşlar, değerli konuklar; bu Murat Kurum, bu Murat Kurum şimdi deprem bölgesinde, ilk üç gün orduyu dışarı çıkarmayanların, üç gün çadır yok diye 1999’da eleştirdikleri hükümetten sonra 33. gün daha çadır dağıtamayanların, millet çadır sırasındayken Kızılay’a çadır sattıranların, bir yılda konutları vereceğiz deyip de bu konutların bir yılda %2’sini bile vermeyenlerin, 3 yılın sonunda %70’e gelince de buradan bir başarı hikayesi anlatmaya çalışanların, övmeye köpürtmeye çalıştığı Murat Kurum İliç’in de sorumlusudur. Bütün beceriksizliklerin de sorumlusudur.”
‘Bahçeli’ye siyasi namus yanıtı’
“Son olarak da bugün Sayın Devlet Bahçeli deprem bölgesiyle ilgili -ki ne iyi bir iş yapmışız, bütün grup hep beraber gittik deprem bölgesinde büyük bir çalışma yaptık ve neyi ortaya çıkardık?- faizsiz verilmesi gereken deprem konutlarının bazılarından faiz almaya niyetlendiklerini, deprem bölgesindeki yapılan dükkanlardan faiz almaya niyetlendiklerini, evlerle ilgili de boş senetlere imza attırdıklarını… Biz bunu söyledik, biz bunu söyledik. Neden söyledik? Hatay milletvekillerimiz dedi ki: ‘Koşun gelin, millete boş senete imza attırıyorlar.’ Malatya, Kahramanmaraş, Gaziantep milletvekillerimiz dedi ki: ‘Doğru, senete imza atmayana anahtarını vermiyorlar.’
Biz altı günde 55 çalışma yaptık. Konteyner kentleri gezdik. Evi alanı, alamayanı dinledik. Boş seneti gördük ve dedik ki: ‘Boş senete imza attırmak tefeci işidir bunu yapmayın, faizi çizene anahtar vermiyorsunuz; faiz almayacağınızı açıklayın ve boş senetleri yırtın atın.’ O kadar çok yalan attılar, o kadar çok kendi televizyon kanallarında lafı yuvarladılar ki üzülerek takip ettim Sayın Bahçeli bugün ‘Konutlarına kavuşan vatandaşlarımıza boş senet imzalatıyorlar demek yalnızca bühtan değil siyasi namusla çelişen bir hezeyandır’ demiş.
Sayın Bahçeli, bununla ilgili çok siyaset içinde verilecek çok sert cevaplar var; bir kelime demeyeceğim, bir kelime demeyeceğim. Alın bunu, alın bunu: ‘Afet Borçlandırma Senedi.’ Madde 1 Tanımlar, Madde 2 Borç Tutarı: ‘Bankaya toplam nokta nokta TL, yalnız bu kadar borçlandığımı… Borçlunun beyanı: Nokta nokta oranında akdi faiz ödemeyi, bankaya olan borcun nokta nokta yıl vadeli olduğunu kabul ederim.’ İmzası atılmadan anahtar verilmiyor.
Burada bühtan varsa Murat Kurum’dadır. Burada iftira varsa Murat Kurum’dadır. Hezeyan varsa da ‘ittifak ortağım’ diye onlara inanan, bir tane depremzedeye gidip de sormayan şahsınızın siyasetinin adıdır. Buyurun!
Cumhuriyet Halk Partisi bir siyaset yapıyorsa, bir eleştiri yapıyorsa, bir şey söylüyorsa Cumhuriyet Halk Partisi’nin bir ayağı bu kürsüdeyse bir ayağı Hatay’dadır. Bir ayağı, bir ayağı Gaziantep’tedir, İslahiye’dedir, Nurdağı’ndadır, Adıyaman’dadır, Yaylakonak’tadır. Ve Cumhuriyet Halk Partisi bir şey söylüyorsa Murat Kurum gibi palavradan değil yürekten, sahadan söylüyordur.
Ben Sayın Bahçeli’den, Sayın Bahçeli’den büyüğümüzdür, özür beklemiyorum bu lafları için. Sayın Murat Kurum’dan Bahçeli’ye ‘Kusura bakmayın, sizi bu hale getirdim’ diye özür telefonu bekliyorum. Sayın Bahçeli’yi Murat Kurum arasın.”
