Popüler kültürde gizemlerle anılan Paskalya Adası (Rapa Nui), yaklaşık 1.000 moai heykeliyle yıllardır “çözülemeyen” bir bilmece olarak sunuluyor. Ancak Binghamton Üniversitesi’nden antropolog Prof. Carl Lipo ve meslektaşları tarafından yürütülen yeni araştırma, adanın üç büyük gizemine bilimsel yanıt getiriyor.
Nature’da yayımlanan çalışma, moai heykellerinin nasıl üretildiği, nasıl taşındığı ve adanın neden ormansızlaştığına dair uzun süredir tartışılan soruları çözüme kavuşturuyor.
30 bağımsız atölye: Moai üretimi merkezi değil, dağınıktı
Araştırma ekibi, 11.686 drone fotoğrafını kullanarak Rano Raraku’daki dev moai ocağının santimetre hassasiyetinde 3 boyutlu modelini oluşturdu. Veriler, önceki varsayımların aksine, heykel üretiminin güçlü bir baş şeflik tarafından yönetilmediğini gösterdi.
Modelde:
- 426 heykel üretimin farklı aşamalarında,
- 341 oygu ve üretim alanı,
- 133 çıkarılmış moai boşluğu tespit edildi.
Bu veriler, ocağın 30 ayrı atölye tarafından aynı anda kullanıldığını ortaya koyuyor. Atölyeler küçük klan topluluklarına ait görünürken, her grubun kendi tekniklerini geliştirdiği ancak ortak bir estetik standardı koruduğu görülüyor.
Moai’ler yürütülerek taşındı
Araştırma, “moai’ler nasıl taşındı?” sorusuna da deneysel ve test edilebilir yanıtlar sağladı.
Bilimsel ölçümler, yollarda terk edilmiş “road moai” heykellerinin belirgin biçimde farklı özellikler taşıdığını gösterdi:
- Daha geniş taban,
- D-şekilli kesit,
- 5–15 derece öne eğim.
Bu özellikler, heykellerin yatay değil dik pozisyonda yürütülerek taşındığı hipotezini destekliyor.
2013’te yapılan deneyde araştırmacılar, 4,35 tonluk beton bir moai replikasını 18 kişiyle üç halat kullanarak 40 dakikada 100 metre “yürüttü”. Fizik modellemeleri de bu yöntemin tamamen uygulanabilir olduğunu gösterdi.
Yollarda devrilen heykellerin kırılma izleri de dik pozisyonda düşmeye işaret ediyor.
Adanın ormansızlaşmasının nedeni: İnsanlar değil Polinezya sıçanları
Araştırmanın üçüncü bulgusu, Paskalya Adası’nın “ekolojik çöküş” yaşadığı iddiasını yeniden değerlendiriyor.
Arkeolojik veriler ve ekolojik modellemeler:
- İnsanların sıçan tüketiminin zamanla azaldığını,
- Diyetin esas olarak deniz ürünlerine dayandığını,
- Sıçanların adaya geldikten kısa süre sonra milyonlara ulaşabildiğini ortaya koyuyor.
Polinezya sıçanlarının ada palmiye ağaçlarının %95’inin tohumlarını yediği anlaşıldı. Bu durum, ağaçların yenilenmesini imkânsız kıldı.
Sonuç olarak:
Ormansızlaşma insan kaynaklı bir “ekosid” değil,
İnsan faaliyetleri ve istilacı türlerin ortak etkisiyle oluşmuş ekolojik dönüşüm.
Adalılar ise kaya mulçu tarımı gibi yöntemlerle toprağı verimli tutmayı başardı ve deforestasyona rağmen anıt yapımını 500 yıl daha sürdürdü.
Sonuç: Gizem yok, bilim var
Prof. Lipo, araştırmanın Paskalya Adası’nı çevreleyen mitleri bilimsel yöntemle aşındırdığını belirterek şöyle diyor:
“Rapa Nui’nin gizemli olduğu düşünülüyor ama sorun gizem değil; geçmişte yeterli veri yoktu. Sistematik belgelemeyle sorulara açık ve test edilebilir yanıtlar bulabiliyoruz.”
Çalışma, Paskalya Adası’nın insan yaratıcılığının, adaptasyonunun ve toplumsal çeşitliliğinin güçlü bir örneği olduğunu bir kez daha ortaya koyuyor.




