Müzakere ile müdahale arasında: 10 Mart Mutabakatı’ndan 30 Ocak Anlaşması’na (2)

Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetimi ile Şam yönetimi, Suriye iç savaşı tarihinde ilk kez resmi bir mutabakat imzaladı. Ancak üzerinde yoğun tartışmaların yürütüldüğü 10 Mart Mutabakatı’nın uygulama aşamasında taraflar birbirini suçladı. Diplomasi masasındaki tıkanıklık, sahada gerilimi tırmandırarak nihayetinde Kuzey ve Doğu Suriye’ye yönelik kapsamlı bir askeri müdahaleye yol açtı.
Kuzey ve Doğu Suriye; 10 Mart 2025 mutabakatından 30 Ocak 2026 anlaşmasına kadar geçen sürede şiddetli çatışmalara, kitlesel göç dalgalarına ve baş döndürücü bir diplomasi trafiğine tanıklık etti. Kürtlerin yeniden kilit bir aktöre dönüştüğü ve statü arayışının en keskin noktaya ulaştığı bu dönemi tüm ayrıntılarıyla irdeliyoruz.

Müzakere ile müdahale arasında: 10 Mart Mutabakatı’ndan 30 Ocak Anlaşması’na (2)
  • Yayınlanma: 2 Mart 2026 00:01
  • Güncellenme: 1 Mart 2026 22:41

Baas sonrası Suriye’de ilk altı aylık bilanço; siyasi dönüşüm sancıları, sivil halka yönelik katliamlar, askeri saflaşmalar ve ekonomik belirsizliklerle damgalandı. Ahmed Şara’nın geçiş dönemi başkanı olması ve ABD yaptırımlarının kaldırılmasına yönelik işaretler gibi gelişmelere rağmen, ülke iç huzurdan hâlâ çok uzaktı. Bu istikrarsızlığın en büyük etkenlerinden biri ise Kuzey ve Doğu Suriye’ye yönelik politikalardı.

Şam’daki geçici hükümet; düzenlediği “soru işaretlerine açık” diyalog konferansları ve yayımladığı anayasa taslaklarıyla uluslararası meşruiyet zırhına bürünmeye çalışsa da sahadaki pratikler, geçici hükümetin cihadist çizgisinden taviz vermediğini gösterdi. Mevcut hükümetin dışlayıcı yapısı, 10 Mart’ta atılan ‘birlik’ imzalarını boşa çıkarırken; Kürtlerin ve diğer toplumsal bileşenlerin bu ‘tek taraflı’ yeni düzene karşı sergileyeceği diplomatik duruş, Suriye satrancının nihai sonucunu belirleyecek.

Bu bölümde; Kuzey ve Doğu Suriye’ye yönelik saldırılara gerekçe olarak sunulan 10 Mart Mutabakatı ve 1 Nisan Anlaşması’nı, Şam ile Özerk Yönetim arasındaki yoğun görüşme trafiğini, Alevi ve Dürzilere (Süveyda) yönelik katliamları ve Rojava’ya saldırı zemini oluşturma çabalarını ele aldık.

Suriye’deki güvenlik durumu, HTŞ’nin iktidara gelmesiyle birlikte daha da karmaşık hale geldi. Azınlıklara yönelik hak ihlallerinin sürmesi ve IŞİD’in Suriye Demokratik Güçleri’ne (SDG) yönelik saldırılarını artırması, istikrarın ne kadar uzak olduğunu kanıtlar nitelikteydi. Alevilere yönelik 6-9 Mart katliamları ve Şam’in Jaramana bölgesindeki Dürzilerle 29 Nisan-3 Mayıs tarihleri arasında yaşanan çatışmalar, Geçici Şam Hükümeti’nin kapsayıcı bir yönetim anlayışı sunamadığını açıkça ortaya koydu.

10 Mart Mutabakatı 

HTŞ’nin Esad’ı devirmesinin ardından ülkenin en önemli meselelerinden biri, tarihsel olarak çözülemeyen Kürtlerin statüsü ve muhataplık sorunuydu. Aralık 2024’te başlayan “kırılgan” diyaloglar neticesinde, 10 Mart Mutabakatı imzalandı.Yoğun görüşme trafiğinin ardından SDG Genel Komutanı Mazlum Abdi ile Suriye Geçici Hükümeti Başkanı Ahmed Şara, Şam’da SDG’nin devlet kurumlarına entegrasyonunu öngören tarihi bir anlaşmaya imza attı. Sekiz maddeden oluşan bu mutabakat; Kürtlerin haklarının güvence altına alınmasını, kurumların birleşmesini, sığınmacıların geri dönüşünü, nefret söyleminin reddini ve terörle ortak mücadeleyi kapsıyordu.

Özetle 10 Mart 2025 tarihli bu metin; ‘temsil ve katılım’, ‘ayrımcılıkla mücadele’, ‘ülke çapında ateşkes’ ve ‘kuzeydoğudaki sivil-askerî yapıların devlete eklemlenmesi’ gibi temel sütunlar üzerine inşa edildi. Ancak stratejik hedefleri 2025 sonuna endekslenen bu çerçeve, uygulama aşamasında zayıf kalarak sahada karşılık bulamadı ve büyük oranda askıda kaldı. Anlaşmanın orijinal maddeleri şu şekildeydi:

“10 Mart 2025 Pazartesi günü, Cumhurbaşkanı Ahmed Şara ile SDG Genel Komutanı Mazlum Abdi arasında gerçekleştirilen toplantı temelinde aşağıdaki maddeler üzerinde anlaşmaya varılmıştır:

1- Tüm Suriyelilerin siyasi süreçte temsil edilme ve devlet kurumlarına katılım hakkı, dini ve etnik kökenlerinden bağımsız olarak liyakat esasına göre güvence altına alınacaktır.

2- Kürt toplumu, Suriye devletinin asli bir unsuru olarak kabul edilecek ve vatandaşlık hakları ile anayasal hakları güvence altına alınacaktır.

3- Suriye topraklarının tamamında ateşkes sağlanacaktır.

4- Kuzeydoğu Suriye’deki (Rojava) tüm sivil ve askeri kurumlar, Suriye devleti yönetimi çerçevesinde entegre edilecek; sınır kapıları, havaalanları ve petrol ile gaz sahaları devlet kontrolüne alınacaktır.

5- Tüm Suriyeli mültecilerin kendi şehir ve köylerine geri dönüşü güvence altına alınacak ve korunmaları Suriye devleti tarafından sağlanacaktır.

6- Suriye devleti, Esed rejiminin kalıntılarıyla ve ülkenin güvenliği ile birliğini tehdit eden unsurlarla mücadelede desteklenecektir.

(Bu madde kritik: SDG, “Suriye’nin güvenliği ve birliğine yönelik her türlü tehditle mücadelede” Geçici Şam Yönetimi ile ortaklaşmayı taahhüt etti.BN)

7- Bölünmeye yönelik çağrılar, nefret söylemi ve toplumdaki ayrışmayı körükleyen girişimler reddedilecektir.

8- Uygulama komisyonları, anlaşmanın yıl sonuna kadar tamamen hayata geçirilmesi için çalışmalar yürütecektir.”

10 Mart Mutabakatı’na tepkiler gecikmedi.

SDG Genel Komutanı Mazlum Abdi, anlaşmadan bir gün sonra Al Majalla dergisine verdiği özel röportajda; Suriye’nin geçici devlet başkanı Ahmed Şara’yı tanıdıklarını ve yeni Şam yönetimiyle ülkenin toprak bütünlüğünü esas alan ortak bir vizyon oluşturduklarını dile getirdi.

Abdi, Şam’da Şara ile gerçekleştirdiği görüşmede mutabık kalınan temel ilkeleri şu sözlerle açıkladı: “Esas prensip, Suriye’de iki ayrı ordu değil, tek bir birleşik askeri güç olmasıdır.” Bu çerçevede SDG’nin devlet ordusuna entegrasyon sürecine katkı sunacağını belirten Abdi, Şara’yı Kürt halkıyla doğrudan temas kurması için Suriye’nin kuzeydoğusuna davet etti.

CENTCOM komutanı Orgeneral Kurilla ve SDG komutanı Mazlum Abdi’nin 2022’den fotoğrafı.

ABD vurgusu

SDG lideri, ABD’nin Şam ile SDG arasındaki diyaloğu teşvik ettiğini doğrularken; olası bir Amerikan desteği kaybına dair, “İyimserim, umarım bir ihanet yaşanmaz” ifadelerini kullandı. Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi’ne benzer bir yapı kurulacağı iddialarını ise net bir dille reddetti: “Suriye, Irak değildir. Kuzeydoğu Suriye de Kürdistan değildir. Böyle bir niyetimiz yok.”

Kalıcı bir ateşkes sağlanması durumunda SDG saflarındaki yabancı savaşçıların ülkeyi terk edeceğini ve güvenliğin tamamen yerel unsurlara devredileceğini belirten Abdi; SDG’nin yanı sıra Suriye Demokratik Meclisi (SDM) ve Özerk Yönetim’in de siyasi çözümün parçası olmaya hazır olduğunu vurguladı.

10 Mart’a destek

Birleşmiş Milletler tarafından “tarihi bir fırsat” olarak tanımlanan mutabakata, Türkiye başta olmak üzere Körfez ve Arap ülkelerinden de destek geldi. Bu geniş çaplı olumlu tepkiler, anlaşmanın Suriye’nin siyasi tablosunda köklü bir değişime işaret ettiği şeklinde yorumlandı.

Kuzey ve Doğu Suriye’de de, SDG ve Şam hükümetinin imzaladığı anlaşma sevinçle karşılandı.

10 Mart Mutabakatı’nın ardından PYD Sözcüsü Salih Müslim, süreci Kürtler, Aleviler, Dürziler ve Êzidîler için “topyekûn bir ortaklık ilanı” olarak tanımladı. 10 Mart Mutabakatı’na en büyük desteklerden biri de Erbil’den geldi.

12 Mart 2025’te KDP lideri Mesud Barzani ve SDG Genel Komutanı Mazlum Abdi arasında Suriye’deki gelişmeler üzerine bir telefon görüşmesi gerçekleştirildi. 10 Mutabakatı ele anılırken, Suriye’nin siyasi sürecinde Kürtlerin ortak bir tutum sergilemesinin önemine dikkat çekildi.

Kuzey ve Doğu Suriye Demokratik Özerk Yönetimi, Suriye Demokratik Güçleri ile Şam yönetimi arasında yapılan anlaşmaya ilişkin “Bu anlaşma amacına ulaşacak ve bölgeye barışı getirecektir” açıklaması yaptı.

Süreç ve Rojava

Türkiye’de Kürt meselesinin çözümü için başlatılan süreç çok hızlı ilerlerken yansıması Rojava’ya oluyordu. 12 Mayıs 2025’te Mazlum Abdi, PKK’nin fesih kararını duyurmasının ardından yaptığı açıklamada “Atılan adım bölgesel barışın önünü açabilir” değerlendirmesinde bulundu.