“Ne olacak söyleyeyim, ne olacak biliyor musunuz? Biz böyle ayakta meydanda oldukça, sahada oldukça, milleti dertlendiren onlar, derdi dinleyen, çözmeyi vadeden, çözülsün diye emek veren bizler oldukça bunlar böyle geri adımlar atacaklar. Faiz almayacaklarını açıkladılar. Şimdi diyorlar ki ‘Küçük paralar olacak, bilmem ne olacak.’ 71 milyar dolar para toplanmış bu milletin vergilerinden, bağışlarından. 40 milyar lirası evlere gitmiş, helali hoş olsun; o boş senetlerin hepsini ya size yırttıracağım ya iktidar olup ben yırtacağım.”
Özgür Özel’den Bahçeli’ye ‘siyasi namus’ yanıtı
📌”Bahçeli’den büyüğümüzdür, özür beklemiyorum bu lafları için. Murat Kurum’dan Bahçeli’ye ‘Kusura bakmayın, sizi bu hale getirdim’ diye özür telefonu bekliyorum. Sayın Bahçeli’yi Murat Kurum arasın”
📌”Burada bühtan varsa Murat… pic.twitter.com/qmuIAFKliM
— İlke TV (@ilketvcomtr) February 17, 2026
İstanbul Sözleşmesi
“Maalesef bugün Türkiye’de kadınlar kendilerini halen güvende hissetmiyorlar. Eşitsizlik, adaletsizlik, kadına karşı şiddet, cins kırımı devam ediyor. Ve maalesef Adalet ve Kalkınma Partisi iktidarı pek çok alanda olduğu gibi burada da artık ülkeye ve ülkenin kadınlarına bir felaketi yaşatıyor. Kadın cinayetlerinin önü alınamıyor, kadına karşı şiddetin önü alınamıyor. Ve öyle ki övünerek desteklediğimiz, yürekten desteklediğimiz, övünerek oy verdiğimiz İstanbul Sözleşmesi’nin kabul edildiği yıl yaşanan hızlı düşüş, Adalet ve Kalkınma Partisi’nin bu konuda gevşemesiyle sonra meclisin kabul ettiği bir uluslararası sözleşmeydi ki İstanbul’da yapılmıştı, o sözleşmeden Sayın Erdoğan’ın kendi başına tek imzasıyla, tek başına çıkmasıyla adeta devleti kadının arkasından çekti. Ve o günden bugüne de istatistikler, rakamlar çok daha kötüye gidiyor.
“17 Şubat 2026 günü bir kez daha sözümüzü yeniliyoruz. Bu kürsülere, o zaman salon başka olacak, bu kürsülere Türkiye Cumhuriyeti’nin iktidar partisinin genel başkanı olarak yine çıkacağım ve o gün göreceksiniz ki bu meclise sevk ettiğimiz ilk anlaşma İstanbul Sözleşmesi’ne geri dönülme anlaşması olacak. Söz veriyoruz Türkiye’deki tüm kadınlara, tüm kadınlara!”
‘Dünyada adını bile bilmediğimiz ülkelerde gıda enflasyonu bizden düşük’
“Maalesef ekonomik kriz tüm yakıcılığıyla devam ediyor. Ocak ayı enflasyonu yüzde 4.8 açıklandı. Biliyorsunuz Aralık enflasyonu yüzde 0.89’du. Yani devlet eliyle emeklisine, çalışanına, devletin memurlarına çok büyük bir kazık atıldı. Enflasyonu Aralıkta düşük gösterdiler; yüzde 4 cebinize girecek maaşlardan çaldılar. Sonra o enflasyonu Ocak ayında 4.8 olarak gösterdiler. Diğer kuruluşlar 6.5 – 7 buluyor. Maalesef öyle bir noktadayız ki, enflasyonda Avrupa birincisiyiz. Ama bu hesaplanan enflasyonlar hep ortalama enflasyon, manşet enflasyon. Ama gerçek enflasyon dediğiniz, örneğin gıda enflasyonunda; dünyada gıda enflasyonu yüksekliğinde dünya dördüncüsüyüz. Gıda enflasyonu yüksekliğinde üzerimizde üç ülke var: İran, Arjantin, Güney Sudan.
Bunun dışında dünyada adını bildiğin bilmediğin ülkelerde gıda enflasyonu bizden düşük. Mesela adını bilirsin Angola; bizden düşük. Burundi; bizden düşük. Malavi… Malavi gıda enflasyonu bizden düşük. Türkiye Cumhuriyeti’nin bir aylık enflasyonu, dünyadaki 100 ülkenin bir yıllık enflasyonundan yüksek. Hani diyorlar ya “Enflasyon bütün dünyanın derdi”, doğru. Almanlar 2.1 olan enflasyon yüzde 4 oldu mu deli çıkarlar, hemen tedbir alırlar. Tek rakamlı değil, yüzde 4’ün 3’ün altındaki enflasyon makbul enflasyon. Avrupa’da yüzde 2.4.
