Chicago Üniversitesi’nden siyaset bilimi profesörü Robert Pape, İran ile ABD ve İsrail arasındaki savaşa dair değerlendirmesinde, modern savaş tarihinde hava bombardımanlarının tek başına rejim değişikliğine yol açmadığını vurguladı.
Güvenlik, tehdit, hava gücü ve politik şiddet üzerine çalışan Pape’e göre, bir asrı aşkın süredir süren savaş pratiği, “hava gücüyle siyasi çöküş yaratma” inancının tarihsel olarak karşılık bulmadığını gösteriyor.
Pape, stratejik bombardımanın kentleri yıktığını, altyapıyı çökerttiğini ve askeri kapasiteyi zayıflattığını ancak işleyen bir rejimi kendi başına devirmediğini belirtti ve “Bombalar devletleri harap edebilir; ancak rejimler, ancak iç dinamikler çöktüğünde yıkılır” değerlendirmesinde bulundu.
‘Rejimler içeriden çözülür’
Pape’e göre bir rejimin çökmesi, elitlerin liderin kendilerini artık koruyamayacağına kanaat getirmesiyle başlıyor. Süreci “elit korkusu → tereddüt → saf değiştirme → rejim çöküşü” zinciriyle açıklayan Robert Pape, dışarıdan yapılan hava saldırılarının çoğu zaman bu kırılmayı üretmediğini ifade etti.
Aksine, dış tehdit altında elitlerin hayatta kalma refleksiyle daha sıkı kenetlendiğini savunan Pape, özellikle yabancı müdahale durumlarında içeride saf değiştirmenin ölümcül sonuçlar doğurabileceğine dikkat çekti. Robert Pape bu nedenle hava saldırılarının, teoride öngörülen “elit çözülmesini” çoğu zaman tetiklemediğini kaydetti.
1991 Körfez Savaşı’nı örnek gösteren Pape, yoğun ve hassas bombardımana rağmen Saddam Hüseyin rejiminin iç güvenlik aygıtının dağılmadığını, üst düzey kadrolardan kopuş yaşanmadığını hatırlattı. “Altyapı yıkıldı ama elit kırılması yaşanmadı” dedi.
Bombardıman sadakati pekiştirebilir
Pape, dış saldırıların çoğu zaman milliyetçi refleksi güçlendirdiğini ve iç muhalefet alanını daralttığını belirtti. Nazi Almanyası’nın II. Dünya Savaşı sırasında ağır bombardıman altında dahi siyasi olarak dağılmadığını hatırlatan Prof. Pape, rejimlerin özellikle güvenlik aygıtı ayakta kaldığı sürece varlığını koruyabildiğini ifade etti.
Gerçek rejim çöküşünün ise genellikle sahadaki ağır askeri yenilgiler ve ordunun çözülmesiyle ortaya çıktığını kaydeden Pape, Çarlık Rusyası’nın I. Dünya Savaşı’nda yaşadığı dağılmayı örnek gösterdi. Robert Pape “Rejimler, zorlayıcı çekirdekleri çöktüğünde yıkılır” değerlendirmesinde bulundu.
Hassasiyet yanılsaması
Modern hassas güdümlü mühimmatların yarattığı “stratejik kontrol” algısının yanıltıcı olabileceğini belirten Pape, liderlik hedeflerinin vurulmasının rejim çöküşüyle eş anlamlı olmadığını söyledi. Otoriter sistemlerin çok katmanlı güvenlik ağları ve yedek komuta yapılarıyla tasarlandığını vurgulayan Pape, bir düğümün ortadan kaldırılmasının sistemin tamamını çökertmediğini ifade etti.
Pape, özellikle İran’ın, devrim ve savaş deneyimleri sonrası “Mosaic Defense” adı verilen merkeziyetçi olmayan savunma modelini geliştirdiğini ve bunun da hassas saldırılara karşı sürekliliği hedeflediğini belirtti.
Pape’e göre asıl risk, hava gücüne dayalı hızlı çöküş beklentisinin gerçekleşmemesi halinde ortaya çıkıyor. Beklenen siyasi kırılma yaşanmadığında karar alıcılar daha fazla bombardımana yöneliyor ve çatışma kademeli olarak genişliyor. Pape bu durumu “Tırmanma tuzağı” olarak tanımlıyor.
“Bombardıman işe yaramadığı için savaş genişler” diyen Pape, hedef listelerinin büyüdüğünü, saldırı temposunun arttığını ve zamanla daha maliyetli seçeneklerin gündeme gelebildiğini kaydetti.
‘Hava gücü tek başına yeterli değil’
Pape, hava gücünün etkisiz olmadığını ancak kara harekâtıyla entegre edilmediği sürece rejim değişikliği üretmediğini vurguladı ve 1991 Körfez Savaşı’nda hava ve kara unsurlarının birlikte hareket etmesinin Irak ordusunu sahada çökerttiğini hatırlattı.
Sonuç olarak Pape, rejim değişikliğinin askeri değil siyasi bir olay olduğuna işaret ederek “Bombalar binaları yıkar. Rejimler ise kendi dayanakları çöktüğünde düşer. Gökyüzü yanabilir; ancak siyasi iktidar içeriden kırılmadıkça ayakta kalır.” değerlendirmesinde bulundu.