Mazlum Abdi açıklamasında, PKK’nin Ortadoğu’da uzun yıllardır süren mücadelesiyle tarihi ve belirleyici bir rol üstlendiğini söyledi. Abdi, atılan yeni adımın, bölge genelinde siyasi ve barışçıl bir sürecin önünü açabileceğini ifade etti. Abdi, açıklamasında ayrıca, bu gelişmenin ardından tüm tarafların gerekli adımları atmasının önemine işaret etti.

Suriye’nin kuzeydoğu vilayetleri SDG kontrolünde.

Ankara süreci nasıl gördü?

Ankara’nın 10 Mart Mutabakatı’na ve sonrasındaki sürece yaklaşımı, temkinli bir iyimserlik” ile “askeri kararlılık” arasında ince bir çizgide ilerledi. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 11 Mart 2025’te yaptığı bir açıklamada “Suriye’nin terörden arındırılmasına yönelik her türlü çabayı doğru yönde atılmış bir adım olarak görüyoruz” dedi.

Erdoğan, “mutabakatın eksiksiz uygulanmasının kazananının” Suriye halkı olacağını da söyledi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın 11 Mart’taki “olumlu adım” nitelendirmesi, aslında Ahmed Şara liderliğindeki yeni Şam yönetiminin “terörle mücadele” (SDG’nin tasfiyesi) sözüne verilmiş bir krediydi. Ankara için bu mutabakatın başarısı, Kürtlerin siyasi statü kazanmasından ziyade, SDG’nin ağır silahlarını teslim edip merkezi ordu içinde erimesine bağlıydı.

Geçmişte Suriye’de de görev yapan emekli başkonsolos Gülru Gezer, BBC Türkçe’ye verdiği demeçte Türkiye’nin “Irak’taki hataların tekrarlanmasına müsaade etmeyeceğini” söyledi ve Ankara’nın Suriye’de üniter bir devlet kurulması tutumunun net olduğunu belirtti. Gezer, Ankara’nın gerekli görmesi durumunda Birlemiş Milletler’in kurucu anlaşmasından doğan meşru müdafaa hakkına dayanarak SDG’ye yönelik askeri operasyonlarını sürdürebileceğini söyledi. Türkiye bugüne dek Suriye’de  2016-2020 yılları arasında Fırat Kalkanı (2016), Zeytin Dalı (2018) ve Barış Pınarı (2019)harekâtlarını düzenledi. Bunlardan Fırat Kalkanı IŞİD, Zeytin Dalı ve Barış Pınarı SDG’ye karşı yapıldı.

Anlaşmadan üç gün sonra ‘Anayasa Bildirgesi’ yayımlandı 

Anlaşmadan sadece üç gün sonra Ahmed Şara, ülkede beş yıllık geçiş dönemi süresince geçerli olacağı açıklanan anayasaya ilişkin bildirgeyi imzaladı. Şara’nın ‘Anayasa Bildirgesi’ yoğun tepki aldı.

Bildirgeye göre ülkenin adı tıpkı Esad döneminde olduğu gibi ‘Suriye Arap Cumhuriyeti’ olarak kalırken, İslam dini temel hukuk kaynağı olarak kabul ediliyordu. 44 maddelik bildirgenin özeti ve yarattığı temel kırılmalar ise şöyleydi:

Devletin kimliği ve din: Ülkenin adı “Suriye Arap Cumhuriyeti” olarak korundu. En dikkat çekici ve tartışmalı madde ise cumhurbaşkanının dininin İslam olması ve İslami hukukun (fıkıh) yasaların temel kaynağı kabul edilmesidir.

Yönetim biçimi: Beş yıllık geçiş dönemini kapsayan metin, “kuvvetler ayrılığı” vaat etse de Cumhurbaşkanını (Şara) hem devletin başı hem de ordunun başkomutanı olarak en yüksek yetkili kılıyor. Halk Meclisi üyeleri ise seçimle değil, atamayla belirleniyor.

Temel haklar ve kadın: Kağıt üzerinde kadın hakları, basın özgürlüğü, düşünce hürriyeti ve “kanun önünde eşitlik” güvence altına alınıyor. İşkence ve ayrımcılık yasaklanıyor.

Siyasi kısıtlama: Siyasi parti kurma özgürlüğü tanınsa da, yeni bir yasa çıkana kadar tüm parti faaliyetleri askıya alınıyor.

Bu bildirge, 10 Mart’ta kurulan “iyimser” masayı sarsan ilk büyük darbe oldu. Ülkenin adının “Arap Cumhuriyeti” olarak kalması, Mazlum Abdi ve Salih Müslim’in vurguladığı “kapsayıcı ve çok kimlikli Suriye” vizyonuyla çelişti. Yasaların kaynağının “İslam hukuku” olması; Kürtler, Aleviler, Dürziler ve Hristiyanlar arasında “Suriye bir İslam emirliğine mi dönüşüyor?” endişesini tetikledi. Meclisin atamayla gelmesi ve Şara’nın yetkileri, “Baas diktatörlüğünün yerini Şara otoriterliğine mi bırakıyor?” sorusunu doğurdu.

Türkiye’den üst düzey heyet 13 Mart’ta Şam’ı ziyaret etti.

Türkiye’den Şam’a üst düzey ziyaret

Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Savunma Bakanı Yaşar Güler ve MİT Başkanı İbrahim Kalın da entegrasyon odaklı görüşmeler yapıldığında, “müdahil olma çabalarını” her zaman sürdürdü. Görüşmelerden ya bir gün önce ya da bir gün sonra, ya Ankara’dan yetkililer Şam’a, ya da Şam hükümetinden isimler Ankara’ya gitti.

Suriye’de geçici anayasanın imzalandığı gün Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler ve MİT Başkanı İbrahim Kalın’ın aralarında bulunduğu heyet Şam’daydı. Şam’da mevkidaşları ve Ahmed Şara ile bir araya geldi. Hakan Fidan, Suriye ziyaretinin ardından TV100 canlı yayınında soruları yanıtladı.

Geçici yönetim ve Suriye Demokratik Güçleri (SDG) arasındaki anlaşmanın Şam ziyaretinde ele alındığını ve Türkiye’nin endişelerini dile getirdiğini belirten Fidan, “Biz hiçbir zaman için orada bir otonomi veya özerklik arayışına ilişkin bir taviz olduğunu düşünmüyoruz” dedi.

“Yeni yönetime telkinimiz Suriye Kürtlerinin haklarının verilmesi, bu hem Cumhurbaşkanımız hem de Türkiye için fevkalade önemli” diye konuşan Fidan, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Biz Suriye devletinden ne bekliyoruz? Kürtlere bütün haklarının verilmesi gerekiyor. Ama buna mukabil oradaki terör yapısının ortadan kalkması, silah unsuru bütün imkan ve kabiliyetlerini devlete teslim etmesi gerekli.”

Fidan anlaşmanın olumlu bir adım olduğunu ancak etkilerine ilişkin bir şey söylemek için “bundan sonra atılacak adımların” görülmesi gerektiğini belirtti. Bu ziyaret, Ankara’nın Ahmed Şara yönetimine olan “yönlendirici desteğini” bir kez daha gösterdi. Şara, kendisini Cumhurbaşkanı ilan ettikten sonra ilk kez 4 Şubat’ta, Türkiye’ye geldi. Ankara’da Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’la görüştü. Erdoğan, Şara ile 24 Mayıs, 15 Eylül ve 24 Eylül’de de görüştü.

Ahmed eş-Şera, 13 Mart’ta Suriye’nin geçici anayasasını imzaladı.

Suriye anayasa bildirisine tepkiler

“Geçici Anayasa Bildirgesi”, ülkedeki Kürt ve Dürzi bileşenler tarafından tepkiyle karşılandı. Suriye Demokratik Meclisi (SDM) ve Özerk Yönetim, taslağı “Baas rejiminin bireyselci ve dışlayıcı zihniyetinin bir uzantısı” olarak nitelendirerek; metnin Kürt, Süryani ve Asuri gibi halkların varlığını yok saydığını vurguladı. Eş zamanlı olarak Süveyda merkezli Dürzi toplumu da “İslami fıkhın temel yasa kaynağı” ve “devlet başkanının Müslüman olma zorunluluğu” gibi maddelere karşı çıkarak, Şam yönetimini “aşırılıkçılıkla” suçladı. Dürzi ruhani lideri Hikmet el-Hicri, bu dayatmacı tutumun ulusal birliğe zarar verdiğini belirtirken, askeri liderler savunma pozisyonunda olduklarını ilan etti. Her iki taraf da Suriye’nin gerçek bir demokrasiye kavuşabilmesi için tüm inanç ve etnik yapıların anayasal güvence altına alındığı, merkezi olmayan bir sistemin zorunluluğu konusunda birleşti. Suriye Kürt Ulusal Konseyi (ENKS), yeni Suriye anayasa taslağını, Suriye’nin çok uluslu yapısını yok sayan, demokratik dönüşümü engelleyen bir adım olarak nitelendirdi.

Rojava’da diplomasi trafiği: Ulusal birlik ve Şam ile diyalog masada

Suriye’deki siyasi dönüşüm sürerken, Kuzey ve Doğu Suriye’de Kürt partileri arasında “ulusal birlik” sağlamak amacıyla diplomasi trafiği hız kazandı.

SDG Genel Komutanı Mazlum Abdi, ENKS (Suriye Kürt Ulusal Konseyi) ve PYD (Demokratik Birlik Partisi) heyetleriyle bir araya geldi. Basına kapalı gerçekleştirilen bu kritik toplantıya bölgedeki ABD’li yetkililer de katılım sağladı.

Newroz resmi tatil ilan edilmedi

Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetimi Newroz’u resmi tatil ilan ederek kutlamaları başlatırken, Ahmed Şara liderliğindeki geçici hükümetten tatil kararı gelmedi.Kuzey ve Doğu Suriye genelinde halk, yerel yönetimlerin organizasyonuyla Newroz’u geniş katılımlı etkinliklerle kutladı.

Geçiş hükümetinin Newroz’u resmi takvime almaması, yeni yönetimin kültürel çeşitliliğe yaklaşımı konusunda tartışmaları beraberinde getirdi. Bu karar, sadece birkaç gün önce yayımlanan ve ülkeyi “Suriye Arap Cumhuriyeti” olarak tanımlayan Anayasa Bildirgesi’nin pratik bir uygulaması olarak görüldü. Şam’ın bu tavrı, Kürt kimliğinin kültürel ve siyasi olarak tanınması noktasında geleneksel devlet reflekslerinden vazgeçmediğinin somut bir kanıtı olarak kayıtlara geçti.

ABD’nin Suriye Büyükelçiliği, Newroz bayramını sosyal medya (X) hesabı üzerinden yayımladığı bir mesajla kutladı. Büyükelçilik, tebrik mesajını Kürtçe, Arapça ve İngilizce olmak üzere üç dilde paylaşarak bölgedeki tüm halklara selam gönderdi.