‘Ekonomi iyi olacak yalanı yılın ilk ayında çökmüştür’
“Burada bu enflasyonlar bu noktada ve kimin sorumluluğunda? Diyor ya “Her şeyin sorumlusu benim ben. Ben ekonomistim” diyor. Bakın tutanak altında, canlı yayında… Erdoğan, Aralık 2020; “2021’de enflasyonu tek haneye indireceğiz” demiş. 2021 enflasyonu yüzde 36 çıkmış. Kasım 2021; “Faiz sebeptir, enflasyon neticedir, 2022’de bu çarkı bozacağız” demiş. Enflasyon yüzde 64’e çıkmış. Aralık 2022; “Herkes 2023 hesabını yüzde 20’ler seviyesinde bir enflasyona göre yapsın” demiş. Enflasyon yüzde 65 çıkmış. 2023’te; “Enflasyon tek haneye inecek” demiş 2023’ün sonunda. 2024 enflasyonu yüzde 44 olmuş. Bu sene yüzde 13-19 diye hesaplıyorlardı, daha senenin ilk ayında yüzde 21’e revize ettiler. Ama işi bilen bütün uzmanlar yüzde 28-30’un altında enflasyon beklemiyor.
Türkiye maalesef kötüye gidiyor, gitmeye devam edecek. AK Parti Türkiye’ye hiçbir konuda iyi gelmedi, gelmemeye devam edecek. Ekonomi iyi olacak yalanı yılın ilk ayında çökmüştür. Yılın ilk ayında bütçe 214,5 milyar lira açık verdi.
Ve Ocak ayında faiz ödemeleri bir önceki yılın Ocak ayına göre yüzde 180 arttı. Geçen sene Ocakta 163 milyar faiz ödemişiz, bu sene 456 milyar. Faiz ödemeleri yüzde 180 artmış ama yatırıma giden bütçe yüzde 37 azalmış. Bakın, yüzde 37 artmış olsa bir umut olur seneye. Yüzde 37 azalmış. Düşünün ki bir şirket sahibisiniz, genel müdür burada. Soruyorsun; “Evladım nasıl girdik Ocak ayına?” “Vallahi efendim faiz ödemeleri yüzde 180 arttı.” “E o zaman para alıyorsun faiz ödüyorsun, üretim ne kadar arttı?” “Üretim yüzde 38 düştü.” Öl ki ölem, öl ki ölem!”
‘Bu krizi bitirmek sandıktaki birinci vazifedir’
“O genel müdürü, o finans müdürünü anında sepetlemezsen gelecek sene iflas edeceğin bellidir. Türkiye Cumhuriyeti seçmenlerinin sırtından bu keneleri atmak ve bu krizi bitirmek sandıktaki birinci vazifedir. Sandıktaki birinci vazife.
Yoksullukla mücadelede bütçeye para konuyor. Yani nedir? Yoksullara yapılan bütün yardımlar. Bir yıl boyunca yoksullukla mücadeleye devletin aradığı, ayırdığı paranın -ki 28 milyar o para- 16 katını Ocak ayında faize ödedik. Bir yılda bütün yoksullara verilenin 16 katı, Ocak’ta faize ödenmiş.
İşte böyle olunca; bu ülkede yoksulluk niye var, emekliler neden bu halde? Hepsinin sebebi o ‘çok bilirim’, ‘ben bilirim’, ‘o sebeptir bu sonuçtur’… Almanya %2’lik enflasyon arkadaşlar, iki. 4-4,5-5 oldu, faizleri 6’ya çıkardı, enflasyonu oradan aşağı çevirdi. Niye? Enflasyon artarken cebimdeki para eriyecek diye millet o parayla bir şey almaya kalkıyor, enflasyon bu. Faizi onun üstüne koyuyor ki, parayı bankaya çekiyor, enflasyonu durduruyor. Bu kadar basit. Çocuğun anlayacağı basit bir şeyi Erdoğan’a yıllarca anlatamadılar. Anlamadan geldi, bilmezden geldi.”