Şam ile Kuzey ve Doğu Suriye’nin görüşme trafiği

Gerilime rağmen SDG ile Şam arasında imzalanan anlaşma, ilişkilerde yeni bir boyut açtı. 10 Mart Mutabakatı’nın imzalanması ile Şam-Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetimi arasında görüşme trafiği de hız kazandı. Yapılan anlaşmaya göre SDG’nin Suriye Savunma Bakanlığı’na entegre olacağı belirtildi. Bu anlaşma, Şam ile SDG arasındaki iş birliğini güçlendirse de, HTŞ’nin Kuzeydoğudaki etkisini artırma arayışı, Özerk Yönetim için yeni riskler yarattı. 10 Mart anlaşması, işgal altındaki bölgeler, adem-i merkeziyetçilik ve Kürt hakları gibi temel meselelerde ilerleme sağlama potansiyeline sahip olsa da, uygulamada engellerle karşılaştı. Bunun başında ise Türkiye geldi. Bu dönemde görüşme trafiği şu şekilde ilerledi:

19 Mart 2025: Mazlum Abdi, Şara’nın kurduğu 5 kişilik komiteyle bir araya geldi. Toplantıda, komitelerin çalışma mekanizmaları ele alındı ve tüm Suriye’de ateşkesin sağlanması gerektiği vurgulandı. SDG Basın İrtibat Merkezi’nden yapılan açıklamada, bahsi geçen komitelerin Nisan ayı başında ortak çalışmalara başlamasının beklendiği ifade edildi. Toplantıda ayrıca, 13 Mart 2025‘te açıklanan “Anayasa taslağı” da ele alındı ve Suriye’deki hiçbir bileşenin dışarıda bırakılmaması, Suriye’nin geleceğinin belirlenmesinde ve anayasanın yazımında rol alması gerektiği belirtildi.

12 Nisan 2025: Heyetler ikinci kez bir araya geldi. Görüşme, Haseke kentinde gerçekleştirildi. Taraflar, Suriye genelinde gerginliğin azaltılması ve çatışmaların sona erdirilmesi gerektiğine dikkat çekti. Ayrıca, Tişrin Barajı’nın askeri saldırılardan korunmasının önemi vurgulandı. Toplantıda, Suriye’nin farklı bölgelerinden zorla göç edenlerin geri dönüşüne ilişkin bir araştırma ve tespit komitesi kurulması önerisi de gündeme geldi. Diyalog sürecinde Kuzey ve Doğu Suriye bölgelerini temsil edecek komite üyeleri açıklandı. Komite üyeleri Foza Yusif, Ebid Hamid El Mihbaş, Ehmed Yusif, Senherib Bersum ve Sozdar Haci olarak belirlendi. Komitenin sözcülüğünü ise Meryem İbrahîm ve Yasir Sileman üstlenecek.

21 Nisan 2025’te taraflar bir görüşme daha gerçekleştirdi. Kuzey ve Doğu Suriye’den giden heyet, Halep Valisi Ezam Xerîb, Elî Henora, Halep Kent Meclisi Başkanı Mihemed Elî El Ezîz ve Şam iktidarına bağlı Afrin bölgesi sorumlusu sıfatıyla Mesûd Betal tarafından karşılandı. Toplantıda, göç etmek zorunda kalan yaklaşık 250 bin Afrinlinin geri dönüşünün önündeki engellere dikkat çekildi. Taraflar ayrıca, Afrînli göçmenler için bir komite kurulması konusunda mutabakata vardı.

27 Mayıs 2025: Kuzey ve Doğu Suriye Demokratik Özerk Yönetimi Toplumsal İşler Konseyi Mülteci İşleri Ofisi Başkanı Şêxmûs Ehmed, Şam iktidarı heyeti, Uluslararası Koalisyonu’ndan bir heyet ve Demokratik Özerk Yönetimi’nin temsilcilerinin Hol Kampı’nda bir araya geldiğini belirtti. Ehmed, toplantıda, kamptaki zorlukların ve yükün hafifletilmesi amacıyla Suriyeli ailelerin tahliyesi ve bölgelerine geri dönme sürecini organize etmek için ortak bir mekanizma üzerinde mutabakata varıldığını paylaştı. Kuzey ve Doğu Özerk Yönetim’in bölgelerine dönmek isteyen herkese destek olunacağını belirten Ehmed, bu insanı dosyanın öncelikli dosyalar arasında yer aldığını, siyasi konulardan uzak bu konuya büyük önem verdiklerini vurguladı.

31 Mayıs 2025: Heyet, görüşme için Şam’a gitti. Heyette, 12 Nisan’da oluşturulan komitenin üyelerinden Foza Yûsif, Abdulhamid El Mihbaş, Ahmed Yûsif, Senharib Bersûm ve Sozdar Hecî yer aldı. Komitenin sözcülüğünde ise Mariam İbrahim ve Yaser Silêman. Bunun la 4. toplantı gerçekleşti.

1 Haziran 2025: Bir görüşme daha gerçekleşti.  Görüşmede 4 ana maddede mutabakata varıldı. Ortak öneme sahip çok sayıda konunun görüşülmesinden sonra, mutabık kalınan noktalara ilişkin basın açıklaması yapıldı. Her iki heyet, 10 Mart anlaşma maddelerinin uygulanması sürecinin hızlandırılmasının, ortak çalışma komitelerinin kurulmasının ve eğitim dosyasının önemini görüştü.Heyet eşsözcülerinin yaptığı açıklamaya göre, ilk görüşmeler tarafların birbirini tanımasıyla başladı. Ardından, anlaşma maddelerinin sahada nasıl uygulanacağına dair ortak çalışma planları ve uygulanabilir mekanizmalar üzerinde müzakereler yürütüldü.

Ayrıca tartışmaların nihayete ulaştırılması ve kararlaştırılan sonuçların uygulanmasını izlemek için yakın gelecekte başka bir toplantı planlaması kararlaştırıldı.

4 ana maddede mutabakat

  1. Suriye Demokratik Güçleri Genel Komutanı Mazlum Abdi ile Geçiş Hükümeti Başkanı Ahmed Şara arasında imzalanan 10 Mart mutabakatının uygulanmasını takip etmek üzere uzman alt komitelerin oluşturulması.
  2. Sınavlar ve sınav merkezleriyle ilgili sorunların, öğrencilerin haklarını ve eğitim-öğretim sürecinin bütünlüğünü güvence altına alacak şekilde çözümlenmesini sağlama.
  3. Yerinden edilmiş kişilerin yaşadıkları bölgelere geri dönüşlerini kolaylaştıracak mekanizmaların tartışılması ve bu dönüşü engelleyen faktörlerin ortadan kaldırılması için çalışılması.
  4. Eşrefiyê ve Şêx Maqsûd mahalleleri dosyasının yeniden aktif hale getirilmesi ve bu dosyanın istikrar ve toplumsal barışa hizmet edecek şekilde ele alınmasının sağlanması.

12 Nisan’da müzakere süreci için oluşturulan Özerk Yönetim heyetinde farklı siyasi partilerden ve etnik yapılardan isimler yer aldı.

Heyette şu isimler bulunuyor:

Foza Yûsif – PYD Başkanlık Konseyi Üyesi

Ebid Hamid El Mihbaş – Suriye’nin Geleceği Partisi Eşbaşkanı

Senherîb Bersûm – Süryani Birlik Partisi Eşbaşkanı

Ehmed Yûsif – Özerk Yönetim Maliye Konseyi Eşbaşkanı

Sozdar Hecî – YPJ Genel Komutanlık Üyesi

Meryem Îbrahîm – Sosyal Çalışmalar Konseyi Eşbaşkanı

Yasir Silêman – Halkların Demokratik Meclisi Eşbaşkanı

Şam yönetimi bürokratlarla temsil edildi

Şam tarafını ise çeşitli bakanlıklar ve idari birimlerden yetkililer temsil etti:

Muhammed Kanatri – Dışişleri Bakanlığı ABD Ofisi Başkan Yardımcısı

Abdulgani Muhammed – Halep Valiliği İç Güvenlik Müdürü

Mesud Battal – Efrîn Dosyası Başkanı

Fewaz El Ayiş – İçişleri Bakanlığı Sivil İşlerden Sorumlu Bakan Yardımcısı

Tarafların müzakereleri ilerleyen günlerde sürdürmesi bekleniyor.

4 Haziran 2025: Şam yönetimi ile müzakereleri yürütecek olan Kürt heyetinin eşbaşkanlığı yazılı bir açıklamayla 4 Haziran’da kuruluşunu ilan etti. Heyette yer alan isimler açıklandı.

4 Haziran 2025: Suriye Geçiş Hükümeti ile ulusal, dilsel ve idari haklar konusunda müzakere etmek üzere bir Kürt heyeti oluşturuldu.

8 Haziran 2025: Özerk Yönetim öğrencileri için eski rejimin müfredatına göre sınav yapılması konusunda Şam ile anlaşmaya varıldı.

19 Haziran 2025: Özerk Yönetim Enerji Dairesi ile Suriye Geçiş Hükümeti Enerji Bakanlığı arasında elektrik temini konusunda anlaşmaya varıldı.

9 Temmuz 2025: Özerk Yönetim temsilcileri ile Suriye Geçiş Hükümeti yetkilileri arasında siyasi bir toplantı düzenlendi.

10 Temmuz 2025: Özerk Yönetim, yangınlarla mücadele için Suriye kıyılarına bir yardım konvoyu gönderdi.

Suriye’deki yeni kabinede Kürt, Alevi, Dürzi ve Hristiyanlara yer verilmedi

30 Mart 2025’te Suriye’de yeni geçici kabine Şara tarafından açıklandı. 22 bakandan oluşan yeni hükümette Şara, cumhurbaşkanlığı ve başbakanlık görevlerini birlikte üstlendi. Mevcut geçici hükümetten Savunma Bakanı Murhaf Ebu Qasra ve Dışişleri Bakanı Esad Şeybani görevlerini korurken, kabinede yalnızca bir kadın bakan yer aldı.

Sosyal İşler Bakanlığı’na atanan Hind Qabwat, kabinedeki tek kadın isim oldu. Yükseköğretim Bakanlığı görevine getirilen Mervan el-Halebi’nin ise Kürt olduğu, ancak kabinede herhangi bir siyasi temsiliyeti bulunmadığı belirtildi.

Kabinede Suriye’de Araplardan sonra en büyük topluluk olan Kürtlere, Dürzilere, Alevilere ve Hristiyanlara siyasi temsiliyet verilmemesi dikkat çekti. Bu durum, özellikle Kuzeydoğu Suriye’deki Kürt siyasi çevreler başta olmak üzere birçok kesimin tepkisini çekti.

Yemin töreninde konuşan Şara, “Geçmişimizden aldığımız güçle, güçlü bir irade ve kararlılıkla, hak ettiğimiz bir geleceğe doğru yürüyoruz” dedi. Şeffaflık, hesap verebilirlik ve insan hakları vurgusu yapan Şara, devlet kurumlarını yeniden inşa edeceklerini belirtti. Şara, “Adalet, aldığımız her kararı yönlendirecek pusulamız olacaktır. Halkın güvenini boşa çıkarmamak için gece gündüz çalışacağız” diye konuştu.