‘AK Parti’ye oy verenler 2015’i hatırlasın’
“2018 yılı… Hatırlayın aslında bu hikaye 2015’te başladı. Cumhuriyet Halk Partisi dedi ki 2015, 7 Haziran kampanyasında: ‘Her emekliye dini bayramlarda birer maaş ikramiye.’ Bunu Milliyetçi Hareket Partisi de sahiplendi, bir başka şekilde ifade etti. O dönem DEM, bugünkü DEM’in o dönemki partisi, onlar da söyledi. AK Parti ise hiçbir şey söylemedi. ‘Veremezler, veremezler’ dedi, ‘Kaynak yok’ dedi falan. 7 Haziran seçimlerini kaybetti. Aslında demokrasinin güzelliği de burada. Yani AK Parti’ye oy veren seçmen 2015’i hatırlasın. 7 Haziran’da emekliye birer maaş ikramiye diyen partiler çoğunluğu sağladı, AK Parti çoğunluğu sağlayamadı, hükümeti kuramadı ve yeniden seçime gidildi.
O seçime giderken 1 Kasım’da -tabii çok kötü şeyler de oldu, patlamalar, terör olayları, onlar ayrı konuşulur- ama AK Parti, CHP’nin ‘Yapacağım’ dediği, taşerona kadroyu mesela ‘Biz de vereceğiz’ dedi. Başka vaatlerini de söylerken dedi ki; ‘Biz de emekli ikramiyesi vereceğiz.’ Söz verdik Tayyip Erdoğan… 2015 1 Kasım’a giderken. 15’te vermedi; nasılsa seçim yok. 16’da vermedi; nasılsa seçim yok. 2017 vermedi; nasılsa seçim yok. 2018’de verdiler. Neden? Seçim var. Şimdi özellikle bu günlerde sürünen emeklilerin, aç bırakılan asgari ücretlilerin, perişan edilen herkesin Tayyip Erdoğan’ın seçim senesinde bir şey yapıp sonra nasıl yüzüstü bıraktığını da aklının bir kenarına herkes koysun.
O sene biz itiraz ettik, ‘Yetmez’ dedik. 1.000 lira vermişti, 1.000 lira. Hatırlıyor musunuz? 1.000. Biz ‘Bir maaş’ dedik, o 1.000 lira verdi. O 1.000 lira, 24 kilo kuşbaşı alıyor. Kavurmalık kuşbaşı, 24 kilo. O günün parasıyla. O gün kuşbaşı 24 kilo alıyor. 2025 yılı, geçen sene 4.000 liraydı. 6 kilo kuşbaşına düşmüş. Bakın bana diyor ya; ‘Ey Özgür, o hesap defterini bırak, hesap makinesini. Altın hesabını bırak, filancanın hesabına bak.’ Bak senin hesap… Senin verdiğin, ilk verdiğin emekli ikramiyesi 24 kilo dana kuşbaşı alıyor. Son verdiğin emekli ikramiyesi 4.000 lira, 6 kilo alıyor.
Şimdi hazırlık yapıyorlarmış Plan Bütçe Komisyonu’nda. 4.000’i 5.000 yapacak. 5.000 lira bu sene 4 kilo kuşbaşı alıyor arkadaşlar. 24 kilo kuşbaşı alan emekli ikramiyesinden, 4 kilo kuşbaşı alan emekli ikramiyesine… Peki emekliler, hatırlayın Cumhuriyet Halk Partisi ne diyor? ‘Emekli ikramiyesi, emeklilerin bayram ikramiyesi bir asgari ücret olmalıdır’ diyor değil mi? Bir asgari ücret olmalıdır.”
‘Bir Ramazan paketini, bir koliyi de biz yapalım’
“Şimdi buradan şunu ifade etmek isteriz ki; söylediğimiz hiçbir sözün karşısına çıkıp bir tane AK Partili dönüp de bütçe görüşmesinde, plan bütçede arkadaşlarımızın karşısında, meclis kürsüsünde, televizyonda… Buradan açıkça söylüyorum Sayın Erdoğan’a: Bakın, Türkiye’de siyasetin dili sert. Gerginlik var, kötü söz duyuyoruz, hak etmediğimizi duyuyoruz. Hak ettiğinizi söylüyoruz. Gelin, Ramazan geliyor. Gelin bu milletin sesini duyalım. Siyasette sesleri biraz kısalım, birazcık alt perdeden konuşalım ama bu milletin sesini duyalım. Mesela diyelim ki biz emekli için, asgari ücretli için, çiftçiler için hayatı kolaylaştıracak bir Ramazan paketini, bir koliyi de biz yapalım.”
‘Getir sandığı ben çözeceğim bütün sorunları’
“Bu ülkede bunun için gereken her şey var. Bir tek şey eksik: Siyasi irade eksik. Yoksa her şeye para bulan; faize para bulan, köprüye para bulan, ona para buna para bulan, yandaşa para bulan ama bize geldiğinde, yoksullara geldiğinde bulamayan… Aa yalan mı söylüyoruz? Gelin Ramazan’ın ilk akşamı, yarın akşam çıkalım TRT stüdyolarına. Ben bu hesapları getireceğim, sen de gel karşıma de ki “Bunlar yanlış”. Bu ülkede oyu alırken yoksuldan alan, emekliden emekçiden alan, orta direkten alan; sonra da bütün hizmeti zenginler, varsıllar için yapan, yoksula sırtını dönen Erdoğan’a söylüyorum.