Halep’teki Kürt mahalleleri ve 1 Nisan Anlaşması

Suriye’nin en büyük ikinci kenti olan Halep’in kuzeyinde yer alan Şeyh Maksud ve Eşrefiye mahalleleri, büyük oranda Kürt nüfusa sahipti. Mahallelerde ayrıca, savaş nedeniyle yerinden edilen Hristiyan azınlıklar ile Arap aileler de var. Kuzeydoğu Suriye’de yerleşik, bağımsız ve gönüllülerden oluşan bir kuruluş olan Rojava Information Center, 2016 yılında nüfusu 30 bin olan mahallelerin, 2020 yılı itibarıyla 30 bin aileye ev sahipliği yaptığını; bunun da yaklaşık 100 bin kişilik bir nüfusa karşılık geldiğini açıklamıştı.

Suriye’deki insan hakları ihlallerini belgeleyen bağımsız kuruluş Hakikat ve Adalet için Suriyeliler (Syrians for Truth and Justice) ise 2022 tarihli raporunda, yerel yöneticilere atıfla nüfusun en az 200 bin olduğunu bildirdi.

8 Aralık 2024’te, Esad ailesinin 53 yıllık yönetimi ve Baas Partisi’nin 61 yıllık hâkimiyetinin sona ermesinin ardından, bu bölge aylar süren silahlı çatışmalara ve yoğun bir kuşatmaya sahne oldu.

Mahallelerin güvenliğini sağlayan Halk Savunma Birlikleri (YPG), Kadın Savunma Birlikleri (YPJ) ve İç Güvenlik Güçleri (Asayiş) ile geçici hükümete bağlı güçler arasındaki çatışmalar, Mazlum Abdi ile Şara arasındaki 10 Mart Anlaşması sonrasında büyük ölçüde azaldı.

Mahallelerin statüsüne ilişkin olarak Şeyh Maksud ve Eşrefiye Genel Meclisi ile Şara’nın görevlendirdiği komite arasında yürütülen görüşmeler, 1 Nisan 2025’te anlaşmayla sonuçlandı.

*Eş-Şara’nın görevlendirdiği komite ile Şeyh Maksud ve Eşrefiye Genel Meclisi arasındaki imza töreni, 1 Nisan 2025. (Fotoğraf: ANHA)

Ancak ilerleyen zamanlarda bu anlaşmaya uyulmayacak, iki mahalle yoğun saldırılara maruz kalacaktı.  O dönem yapılan anlaşmanın maddeleri ise şöyle:

  1. Kürt çoğunluğa sahip Şeyh Maksud ve Eşrefiye mahalleleri idari olarak Halep kentine bağlıdır. Bu iki mahallenin korunması, toplumsal ve kültürel özgünlüklerine saygı gösterilmesi ve barış içinde bir arada yaşamın teşvik edilmesi açısından esastır.
  2. Bu geçici anlaşmanın hükümleri, ortak merkez komiteleri kalıcı bir çözüm üzerinde mutabık kalana kadar yürürlükte kalacaktır.
  3. İçişleri Bakanlığı, İç Güvenlik Güçleri [Asayiş] ile işbirliği içinde, mahalle sakinlerinin korunmasından ve onlara yönelik her türlü ihlal veya saldırının önlenmesinden sorumludur.
  4. İç barışın ve sivillerin güvenliğinin korunması amacıyla, iki mahallede silah taşınması yasaklanacak; silah bulundurma yetkisi yalnızca Suriye İç Güvenlik Güçleri’ne ait olacaktır.
  5. İki mahallede güvenlik ve istikrar sağlanıncaya kadar, ana kontrol noktaları Suriye İç Güvenlik Güçleri’nin denetiminde olacak, ana ve tali yollardaki beton ve toprak bariyerler kaldırılacaktır.
  6. Şeyh Maksud ve Eşrefiye’de bulunan askeri güçler [YPG-YPJ], Fırat Nehri’nin doğusundaki bölgelere çekilecektir.
  7. Şeyh Maksud ve Eşrefiye mahallelerinde, Suriye İç Güvenlik Güçleri’ne bağlı iki güvenlik merkezi kurulacaktır.
  8. Mahalle sakinlerinin serbest dolaşım hakkı güvence altına alınacak; anlaşmadan önce aranan olup Suriyelilerin kanına bulaşmamış kişiler hakkında herhangi bir takibat yapılmayacaktır.
  9. Halep kenti ile Suriye’nin kuzey ve doğu bölgeleri arasındaki geçişi kolaylaştırmak amacıyla bir koordinasyon komitesi oluşturulacaktır.
  10. Bu anlaşmanın sahada uygulanmasını sağlamak üzere her iki mahallede komiteler oluşturulacaktır.
  11. İki mahalledeki sivil kurumlar, kentteki kurumlarla koordinasyon içinde çalışacak ve Halep’in diğer mahallelerinden ayrım gözetmeksizin, Şeyh Maksud ve Eşrefiye’de bulunan belediye şubeleri aracılığıyla hizmet sunacaktır.
  12. Her iki tarafa ait tutuklular serbest bırakılacak ve kurtuluştan sonra esir alınan tüm kişiler karşılıklı olarak takas edilecektir.
  13. Şeyh Maksud ve Eşrefiye mahallelerine, yürürlükteki yasalara uygun şekilde, Halep İl Meclisi, ticaret ve sanayi odaları ile tüm alanlarda tam ve adil temsil hakkı tanınacaktır.
  14. Ortak merkezi komiteler tarafından kalıcı bir çözüme ulaşılana kadar, iki mahalledeki hizmet, idari, eğitim, belediye ve yerel meclisler faaliyetlerini sürdürecektir..

SDG Komutanı Mazlum Abdi, Al-Monitor’dan Amberin Zaman’a verdiği röportajda bu anlaşmanın Halep modelinin ülke geneline yayılabileceğini belirterek, “Bu model anayasada güvence altına alınmalı. Yerel yönetime dayalı bir sistem istiyoruz ve bunu Şam ile görüşüyoruz” dedi. Abdi, anlaşmanın geçici olduğunu vurgulayarak, “Nihai anlaşmaya kadar yerel güvenlik asayiş güçlerinde olacak. Okullarımız ve belediyelerimiz kalacak. Tutuklama olmayacak, esir değişimi yapılacak” ifadelerini kullandı. Abdi, yeni Suriye için kırmızı çizgileri de net şekilde şu sözlerle ortaya koydu: “İdari yetki sadece Şam’da toplanmamalı. İki ayrı ordu değil, fakat SDG’nin özgün yapısı korunmalı. Bu hem ordunun gücünü artırır hem de halkımızla yeni Suriye arasında güven köprüsü kurar.”

Tarafların geçmişte esir aldıkları sivil ve askerî unsurları karşılıklı serbest bırakması, 10 Mart’ta başlayan diplomatik sürecin sahadaki son somut adımı oldu. Bu insani hamleyi takiben 4 Nisan’da YPG ve YPJ güçleri, Halep’in kritik noktalarından çekilerek güvenliği sivil bir yapı olan Asayiş güçlerine devrettiklerini açıkladı. Ancak bu geri çekilme, bölgeye kalıcı bir huzur getirmekten ziyade, stratejik bir boşluk ve belirsizlik yarattı.

Eşrefiye ve Şeyh Maksud Mahalleleri Genel Meclisi ile Şam’daki hükümet arasında imzalanan anlaşmanın ilk maddesi olan rehinelerin karşılıklı serbest bırakılması uygulanmaya konuldu. Fotoğraf (ANHA)

Anlaşmanın hayata geçirilmesi amacıyla çeşitli toplantılar yapılsa da Şam’a bağlı silahlı gruplar 6 Ekim, 22 ve 27 Aralık’ta mahalleri hedef aldı. Anlaşmanın ihlali anlamına gelen saldırılar, sivil kayıp ve yaralanmalara neden oldu.

Özellikle Halep içinde birer “ada” konumunda olan Şeyh Maksut ve Eşrefiye mahalleleri, her an patlamaya hazır birer saatli bombaya dönüştü. Şam yönetimi ve yerel milislerin kuşatması altında kalan bu bölgelerdeki gerginlik, sadece mahallelerin güvenliğini değil, tüm Rojava’nın geleceğini ve kaderini belirleyecek büyük saldırıların ana fitili haline geldi.

Suriye’deki Roj Kampı: Ölü ya da tutuklu IŞİD savaşçılarının aileleri bu kamplarda tutuluyor (5 Nisan 2025)

Kuzey ve Doğu Suriye’deki IŞİD kampları: Türkiye ve Irak’tan ortak komite

Türkiye’nin IŞİD’le mücadelede de SDG’yi sürecin dışına bırakma hedefi vardı.  14 Nisan 2025 tarihinde Türkiye ve Irak, Kuzey ve Doğu Suriye’de IŞİD mensuplarının tutulduğu kamplardan kaynaklanan sorunların çözülmesi için ortak komite kurma kararı aldı IŞİD kamplarıyla ilgili gelişme, 13 Nisan’da Antalya’da düzenlenen Türkiye-Irak Yüksek Düzeyli Güvenlik Mekanizması toplantısında yaşandı.

Suriye’nin kuzeyinde yaklaşık 10 bin Irak-Şam İslam Devleti (IŞİD) mensubu cezaevlerinde tutuluyordu. Bunların sayıları yaklaşık 50 bine varan aile mensuplarının çoğu da farklı kamplarda gözetimde bulunuyordu. Ciddi güvenlik tehdidi oluşturan bu kamplarda da firari girişimler yaşanıyordu. 18 Nisan 2025’te İç Güvenlik Güçleri, Suriye Demokratik Güçleri’nin de katılımıyla Hol Kampı’nda güvenlik operasyonu düzenledi. Kuzey ve Doğu Suriye’de İç Güvenlik Güçleri’nden konuya ilişkin yapılan yazılı açıklamada, son dönemde bölgede siyasi ve askeri anlamda önemli gelişme yaşandığı belirtilerek, bu gelişmelerin IŞİD’te hareketlenmeye yol açtığı ifade edildi.

Bölgedeki kargaşadan yararlanmaya çalışan IŞİD’in Suriye’de hakimiyetini arttırmaya çalıştığı belirtilen açıklamada, “Bu amaçlar birçok saldırı da gerçekleştirdiler. Aynı zamanda kendini örgütleme çalışmalarına ağırlık verdi” denildi.

IŞİD’in en aktif olmaya çalıştığı yerlerden birinin de Hol Kampı olduğu hatırlatılan açıklamada, IŞİD’in kamptan insan kaçırma girişimlerinin artığına da dikkat çekildi.

Erbil-Süleymaniye ve Rojava’nın sahipliği yaptığı toplantılar 

Kürdistan Bölgesi ve Rojava çok önemli toplantılara ev sahipliği yapacaktı. Bu toplantılar Kürt birliği açısında önemli rol oynayacaktı.

17 Nisan  2025: 9. Süleymaniye Forumu düzenlendi.  Foruma Irak Başbakanı Muhammed Şiya Sudani, YNK lideri Bafıl Talabani, Irak Federal Kürdistan Bölgesel Yönetimi Başkanı Neçirvan Barzani, Başbakan Yardımcısı Kubat Talabani, Kuzey ve Doğu Suriye Yönetimi Dış İlişkiler Dairesi Eş Başkanı İlham Ahmed ve diğer ülkelerden çok sayıda temsilci katıldı.

İlham Ahmed, Birleşmiş Milletler Genel Sekreter eski Yardımcısı Peter Galbraith ve KDP Politbüro Üyesi Hoşyar Zebari, “Kuzey Suriye ve Bölge Üzerindeki Etkileri” oturumunda konuştu. İlham Ahmed, “Ademi merkeziyetçiliğin reddi, yeni krizler anlamına gelir” dedi. “Kriz istemiyoruz” diyen İlham Ahmed, demokratik bir Suriye inşa etmek için anayasanın ve yönetimin yazılmasında tüm tarafların katılımının önemini vurguladı.

24 Nisan 2025: Suriye Demokratik Güçleri (SDG) Genel Komutanı Mazlûm Abdi ile İlham Ahmed, Irak Federe Kürdistan Bölgesi Başkanı Neçirvan Barzani ile görüştü. Görüşmede, Mesud Barzani’nin temsilcisi Dr. Hamid Derbendi de yer aldı. Suriye’deki Kürt güçleri ve partileri arasında Kürt taleplerinin ve ülkedeki meşru haklarının gerçekleşmesinin bir garantisi olarak birlik ve dayanışmanın gerekliliği, Hol Kampı’ndaki durum ve Suriye’deki uluslararası koalisyonun rolünün görüşmede ele alınan diğer konular olduğu kaydedildi.

Aynı gün Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noel Barrot, Erbil’e bir dizi temaslarda bulundu. Mazlum Abdi ile İlham Ahmed ile görüştü.  Görüşmede, bölgedeki gelişmeler, Suriyeli taraflar arasında diyalog ve Fransa’nın siyasi çözüme dair rolü ele alındı.

16 Nisan 2025’te gazeteci Egîd Roj, Tişrin barajına düzenlenen saldırıda hayatını kaybetti.

Kamışlo’da ‘Ortak Tutum ve Birlik’ Konferansı 

26 Nisan 2025: Kuzey ve Doğu Suriye’nin Kamışlo kentinde Ortak Tutum ve Birlik Konferansı düzenlendi. Kürt partileri, sivil toplum kuruluşları, kadın hareketleri, kadın örgütleri ve Suriye’nin farklı bölgelerinden Kürt toplumunun çeşitli yapılarının katılımıyla gerçekleşti. Konferansın açılış konuşmasını Mazlum Abdi yaptı.

Mazlum Abdî konuşmasında, Kürtlerin birliğinin aynı zamanda Suriye’nin de birliği anlamına geldiğini vurguladı: “Bu konferans parçalanmak ve bölünmek için değil, aksine birlik içindir. Kürtlerin güçlenmesi Suriye’nin de güçlenmesidir. Merkezi olmayan, demokratik, herkesi kucaklayan bir Suriye istiyoruz.”

Bölgede 15 yıldır Arap, Kürt, Süryani, Asuri halkların birlikte yaşadığını hatırlatan Abdi, “Ortak yönetim deneyimimiz var, Kuzey ve Doğu Suriye’yi korumak için çalışıyoruz. Çabamız, yeni Suriye’de hak ettiğimiz yeri almaktır” dedi. Konferansın sonuç bildirgesi açıklandı:

“Rojava Kürt Birliği ve Ortak Tutum Konferansı, uzun süren diyaloglar ve arkadaşlarımızın, kardeşlerimizin takdire şayan çabaları sonrası 26 Nisan 2025’te Qamişlo’da Kürt partileri, sivil toplum örgütleri, kadın hareketleri ve örgütleri ile Suriye Kürtlerinin farklı bölgelerinden Kürt toplumunun bağımsız aktivistlerinin katılımıyla gerçekleşmiştir.

8 Aralık 2024’te devrilen ve Suriye’nin tüm halklarının, inançlarının ve toplumlarının özgürlüğünü, onurunu çiğneyen; Suriye coğrafyasını baştan başa viran eden, milyonlarca insanı katleden, göçerten baskıcı rejimin devrilmesinin ardından yeni Suriye’nin inşasında Kurdî bir ortak görüş oluşturmak, Suriye’nin geleceğini şekillendirmek ve Kürt sorununun çözümünü gerçekleştirmek için bu konferans gerçekleşmiştir.

Suriye halkları bu rejimin devrilmesi ve baskının sona ermesi için, özgürlüğünü ve onurunu korumak için canlar vermiştir. Suriye’deki Kürt halkı bu rejimin uygulamalarına maruz kalmış birçok canı kurban vermiş, binlerce Kürt şehit olmuştur.

Kürt halkı, ulusal haklarına ulaşmak ve üzerindeki baskıları bertaraf etmek için onlarca yıldır mücadele etmiş, bu ulusal mücadelesini Suriye’de çoğulcu demokratik bir sistemin inşası mücadelesiyle ortak bir şekilde yürütmüştür.”

“Tarihi sorumluluklarımız ve mevcut sürecin gereklilikleri, kolektif iradeyle ortak bir Kurdî görüş oluşturmak ve Suriye’deki Kürt sorununa demokratik ve ademi merkeziyetçilik gibi adil bir çözümü gerekli kılmaktadır.

Katılımcılar, konferansta sunulan ortak Kürt görüşü ve tutumuna ilişkin belgeyi çok uluslu, çok dinli, çok kültürlü kimliğe sahip, uluslararası insan hakları sözleşmelerine bağlı, kadın özgürlüğü ve haklarını koruyan ve siyasi, toplumsal ve askeri kurumlara etkin katılımını sağlayan, Kürtlerin anayasal haklarını güvenceye altına alan, birlik içindeki bir Suriye çerçevesinde, Kürt sorununa adil ve kapsamlı bir çözüm bir belgesi olarak benimsemişlerdir.

Konferans, ortak Kürt tutumunu kabul ederek bunun ister Kürt siyasi güçleri arasında, ister onlarla Şam’daki yeni yönetim ve Suriye’deki diğer tüm ulusal güçler arasında olsun, ulusal diyaloğun bir temeli olarak görülmesini talep etmektedir.

Herhangi bir bileşeni ortadan kaldırmadan ya da inkar etmeden, tek taraflı bir zihniyete sahip düşünceler ve uygulamalardan uzak, hiçbir ayrım gözetmeksizin halkın onurunu ve haklarını anayasal güvenceyle koruyan, Suriye’nin bölgesel ve uluslararası ilişkilerine saygılı, bölgede istikrar ve güvenlik unsuru olan tüm halklarını kapsayan yeni Suriye’nin inşasına katılmak amaçlanmaktadır. Sonuç; konferansta, bu ortak görüşün hayata geçirilmesi temelinde siyasi gerçeklik için çalışacak, ilgili kesimlerle görüşecek ve diyalog yapacak ortak Kürt heyetinin ivedi bir şekilde oluşturulmasına karar verilmiştir.”

Şam’dan konferansa tepki

27 Nisan 2025: Şam geçici yönetimi tarafından yayımlanan bildiri, 10 Mart’ta başlayan diyalog sürecinin yerini açık bir restleşmeye bıraktı. Konferansa sert tepki gösteren Suriye geçici hükümeti yaptığı açıklamada, “SDG’nin yaptığı federasyon çağrısında bulunan ve sahada ayrı bir yapı oluşturmayı amaçlayan hareketler ve açıklamaları (Şam yönetimi-SDG) anlaşmanın içeriğiyle açık bir şekilde çelişmekte ve ülkenin birliği ile toprak bütünlüğünü tehdit etmektedir. Suriye’nin toprak bütünlüğü bizim için kırmızı çizgidir ve buna yönelik her türlü ihlal ve sapma; Suriye’nin birleşik kimliğine saldırı olarak değerlendirilir” ifadeleri kullanıldı.

‘Şam’ın tepkisi Türk dış politikasının bir yansıması’

Gazeteci Eyüp Burç ise yaptığı değerlendirmede, Kamışlo’da düzenlenen ‘Rojava Kürt Birliği ve Ortak Tutum Konferansı’nın yalnızca Kürtleri değil, tüm Suriye’yi kapsayan demokratik ve ademi merkeziyetçi bir sistem önerdiğini belirtti. Burç, konferansın Suriye’nin demokratik geleceğine dair bir “kuruluş manifestosu” niteliğinde olduğunu belirterek, “Bu, ayrılıkçı bir deklarasyon değil. Suriye’nin bütününü kapsayan, seküler, eşitlikçi ve ademi merkeziyetçi bir yapıyı savunan bir vizyon sunuluyor” dedi.  Konferansta doğrudan ‘federalizm’ teriminin geçmediğini, ancak ademi merkeziyetçi bir yapı önerisinin bulunduğunu belirten Burç, Şam geçici yönetiminin sert tepkisinin Türk dış politikasının bir yansıması olduğunu savundu. “Bu açıklamalar sahada bir geçerliliği olmayan dayatmalardır” diyen Burç, Kürtlerin önerdiği sistemin Suriye’nin istikrarlı ve barışçıl geleceği için bir zemin oluşturduğunu belirtti.

Erdoğan ve Bahçeli’den Kamışlo’daki konferansa tepki ve tehdit 

30 Nisan 2025’te Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Kamışlo’daki Kürt konferansına ilişkin, “Federatif yapı konusu ham hayalden öteye gitmez” dedi. Erdoğan, İtalya ziyareti sonrası gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu:

“Bölgemizde oldubittilere müsaade etmeyecek, Suriye ve bölgenin kalıcı istikrarını tehdit edecek, tehlikeye sokacak hiçbir girişime izin vermeyeceğiz. Suriye’de Şam Yönetimi dışında bir otoritenin de, Suriye Ordusu dışında silahlı yapılanmanın da kabul edilmeyeceği, Suriyeli yetkililerce ilan edildi. Çalışmalarını da bu yönde sürdürüyorlar. Bizim de sınır güvenliği konusunda yaklaşımımız benzer. Sınırlarımızın hemen ötesinde bir ve bütün Suriye dışında herhangi bir zorlama yapıya müsaade etmeyiz.”