Bu vakitten sonra “Bütün partiler birlikte bir şey yapalım” derseniz; gazi için buradayız, şehit için buradayız, emekli emekçi için buradayız. Ha yapmazsan senden bir şey isteyen ne olsun! Tek bir şey istiyoruz: Getir sandığı, ben çözeceğim bütün sorunları!
Ramazan geliyor, davulcular sokağa inecek. Davulcular mani söyler. Vallahi şunu söyleseler çok hayra girerler. Bütün davulculara sesleniyorum; böyle vursunlar davula ve desinler ki: “Ey ahali, duyduk duymadık demeyin! Bu iktidar altın yumurtlayan tavuğu satıyor! Bu iktidar Boğaz köprülerini, otoyolları satıyor!” Bu konuda Avrupa’daki bütün dergiler yazıyor, ekonomi kanalları yazıyor. İngiliz’in, Kanadalı’nın ağzı sulanıyor; bizimkiler susuyor.
Bu suskunluğa karşı İstanbul İl Başkanlığımız bugün Arnavutköy-Ortaköy arasında yürüyüş yapacak. Neyi protesto edecek? Köprünün satılmasını. İstanbul Valiliği izin vermiyor, Allah ondan razı olsun. Allah İstanbul Valisi’nden razı olsun. İzin verse 100 kişi, 1.000 kişi, 10.000 kişi duyardı; Allah’ın izniyle bu akşam 10 milyonlar duyacak.
’25 yıllık geleceğimizi satıyorlar’
“Bakın çok basit anlatıyorum, lütfen anladığınızı anlatın. Şöyle yapıyorlar: Köprüleri 3,5 milyona satıyorlar, bu parayı hemen alacaklar, 25 yıllık gelirini yabancı şirkete verecekler. Ne olacak biliyor musunuz? 5 yıl süre var ya 5 yıl, 600 milyon kazandığı için 5 yılda bu para zaten gelecek. Bunun ilk 2 yılı kendi iktidarı, zaten bu sene ve seneyi alacaksın. CHP’nin iktidarının ilk 3 yılında alacağı para karşılığında 25 yıllık geleceğimizi satıyorlar.
25 yıl! 25 yıl boyunca… Gideceğini anladı, para lazım seçim için. Parayı öne çekmek için, bir de para kalmasın geleceğin iktidarına, o parayla verdiğimiz sözleri tutmayalım tutamasınlar diye memlekete yaptığı kötülüğe bak. 5 liranın 2’si kendi iktidarında geliyor zaten. Bu 3’ünü de ver 25 lirası senin olsun diye teklifte bulunuyor yabancı şirketlere. Vallahi Ramazan’ın ruhuna yönelik olarak söyleyeyim, Kadir İnanır’dan söyleyeyim: Tayyip Bey, bizim adımız Tatar Ramazan. Biz bu oyunu bozarız!
Bir başka rezalet geçen hafta Boğaziçi’nde yaşandı. Biliyorsunuz Boğaziçi Üniversitesi’ne 2020’de kayyum atadılar, Melih Bulu’yu. Daha sonra da yerine Naci İnci atandı. 1259 gündür akademisyenler Boğaziçi’nde eylem yapıyorlar. Boğaziçi Üniversitesi öğrencisiyle, öğretim görevlisiyle, mezunuyla ve milletin onlara verdiği destekle dimdik ayakta duruyor. Rektörlüğe kayyumluk diyorlar, sırtlarını dönüyorlar.
Ve orada kız ve erkek öğrenci yurtları var. Açılışı yapılacak. Ülkenin Cumhurbaşkanı ülkenin en iyi üniversitesine gidecek. Bunlar gelmeden önce çok ileri sıralardaydı, çok kötü yerlere geriledi. Böyle bir rektörün varlığında ne olacak? Ve Boğaziçi Üniversitesi’ni akademik sırada yüzlerce sıra geriye düşürenler oraya gidecekler.
E git, yap açılışı. Bir gece önceden bütün kampüsü boşalttılar. Sabahın 6’sında yurtları boşalttılar. Öğrenciye açılış yapacak, öğrenciyi boşaltıyor. Boğaziçi’nin bütün öğrencilerini, bütün öğretim görevlilerini, bütün çalışanlarını üniversiteye, bırakın üniversitenin yüzlerce metre yakınına sokmadılar. Karşıdaki dükkanları kapattılar.