Hakan Fidan’ın 27 Nisan 2025 tarihli Doha ziyaretinde Katar Başbakanı Şeyh Muhammed bin Abdurrahman Al Sani ile yaptığı görüşme, Ankara’nın Suriye politikasının yeni dönemdeki “ekonomik destek ve güvenlik şartı” dengesini şu şekilde ortaya koydu:

Fidan, Suriye’nin inşası için Türkiye ile Katar’ın iş birliğini sürdürdüğünü belirterek, özellikle uluslararası yaptırımların kaldırılması konusunda ortak çaba harcadıklarını ifade etti. Suriye yönetimine sağlanabilecek ilave desteklerin masaya yatırıldığını belirten Fidan, Ankara’nın nihai amacının Suriye’nin egemenliğini koruyarak uluslararası arenada saygın ve kalkınmış bir devlet olarak yerini alması olduğunu vurguladı. Ancak bu desteğin Türkiye açısından değişmez bir ön şartı olduğunu yineleyen Fidan; Suriye’nin toprak bütünlüğünü ve egemenliğini hedef alan, terör örgütlerinin mevcudiyetini sürdürmesine imkan tanıyan hiçbir girişimi kabul etmeyeceklerini “kırmızı çizgi” olarak tanımladı.

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli de konferansa sert tepki gösterdi. Bahçeli, Kürt kamuoyunun “hayati önemde” gördüğü konferans hakkında “bölücü taleplerin dillendirildiği bir platform haline geldi” dedi ve Suriye’nin siyasi ve toprak bütünlüğüne aykırı kararların alındığını ifade etti.

8 Ağustos 2025: Haseke’de ‘Ortak Tutum Konferansı’ 

Rojava’daki (Kuzey ve Doğu Suriye) tüm toplumsal bileşenleri bir araya getiren “Ortak Tutum Konferansı,” Haseke’nin Gweiran Mahallesi’ndeki Kültür ve Sanat Merkezi’nde yapıldı.  Konferansa, Demokratik Özerk Yönetim, SDG, Suriye Demokratik Meclisi (SDM) ve Kuzey ve Doğu Suriye Kadın Meclisi başta olmak üzere, bölgedeki Kürt, Arap, Süryani, Ermeni ve Türkmen etnik grupların temsilcileri katıldı. Ayrıca, Dürzi ve Alevi topluluklarının temsilcileri de mesaj göndererek konferansa destek verdi.

Rojava Özerk Yönetimi Dış İlişkiler Eş Başkanı İlham Ahmed, Haseke’de düzenlenen “Bileşenlerin Birlik Konferansı”nda konuştu. İlham Ahmed konuşmasında şu ifadelere yer verdi:

“Bileşenlerin (farklı grupların) sesi, Suriye’de gerçek bir siyasi çözümün temel taşıdır. Tüm bileşenlerin hakları tanınmadan ve geleceğin inşasına etkin katılımları garanti edilmeden yeni bir Suriye inşa edilemez”.


19 Kasım 2025: Duhok’ta Ortadoğu Barış ve Güvenlik Konferansı düzenlendi. Yoğun katılımın olduğu Konferansa  Mazlum Abdi ve İlham Ahmed de katıldı.Mazlum Abdi bir kez daha “Türkiye için bir tehdit değiliz, olmayacağız” mesajı verdi.

Şam’da diplomatik temaslar

Şam’a ziyaretler de sürüyordu.  19 Nisan 2025’te ABD Kongre üyesi Corry Lee Mills ve beraberindeki heyet Suriye’ye gitti. ABD’li milletvekillerinin Şam’a gerçekleştirdiği ziyarette iki Cumhuriyetçi temsilci, Dış İlişkiler ve Silahlı Hizmetler Komiteleri üyesi Cory Mills ve Temsilciler Meclisi üyesi Marilyn Stutzman yer aldı. Heyet, Ahmed Şara ve ve Dışişleri Bakanı Sayın Asaad El Şeybani ile bir araya geldi. Görüşmede ABD’nin Suriye’ye yönelik yaptırımları ve İran’ın konuşulduğu belirtildi.

NYT: Kürtler ve diğer azınlıklar Şam’daki yönetime güvenmiyor

29 Nisan 2025’te New York Times (NYT) gazetesinde yer alan rapora göre Kürtler ve diğer azınlıklar Şam’daki geçici hükümete güvenmiyordu. NYT haberine göre Kürtlerin Şam’a yönelik güvensizlik ve şüpheleri, hükümetin onları korumayacağından, yönetime dahil etmeyeceğinden veya temsil etmeyeceğinden korkan Suriye’deki diğer etnik ve dini azınlıklar tarafından da paylaşıldı.

Ahmed Şara, 2013–2016 yılları arasında El Kaide’nin Suriye kolu olan El Nusra’yı yönetmişti. Bu dönemde, El Nusra ile SDG arasında Suriye’nin kuzeydoğu bölgelerinde birçok çatışma yaşanmıştı.

ABD: Suriye’ye yönelik yaptırımlar 6 aylığına askıya alındı

24 Mayıs 2025’te Amerika Birleşik Devletleri (ABD), Suriye’ye yönelik ekonomik yaptırımları geçici olarak askıya aldı. ABD Hazine Bakanlığı tarafından yayımlanan genel lisans (GL25) ile, geçici Suriye hükümeti, Suriye Merkez Bankası, bazı devlet şirketleri ve Suriyeli bankalarla yapılacak işlemlere izin verildi. Bu adım, 2011’den bu yana Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad rejimine uygulanan yaptırımların hafifletilmesi anlamına geldi.

ABD’nin Ankara Büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilcisi Thomas Barrack, “Suriye’ye yönelik yaptırımların durdurulması, birincil hedefimiz olan IŞİD’in kalıcı olarak yenilgiye uğratılması hedefinin bütünlüğünü koruyacak ve Suriye halkına daha iyi bir gelecek için bir şans verecektir” dedi.

Riyad’da Şara ile görüşme, Şam’a koşullu destek

14 Mayıs 2025: Trump, Suudi Arabistan’ın başkenti Riyad’da Ahmed Şara ile kısa bir görüşme gerçekleştirdi. Görüşmenin ardından Beyaz Saray, Trump’ın Suriye hükümetine yaptırımların kaldırılması karşılığında bazı şartlar sunduğunu açıkladı. Bu şartlar arasında tüm yabancı militanların Suriye’den çıkarılması, bazı Filistinli grupların sınır dışı edilmesi ve ABD’nin IŞİD’in yeniden ortaya çıkmasını önleme çabalarına destek verilmesi yer aldı.

ABD’nin yeni Suriye temsilcisi Şam’da 

29 Mayıs 2025: ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi ve Türkiye Büyükelçisi Tom Barrack, Şam’daki büyükelçilik konutu açılışında “ABD Başkanı Donald Trump’ın, yakında Suriye’yi teröre destek veren ülkeler listesinden çıkaracağını” duyurdu. Al-Arabiya kanalına açıklamada bulunan Barrack, ABD güçlerinin Suriye’deki misyonunun “IŞİD’i ortadan kaldırmak” olduğunu belirtti.

Bu ziyaret, ABD’nin Suriye Büyükelçiliğini 2012’de kapatmasından bu yana gerçekleşen ilk resmi temas oldu.

Thomas Barrack, Suriye geçiş hükümeti Dışişleri Bakanı Esad al-Şeybani ile birlikte Şam’daki ABD büyükelçisinin konutunun açılışını yaptı. Ziyaret, Washington ile Şam arasında yeniden şekillenen ilişkilerin dikkat çekici bir göstergesi olarak değerlendirildi.

Barrack, sosyal medya hesabından Suriye’ye ilişkin üç gün önce yaptığı açıklamada, “Batı müdahalesi dönemi sona ermiştir” dedi. Sykes Picot hatasının nesillere mal olduğunu ve bu dönemin sona erdiğini belirmesi ise tartışmalara neden oldu.  Barrack’ın daha sonra Kürtlere yönelik açıklamaları ve yürüttüğü politika çok tepki çekecekti.

Son iki haftada, Suriye’deki siyasi manzara daha da hareketlendi.

20 Mayıs 2025: AB, Suriye’ye yönelik ekonomik yaptırımları kaldırdığını duyurdu, bu karar AB Dış Temsilcisi Kaja Kallas tarafından da vurgulandı. Türkiye-ABD Suriye Çalışma Grubu toplantılarında, iki ülke Suriye’nin toprak bütünlüğünü koruma ve yerinden edilmiş Suriyelilerin dönüşü için ortak bir vizyon geliştirme kararlılığını ifade etti.

IŞİD, Şam’a karşı ilk saldırısını düzenledi 

Son haftalarda Suriye’deki askeri dinamikler ise gerilimi artırdı.

29 Mayıs 2025: IŞİD, yeni Suriye yönetimine karşı ilk kez saldırı düzenledi; iki ayrı saldırıda 7 Şam askeri öldü. Bu, IŞİD’in hâlâ bir tehdit olduğunu ve yeni hükümete karşı eylemlerini artırabileceğini ortaya koydu.

30 Mayıs 2025: İsrail, Lazkiye ve Tartus’taki Suriye Ordusu’na ait 107. Tugay’ın silah ve mühimmat depolarını vurdu. Bu saldırılarda Suriye ordusu mühimmatının yüzde 85’inin imha edildiği tahmin ediliyor.

2 Haziran 2025: ABD, Suriye’nin kuzeydoğusundaki en büyük iki askeri üssünden kademeli olarak çekilmeye başladı.

3 Haziran 2025: ABD’li bir savunma yetkilisi, 500 ABD askerinin Suriye’den çekildiğini, iki üssün kapatıldığını ve bir üssün SDG’ye teslim edildiğini açıkladı.

Yardımlar ve Rojava’nın dışlanma riski 

Yaptırımların kaldırılması, Şam yönetimine ekonomik nefes aldırdı. Son altı ayda çok sayıda ekonomik vaat ve anlaşma gündeme geldi, ancak halkın yaşam standartlarında belirgin bir iyileşme gözlenmedi. Dünya Bankası, Suriye’nin 15.5 milyon dolarlık borcunun Suudi Arabistan ve Katar tarafından ödendiğini bildirdi. Ayrıca, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar, Suriye’ye yıllık yaklaşık 2 milyar metreküplük gaz ihracatının kısa sürede başlayacağını duyurdu. Bu gelişmeler, Şam Hükümeti’nin ekonomik toparlanma için dış desteklere bağımlılığını artırırken, Kuzey ve Doğu Suriye’nin bu süreçten dışlanma riskini yükselti.

İlham Ahmed The New York Times’a yazdı: Yeni Suriye herkesi kapsamalı

29 Mayıs 2025: Kuzey ve Doğu Suriye Yönetimi Dış İlişkiler Dairesi Eş Başkanı İlham Ahmed, The New York Times’ta yazdığı makalesinde Suriye’de geçici anayasanın azınlıkların haklarını güvence altına almadığını belirterek, özellikle Alevi ve Dürzilere yönelik son saldırıların yeni bir demokratik anayasal sürece duyulan ihtiyacı gösterdiğini kaydetti.

Esad rejiminin düşüşünün Suriyeliler tarafından sevinçle karşılandığını ifade eden İlham Ahmed, Amerika Birleşik Devletleri Başkanı (ABD) Donal Trump’ın da Suriye’ye yönelik ekonomik yaptırımlarını askıya almasını memnuniyetle karşıladığını belirtti.

Bu gelişmelere rağmen yeni dönemin Suriye halkları için riskli bir dönem olmaya devam ettiğinin altını çizen İlham Ahmed,  Kuzey ve Doğu Suriye’de kurulan sistemde dini ve etnik pek çok grubun olduğunu, bu çeşitliliğin yasal olarak korunduğunu ve kadınların eşbaşkanlık sistemiyle öncü rollerde yer aldığını vurguladı. İlham Ahmed, sistemlerinin sadece Suriye için değil, tüm Ortadoğu için bir model oluşturabileceğini belirtti.

Barrack: Suriye politikamız son 100 yıldaki politikaya yakın olmayacak

2 Haziran 2025: ABD’nin Ankara Büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilcisi Thomas Barrack, NTV’ye özel röportaj verdi. ABD’nin Suriye politikasınA ilişkin Barrack, “Tabi sizi temin edebileceğim şey şu, bugünkü Suriye politikamız son 100 yıldaki Suriye politikasına yakın olmayacak, çünkü bunların hiçbiri işe yaramadı” ifadelerini kullandı.

ABD’nin Suriye Demokratik Güçleri’ne (SDG) verdiği desteğine ilişkin soruya Barrack, şunları söyledi:

“Suriye bölgesinden bahsettiğimizde ortak bir operasyonumuz vardı. Başkan da çok açık bir şekilde ifade etmişti; ‘Bir geri çekilme olmayacak. Sahadaki asker sayısını arttırmayacağım’ dedi. ‘Şu anda bunu azaltacağım’ dedi. Şu anda SDG’yi yeni Suriye hükümetine entegre etmeye başlıyoruz. Oradaki misyonumuz IŞİD’i ortadan kaldırmak. Türkiye ve bölgenin geri kalanıyla birlikte terörizmi her tarafta sınırlamaya çalıştık.

SDG bir müttefik. SDG’ye verilen; IŞİD’e karşı savaşan bir müttefike verilen bir destek. Kongremiz için çok önemli bir faktör. Onları yeni bir Suriye hükümetine entegrasyonuna yönlendirmek çok ama çok önemli. Herkesin, beklentilerinde makul olması gerekiyor.

Başkan Trump, Başkan Erdoğan inanılmaz bir şey yaptı. Bu yeni rejime şans vereceğini söyledi. Bu gerçekten çok büyük bir adımdı. Hiç kimse bunu tahmin etmemişti. Tabi ki, bizim askeri üslerimizin azalması da önemli. 8 üsten, 5 ve 3’e düştük, sonunda bire düşecek. Bu, bir entegrasyon meselesi ama herkesin de makul olması gerekiyor hala çok aşiretler var ve bunların hepsini bir araya getirmek çok zor. Ama bunun gerçekleştirileceğini düşünüyorum.”

SOHR’dan 8 Aralık’ın 6’ıncı ayında Suriye raporu

8 Haziran 2025: Suriye İnsan Hakları Gözlemevi (SOHR), Esad rejiminin 8 Aralık 2024’te devrilmesinden bu yana geçen altı ayda artan ihlaller ve istikrarsızlığın ortasında 7 bin 670 kişinin hayatını kaybettiğini raporladı. SOHR raporuna göre, ölümlerin yaklaşık yüzde 75’i sivillerden oluşuyordu.

Kürtler, Dürziler, Aleviler, Ermeniler, Süryaniler öz savunma güçleri olmazsa başlarına neler gelebileceğini El Nusra saldırılarında görmüştü. HTŞ; Lazkiye, Banyas, Tartus, Hama, Humus, Şam, Halep gibi kentlerde Alevileri, Dürzileri katleden grupları yönlendiren Savunma Bakanlığı’ndaki isimleri koltukta tuttu.

Yabancıları da koltuklarda tutmayı sürdürdü.  12 Haziran’da Suriye’de Şam yönetiminin turizm bakanlığı kadınların normal mayo kullanmasını yasakladı.

22 Haziran 2025’te Saraya Ensar el-Sünne; Şam’ın Dweila  Mahallesi’ndeki Mar Elias Kilisesi’ne canlı bomba ile saldırıp 25 kişi katledildi.

Reuters’ın 30 Haziran’da yayınladığı araştırma raporunda, sahilde üç gün süren ve bin 479 Alevi’nin öldürüldüğü saldırılar sırasında Savunma Bakanlığı Sözcüsü Hasan Abdul Ghani’nin katliamı koordine ettiğini gösteren kanıtlar ortaya çıktı.

Türkiye’nin desteklediği SMO’ya bağlı Sultan Süleyman Şah Tugayı, Sultan Murat Tümeni ve Hamza Tümeni gibi grupların da yaklaşık 700 Alevi’yi katlettiği tespit edildi.

Alevilere yönelik katliamlara ilişkin raporunu 14 Ağustos’ta açıklayan BM İnsan Hakları Yüksek Komiserliği Suriye Soruşturma Komisyonu, yeni Suriye ordusu ve bağlı silahlı grupların saldırılarının “yaygın, sistematik ve muhtemelen savaş suçu” olduğunu duyurdu.

Alevi katliamları hakkında Suriye İnsan Hakları Gözlem Evi (SOHR), Uluslararası Af Örgütü (Amnesty Int.) ve İnsan Hakları İzleme Örgütü (HRW) de hazırladıkları raporlarda hükümetin sorumluluğuna vurgu yapılarak faillerin cezasız bırakıldığını kaydetti.

Humus’ta 27 Aralık’ta Alevilere ait İmam Ali Bin Abi Talib Camiisine bombalı düzenlenen ve 8 kişinin hayatını kaybettiği saldırının ardından Şeyh Gazal Gazal’ın çağrısı üzerine Aleviler, dün (28 Aralık) kitlesel protesto gösterileri düzenledi. Başta Lazkiye ve Tartus olmak üzere 53 ayrı bölgedeki protestolara sert müdahale eden Şam güçleri, en az 3 kişiyi öldürdü, onlarca kişiyi yaraladı.

Hristiyanlara saldırı

22 Haziran’da ise bu kez Hristiyanlar hedef oldu. Şam’ın Duveyla mahallesinde bulunan Mar İlyas Kilisesi’ne yönelik yapılan canlı bomba saldırısını Saraya Ensar El-Sunna (Ehl-i Sünnet’in Yardımcıları Tugayları) adlı örgüt üstlendi. Şam yönetimi ise saldırıyı IŞİD’in gerçekleştirdiğini açıkladı.

Saldırıda kilisede bulunan 25 kişi hayatını kaybetti, 63 kişi de yaralandı. Örgüt, 1 Şubat’ta Hama kırsalında 15 Alevi sivili öldürerek adından söz ettirmişti.

Süveyda Katliamı 

Geçici hükümet ordusu, SMO ve IŞİD’in de katıldığı saldırıların bir sonraki hedefi, 13 Temmuz 2025’te Suriye’nin güneyindeki Dürzi kenti Süveyda oldu. Saldırılarda toplamda yaklaşık 1600 Dürzi hayatını kaybederken, toplam can kaybı ise 2 bin 48’i geçti.

Şam güçlerinin 817 sivil Dürzi’yi yargısız infaz ettiği belgelendi. İnfaz edilen Dürzi siviller arasında 77 kadın, 15 çocuk ve El Süveyda Ulusal Hastanesi’ndeki 20 sağlık çalışanı da vardı.

BM’den 9 uzman tarafından Süveyda’da yaşanan hak ihlallerine ilişkin 23 Ağustos 2025‘te yayımlanan raporlarda saldırılar sırasında 105 kadın ve kız çocuğunun kaçırıldığı, aralarında 80 kadın ve kız çocuğunun da bulunduğu 763 kişinin akıbetinin ise bilinmediği açıklandı.

Dürzilere yönelik saldırılara misilleme amacıyla İsrail, 16 Temmuz 2025‘te Şam’da başta Genelkurmay Başkanlığı ve Savunma Bakanlığı binaları olmak üzere birçok askeri noktaya kapsamlı hava saldırıları düzenledi. İsrail’in saldırılarından saatler sonra Şam hükümeti, Süveyda’ya yönelik kuşatmayı sonlandırdı, geri çekildi ve ateşkes imzalandığı açıklandı. Ancak saldırılar ve ihlaller halen aralıklarla devam ediyor.

Dürzilerin fiili özerklikle yönettiği Süveyda’da 23 Ağustos’ta 30 yerel grup, “Ulusal Muhafızlar” ordusunu kurdu.

IŞİD saldırıları

Ülkedeki bu belirsizlik ve kaotik ortamdan faydalanan IŞİD de yeniden canlandı. Şam hükümetinin gözetiminde uyuyan hücrelerini harekete geçiren IŞİD, yıl içerisinde Özerk Yönetim’in kontrolü altındaki bölgelere 160’dan fazla saldırı düzenledi. Bu saldırılarda en az 10 sivil hayatını kaybetti, onlarca sivil de yaralandı. SDG ve uluslararası koalisyon ise yaptığı 78 operasyonda 202 IŞİD’liyi yakaladı, çoğu yönetici olan 18 IŞİD’li de öldürdü.

Reuters‘ın Haziran ayında geçtiği habere göre üç Suriyeli siyasi yetkili, IŞİD’in Esad’ın devrilmesinden bu yana uyuyan hücrelerini harekete geçirdiğini, potansiyel hedefleri gözetlediğini, eleman alımı yaptığını ve silah, susturucu ve patlayıcı dağıttığını söyledi.

Tedmur’da 13 Aralık’ta devriye faaliyeti yürüten ABD askerleri yapılan saldırıda 2 ABD askeri ve bir sivil (tercüman) yaşamını yitirdi. CENTCOM yaptığı ilk açıklamada saldırıyı IŞİD’in düzenlediğini açıkladı ancak saldırganın Şam hükümetinin güvenlik güçlerinin bir üyesi olduğu ortaya çıktı. Saldırının ardından ABD, Suriye’de 70’den fazla IŞİD hedefini vurdu. Ülkenin belirsizlikten nemalan IŞİD, etkinliğini peyderpey artırıyor.

7 Haziran 2025: Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetimi ile Suriye hükümeti arasında uzun zamandır beklenen müzakereler, Haziran’ın başında Şam’da yapıldı. Görüşmelerin ardından Özerk Yönetim heyetinin başkanı Foza Yusuf, Suudi Arabistan merkezli Şarku’l Avsat gazetesine açıklamalarda bulundu. Foza Yusuf, görüşmenin ABD ve Uluslararası Koalisyon’un bilgisi ve desteğiyle gerçekleştiğini, Kurban Bayramı sonrası ortak komitelerin kurulması kararı alındığını belirtti. Komitelerin, idari, askerî, eğitim, güvenlik ve enerji alanlarında entegrasyonu sağlamak amacıyla görev yapacağını söyleyen Foza Yusuf, görüşmelerin genel olarak olumlu geçtiğini ifade etti.Özerk Yönetim’in ayrılıkçılıkla suçlanmasına da yanıt veren Foza Yusuf, Şam’a yapılan ziyaretin ve müzakerelere katılımın Suriye’ye bağlılıklarının göstergesi olduğunu söyledi:

“Adem-i merkeziyetçilik birlikle çelişmez. Gelişmiş ülkelerde uygulanan örneklerde olduğu gibi, bu yönetim modeli güçlü bir devlete zemin sunar. Biz Suriye’nin bir parçasıyız, bu ilkesel bir duruştur.”