Kapıları açtılar. İstanbul AK Parti ilçe teşkilatlarından doldurdukları kendi üyelerini İstanbul Üniversitesi’ne getirdiler, doldurdular, onlara konuşarak açılış yaptılar. Sayın Erdoğan, zaten 2020’den beri İstanbul Boğaziçi Üniversitesi işgal altındadır. Fiilen işgal altındadır, fikren işgal altındadır, akademik olarak işgal altındadır. Şimdi devletin polisini kullanarak, AK Parti kadın kollarıyla gençlik kollarıyla; utanmadan, sıkılmadan fakülteyi üniversiteyi boşaltıp oraya taşıma kadro götürüp alkış yaptırıyorsun. Allah hiçbir siyasetçiyi senin durumuna düşürmesin. Allah hiçbir siyasetçiyi senin durumuna düşürmesin!”
‘İki cümle Netanyahu’yu övüyor, iki cümle Erdoğan’ı övüyor’
“Şimdi belki pek çok konuda pek çok haklı şekilde Erdoğan’ı eleştiriyoruz, kızıyoruz. Ama böylesine kalkışacağını ben kendisinin siyasi rakibi olarak, ana muhalefet partisinin genel başkanı, yıllarca bu parlamentoda milletvekilliği yapmış biri olarak bu kadarına yelteneceğini ben de tahmin etmiyordum.
Filistin’de 71 bin kişi katledildi, 71 bin kişi! Çoğu çocuk ve kadın. Katilleri Netanyahu… Netanyahu için Erdoğan ‘Gaza Kasabı’ diyor, ‘Terör devletinin başı’ diyor, ‘Günümüzün Hitleri’ diyor. Ve ‘O katille aynı binada olmam, el sıkışmam, bilmem ne yapmam’ diyor. Trump, Netanyahu’ya ‘savaş kahramanı’ diyor, ‘sıkı adamım’ diyor. Bir eliyle Netanyahu’nun sırtını sıvazlıyor, bir eliyle Erdoğan’ın. İki cümle Netanyahu’yu övüyor, iki cümle Erdoğan’ı övüyor. Bu Trump tuttu, ‘Gaza Barış Planı’ diye bir plan ortaya attı. Ve dedi ki Gazze’de aslında var ya, beklenmedik de hiçbir şey demedi.
Ne diyordu? İlk geldiğinde Gazze’ye baktım, çok güzel bir yer. Orada Filistinlilere yer yok. Onları komşu beş ülkeye süpüreceğim, oraya oteller, kumarhaneler dikeceğim. Gazze güzel, önünde de petrol var, hidrokarbon var, orayı istiyorum. Bunu diyordu değil mi? ‘Gazze Barış Planı’ dedi, ‘Gazze Barış Gücü’ dedi. Çağrı yaptı 62 ülkeye… Bu 62 ülkenin 41’i daveti kabul etmedi, 21’i daveti kabul etti. Duydum inanamadım; Erdoğan kendisi de otel, tatil köyü, kumarhane yapılacak olan bu işgal planında yer almayı kabul ettiğini bildirdi. Hakan Fidan’ı alt komisyonlara yazdırdı. Trump’ın başkanlığında… Bakın, Sayın Bahçeli dedi ki ‘Gazze için bir yer kurulacaksa kurulsun, başında Erdoğan olsun.’ Bakın, başında Erdoğan olsa, Müslüman ülkelerden kurulsa, Filistin için çalışsa kimse bir şey demez.
Ama Trump başkanlığında, aklı başında hiçbir ülkenin katılmadığı ama Trump’a boyun eğenlerin dizildiği yere bizimki de dizildi. Ve ne oldu biliyorsunuz dün? 11 Şubat günü… Rubio ile Netanyahu anlaşma imzaladılar ve o kurulun içine Erdoğan’ın yan koltuğuna Netanyahu da oturdu.
Buradan bakın, kurul burada, Erdoğan bu kurulun üyesi. Bu ‘Yeni Gazze Projesi’… Bakın; oteller, kumarhaneler, marinalar yapacak. Bakın, ‘önünde hidrokarbon var’ dediği yerden de doğalgaz ve petrol çıkartacak. Bu Erdoğan’ın ‘Ben de varım’ dediği, Trump’a uyduğu, başında Trump’ın olduğu masaya oturduğu yer; oraya Netanyahu da dünden itibaren oturdu, iki gün önce oturdu.
Erdoğan diyordu ki ‘Gazze Kasabı’… Bak Erdoğan, burada o kasap dükkan açıyor, sen de oradan alışveriş yaparsın. Diyordun ki ‘Terör devletinin başı’… Baş başa, kol kola yürürsünüz burada. Erdoğan diyordun ki ‘Günümüzün Hitleri’… Nasıl olacak şimdi? Nasıl olacak? Orada Filistinlileri katleden Hitler’i birlikte mi alkışlayacaksınız? Yazıklar olsun size, yazıklar olsun!
Utanma sıkılma kalmamış. Buradan Bahçeli diyor ki ‘Şunu kınıyorum, bunu kınıyorum.’ Bunu kınamayan bana hiç konuşmasın. Orada Filistinliye yer yok, onları süpüreceğim oraya bunu yapacağım diyor; buranın yönetimine Erdoğan, Netanyahu ile birlikte giriyor.
Bu ne biliyor musunuz? Bu Filistin İşgal İdaresi. Anadolu işgal edildiğinde işgal idaresi vardı, Yüksek Komiserler Kurulu vardı. İçinde işgalcilerin birer temsilcisi; Fransız’ı, İtalyan’ı, Yunan’ı… Buna karşı Gazi Mustafa Kemal Atatürk Heyet-i Temsiliye’yi kurdu. Şimdi bu işgal planına karşı Heyet-i Temsiliye’yi kurmak yerine, Yüksek Komiserler Kurulu’nun arasına katılan Erdoğan’a yazıklar olsun, yazıklar olsun!
Bunun Adalet Bakanı, yeni Adalet Bakanı Netanyahu hakkında yakalama kararı çıkarıyordu. Şimdi aynı masada oturacaklar. Söyle Hakan Fidan yakalasın getirsin. Söyle Netanyahu’yu Erdoğan yakalasın getirsin. Birlikte Gazze’yi işgal planına imza atanlar, bir de tutmuşlar İsrail Parlamentosu Batı Şeria’daki toprakları İsrail devlet mülkü kabul eden tasarıyı bir kez daha kabul etmiş, dönüp dolaşıp yapar bunlar, bunlar da kınıyor. Ya ne kınıyorsun? Filistin dediğin iki parçadan oluşuyor, bir parçasını Trump’la Netanyahu’ya peşkeş çekiyorsun, öbür tarafta Netanyahu böyle demiş, biz bunları kınıyoruz. Buradan açıkça söylüyorum: Filistin’deki 71 bin kişinin kanı Netanyahu’nun elindedir, onun elini sıkan o katliamın ortağıdır. Nokta.”
Sırrı Süreyya Önder ve Akın Gürlek
“19 Mart darbesinin üzerinden 335 gün geçti. Büyük bir mücadeleyi hep birlikte sürdürüyoruz. Tükenen Erdoğan, yorulan Erdoğan, kadın kollarımızla baş edemeyen, AK Parti’nin kadın kollarına güvenmeyen Erdoğan, AK Parti’nin yargı kolunu kurmuştu. Başına da birisini koymuştu. O birisini de tuttu şimdi bir kez daha getirdi ve Adalet Bakanı yaptı. Bakın buradan Sayın Erdoğan’a teşekkür ediyorum bu atama için. Teşekkür ediyorum. Çünkü bir kişi önce en tartışmalı davaların hakimi… Örneğin, örneğin Sırrı Süreyya Önder… Hani vefatında Sayın Bahçeli’nin resmini sevdiği, AK Partililerin güzel şeyler söylediği, hepimizin katıldığı, uğurladığımız bu Meclis’in en esprili, en insancıl insanı. Allah rahmet eylesin, Allah rahmet eylesin.”
Akın Gürlek ve Sırrı Süreyya Önder
“Sırrı Süreyya Önder geçen sefer Nevruz’da bir tane mektup okumuş. O günlerde mektubu MİT getirmiş, bunlara vermiş, sahnede okutmuş. Sırrı Süreyya Önder’in bu mektup okumasına efendim “terör örgütü propagandası” dediler, Sırrı Süreyya’yı içeriye atmaya çalışıyorlar. Bu Sırrı Süreyya kendi bana anlattı rahmetli ama herkese de anlatmış: Gittim diyor kürsüye, kürsüde Akın Gürlek var. Yanaştım diyor kürsüye dedim ki “bana iki katını ceza ver bu maddeden verme”. Niye demiş? Bunu yaparsam bir daha Nevruz’da bu devlet mektup okutacak bir barış elçisi bulamaz. Bana böyle baktı diyor, gözünü kaçırdı diyor. O maddeden cezayı yapıştırdı.
O madde, o ceza Anayasa Mahkemesi’ne gitti arkadaşlar. Hepisi AK Parti döneminde atanmış Anayasa Mahkemesi yargıçlarının, hakimlerinin 15’inin 15’inin oyuyla hak ihlali kararı verildi. Yani dendi ki “Akın Gürlek hak yemiştir”, “haksızlık etmiştir”. Bunun gibi dünya kadar hak ihlali maddesi bunun döneminde oldu. Birinci sınıf hakimliğe ayrılmakta baş şart; hak ihlali yaptığın Anayasa Mahkemesi’nce tespit edilmeyecek. Ülke AİHM’den ceza almayacak. Yani verdiğin karar bozulmayacak. Verdiği kararlarda ağır hak ihlalleri… Bunu önce Bakan Yardımcısı, sonra gitti İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı… Orada başta Ekrem Başkanımıza, bütün arkadaşlarımıza dünya kadar iftiralar… Örneğin gizli tanık diye bir yalancı şahit; “bunu bunu bunu gördüm”. Sonra gizli tanık kafayı oynatıyor, intihara kalkışıyor, kaçıyor. O gün bunu bunu gören gizli tanık gidiyor, yerine başka isimli bir gizli tanık aynı şeyi görmüş. “O odada ben de vardım” diyor, üç kişiler. Bu gidiyor yerine biri giriyor “ben de vardım” yine üç kişiler. Nerede öbür gizli tanık?
Büyük yalan, büyük sahtekarlık ve bunlarla arkadaşlarımıza 11 ay iftira attılar. İddianame bir çıktı, altında kaldılar. Şimdi tek tek saymayayım ama her şey yalan çıktı. Her şey, birini ispatlayamadılar. İddianamenin arkasında duramıyorlar. Canlı yayın olsun diyenler canlı yayından vazcaydılar. “İddianame çıksın insan içine çıkamayacaksınız” diyenler iddianame çıktı, işin içinden çıkamıyorlar, hiç onlara girmiyorlar. Arkadaşlarımız yargılanmak üzere bekliyorlar, yargılamak üzere bekliyorlar ve bu sırada bu kişiyi Erdoğan 23:59 Adalet Bakanı… Gece 12:00, 23:59 tarafsız İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı (ben diyordum ki bu tarafsız değildir, onlar diyordu ki tarafsızdır. Ben diyordum ki bu kararlar siyasidir, onlar diyordu hukukidir). 23:59 İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı, altında Erdoğan’ın imzası, 00:00’da AK Parti’nin Adalet Bakanı! Ertesi gün AK Parti İl Başkanları toplantısında “partimizin başarısı için çalışmaya devam edeceğiz”.
Akın Gürlek’e çağrı
“Sayın Erdoğan’a teşekkür ediyorum. Ben çok söyledim, çok anlattım, toplumun %60’ını ikna edebildim; kalan %40’ı “sana inandı” diye mahcup ettin, bu imzanla tescil ettin. Akın Gürlek hiçbir zaman başsavcı olmadı, hep siyasiydi, bugün de siyasiydi. Şimdi Akın Bey’in, Akın Bey’in, Akın Bey’in böyle görev değişiklikleri olduğunda hepimizin tabi olduğu bir görev var: Bakanlar, Milletvekilleri göreve geldik, yeniden seçildik, mal varlığı bildirecek. Akın Bey’in mal varlığını bildirmesini bekliyorum. Bende var. 16 taşınmazdan telaşla 12’ye düştüler. Teker teker burada.
Akın Bey’i basının karşısında mal varlığını açıklamaya davet ediyorum. Eğer açıklamazsa ben ada ada, pafta pafta, site site, daire daire… Akın Bey’in taşınmaz 12 mal varlığını açıklamasını; hangi maaşıyla, eşinin hangi maaşıyla o taşınmazları… eşinin taşınmazlarını açıklamasını bekliyorum. Akın Bey bunları açıklarsa ve tane tane “ben şurada 118 milyona İstanbul’da satılan evi aldım, şu maaşlarımı biriktirerek aldım” diye izah edecek o izah edilemez toplamı… Ha Akın Bey onları açıklamazsa ben hem onları açıklayacağım hem RTÜK’teki bir polis memurunun üzerindeki taşınmazları, hem Ankara’da Çayyolu’ndaki bir avukat bürosunun taşınmazlarını, oradaki avukatların taşınmazlarını açıklayacağım. Türkiye siyaset tarihinin en izaha muhtaç konusunu, adaletin emanet edildiği Adalet Bakanı’ndan ve onu atayan Erdoğan’dan soruyorum. Hodri meydan, süreniz bir haftadır!