CENTCOM Komutanı Kurilla: Kürtler Suriye’de odak noktamız

11 Haziran 2025: ABD Merkez Kuvvetler (CENTCOM) Komutanı General Michael Erik Kurilla, ABD Temsilciler Meclisi’nde yaptığı açıklamalarda, Suriye’nin kuzeydoğusunda Suriye Demokratik Güçleri (SDG) ile işbirliğinin sürdüğünü ve bölgedeki ‘odak noktalarının’ Kürtler olduğunu söyledi.

Kongre üyelerinin sorularını yanıtlayan Kurilla, Suriye’de IŞİD’e karşı mücadelenin sekteye uğramaması için SDG ile iletişim halinde olduklarını belirtti.

“Kürt ortaklarımız, 10 yılı aşkın süredir IŞİD’e karşı mücadelenin ön saflarında yer aldı. 11.000’den fazla kayıp verdiler ve hala aktif şekilde IŞİD kalıntılarına karşı operasyonlar yürütüyorlar,” diyen Kurilla, sahadaki iş birliğinin olumlu ilerlediğini vurguladı.

Şam yönetimiyle Kuzey ve Doğu Suriye’nin ilişkilerine işaret eden Michael Erik Kurilla, Suriye’deki yönetimin nasıl olacağına ilişkin tarafların masaya oturup konuşmalarının çok yapıcı olduğunu belirtti.

Kurilla bu sürece ilişkin Ankara’nın pozisyonunun sorulması üzerine, “Türkiye bu konuda olumlu bir rol oynuyor. Bu da Suriye’nin genel istikrarı açısından önemli,” diye belirtti.

CENTCOM Komutanı, ABD Temsilciler Meclisi Silahlı Kuvvetler Komitesi’nden Kongre Üyesi Abe Hamadeh’in “Kürt güçlerinin Suriye devletiyle bütünleşmesi sürecinin Dürziler, Hıristiyanlar ve Aleviler gibi diğer azınlık milislerini de kapsayıp kapsamayacağı” sorusunu da, “Kapsayabilir. Ancak şu anda odaklandığımız Kuzey ve Doğu’daki Kürt ortaklarımız.” diye yanıtladı.

ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi ve Ankara Büyükelçisi Tom Barrack, Kurilla’nın açıklamalarını X hesabından “Yeni bir kanaviçe işleniyor” ibaresiyle paylaştı

30 km tampon bölge hedefi 

Bir yandan Türkiye’de Kürt meselesinin çözümü için başlatılan süreçle ilgili görüşme trafikleri yoğunlaşırken, diğer yandan Ankara, mümkünse Fırat’ın Batı’sındaki, Minbiç’teki , SDG iktidarına son vermek, Fırat’ın Doğu’sunda ise, Fırat Kalkanı, Zeytin Dalı ve Barış Pınarı ile kontrol ettiğine benzer bir konjonktür yaratarak 30 km lik tampon bölge ile pozisyonunu taçlandırmak ve Fırat’ın Doğu’sundaki SDG bölgesinde Arap aşiretleri birlikten koparmak istiyordu.

ABD’yi, SDG’nin PKK’nın Suriye kolu olduğuna ikna edemeyen Ankara için Trump yönetimi Suriye’deki denklemin bir başka önemli katalizörü oldu. Trump yaptığı açıklamalarda Esad sonrası Suriye’nin inşasında Türkiye’yi birincil ortak olarak gördüğünü belirtti ve Şara’yı Washington’da ağırladı.

Ekim seçimleri

5 Ekim 2025: SuriyeR’de Süveyda ve Rojava bölgeleri dışında yapılan seçimler de Suriye’de Halk Meclisi kurulması yönünde atılan ilk adım olarak kayda geçti. Türkiye, Suriye’de yeni dönemin ilk günlerinden itibaren önceliğinin 13 yıldır süren çatışma ortamına bir daha dönülmemesi olduğunu bildirdi. Ankara bu noktada, yeni yönetimin kapsayıcı anlayışla hareket ederek ülkedeki farklı etnik, dinsel ve mezhepsel gruplar arasında yeni gerilimlerin çıkmasını engellemesi gerektiğinin altını çizdi.

Suriye’deki yeni yönetimi son bir yılda uluslararası toplum tarafından kabul edilmesi, Birleşmiş Milletler (BM)-Amerika Birleşik Devletleri-Avrupa Birliği yaptırımlarının kaldırılması, başta Washington olmak üzere önde gelen Batı ve Orta Doğu ülkeleriyle ikili ilişkiler kurulması öne çıktı.

Ahmed Şara ABD’de 

Ahmed Şara olarak ilk kez 22 Eylül 2025’te BM Genel Kurulu’na katılmak üzere Washington’a ayak bastı. 10 Kasım’da bir kez daha ABD’ye giden Şara, resmi karşılama olmaksızın arka kapıdan girdiği Beyaz Saray’da Trump’la görüştü. Gündemde IŞİD ile mücadele, İsrail ile ilişkiler, Sezar Yasası ve 10 Mart Mutabakatı vardı.

1946’dan bu yana bir Suriye devlet başkanının ABD’ye ilk resmi ziyareti sonrası, açıklama yapan Suriye geçicci hükümeti Dışişleri Bakanlığı, 10 Mart Mutabakatı kapsamında SDG’nin Suriye ordusuna entegrasyonu ve Suriye-İsrail arasında bir güvenlik anlaşmasına varılması yönünde ilerleme sağlanması konusunda uzlaşma sağlandığını duyurdu.

11 Kasım 2025: Görüşme sonrası Suriye’nin IŞİD’le Mücadele Uluslararası Koalisyonu’na katıldığı açıklandı.

Öte yandan, Suriye’ye silah ambargosunda yaptırımlarını sürdüren AB, ekonomik yaptırımları 28 Mayıs 2025’te kaldırdı. Ekonomik yaptırımların büyük çoğunluğunu 1 Temmuz’da kaldıran ABD ise Sezar Yasası kapsamındaki yaptırımlarını da 19 Aralık’ta birtakım koşullar karşılığında kaldırdı.

BMGK 6 Kasım’da, ABD ise 7 Kasım’da Şara ve İçişleri Bakanı Enes Hattab’a uygulanan yaptırımları kaldırdı.

İngiltere ise Şara hükümetinin yeni “orduya” entegre ettiği Sultan Süleyman Şah Tugayı ve komutanı Ebu Emşe, Hamza Tümeni ve komutanı Seyf Bulad ile Sultan Murad Tümeni’ne iç savaş sırasında uluslararası insancıl hukuk ihlalleri ve Alevi katliamları nedeniyle yaptırım kararı aldı. Reuters’a göre yaklaşık 700 Alevi’yi öldüren bu gruplara BM de yaptırım uygulamıştı.

ABD’nin Sezar Yasası’nı şartlı olarak kaldırması sonrası Şam hükümetinin yayınladığı yeni haritada Golan Tepeleri’ne yer verilmedi.

Özetle; Suriye’yi 61 yıl boyunca “demir yumrukla” yöneten Baas rejiminin yıkılması sonrası “zafer” kutlamalarıyla sokaklara çıkan halklara 2025 yılı ne bahar getirdi ne de barış. Bu bölümde 10 Mart Mutabakatı’tan 4 Ocak’a kadar olan bölümleri ele aldık. Görüşmelerin diken üstünde olduğu bu dönemde 10 Mart’tan sonra 19 Mart, 12 Nisan, 1 Haziran, 10 Haziran (eğitim komiteleri), 19 Haziran (enerji ve su görüşmesi) ve 9 Temmuz’da bir araya geldi. ABD’nin Ankara Büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack, CENTCOM komutanları, aralarında ABD ve Fransa’nın da olduğu uluslararası gözlemciler de entegrasyon görüşmelerine katıldı. Taraflardan anlaşmanın hayata geçirilmesine yönelik açıklamalar sıklıkla gelmesine rağmen anlaşmanın uygulanma takvimi olan yıl sonu gelirken, sahadaki gelişmeler ve Şam yönetiminin adım atmamaktaki ısrarı, mutabakatı bir nevi sürüncemede bıraktı. Bu da tehlikeli bir gidişata işaret ediyordu. Türkiye’nin de rolü de önemliydi. Özellikle Şam hükümeti ile Özerk Yönetim arasında sürdürülen entegrasyon görüşmelerine müdahale ettiği sıkça dile getirildi.  Şara, kendisini Cumhurbaşkanı ilan ettikten sonra ilk kez 4 Şubat’ta, Türkiye’ye geldi. Ankara’da Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’la görüştü. Erdoğan, Şara ile 24 Mayıs, 15 Eylül ve 24 Eylül’de de görüştü. Şam yönetimi Türkiye’den çok bağımsız bir politika yürütmedi.

Rojava, Türkiye’de Kürt meselesinin çözümü için başlatılan süreç için de önemliydi. MHP lideri Devlet Bahçeli’nin 15 Ekim 2024’te partisinin grup toplantısında yaptığı konuşmada ardından yeni bir süreç başlamıştı. Bunun ardından Şubat 2025’te Öcalan, örgüte “silah bırakma ve kendini feshetme” çağrısı yaptı. PKK, 1 Mart’tan itibaren geçerli olmak üzere ateşkes ilan etmiş ve çağrının gereklerine uyacağını açıkladı. Örgütün Türkiye’den silahlı güçlerini çekme çalışmaları sürerken, yeni çözüm sürecine ilişkin hukuki altyapının oluşturulması için TBMM’de komisyon kuruldu. Temmuz’da PKK silah yakma töreni düzenledi.  İktidar kanadında süreç ile ilgili yapılan açıklamalarda gündemlerden biri mutlaka Rojava oluyordu. 10 Mart Mutabakatı’nın uygulanması için verilen süre bu yılın sonunda sona eriyordu. Taraflar mutabakatı uygulamama konusunda bir birine suçlamalar yöneltiyordu.

10 Mart Mutabakatı, karşılıklı adımların atılması ve 8 maddenin hayata geçirilmesi üzerine kurulmuştu. Ancak süreç beklendiği gibi ilerlemedi. Bu planın uygulanamamasının tek nedeni Türkiye olduğu yorumları yapıldı. Bu doğrultuda sahada, askeri, siyasi ve diplomatik tüm hamlelerini Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetimi’ne karşı geliştirdi.

Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler ve AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik aracılığıyla, basın önünde açıkça SDG ve Özerk Yönetim’e, silah bırakma”yı sürekli gündeme getirdi. 7 Ekim 2025’te MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, “PKK’nın kurucu önderliği SDG/YPG’ye direkt aynı mahiyet ve muhtevada bir çağrıda bulunarak, Şam yönetimiyle imzalanan 10 Mart tarihli mutabakata uyulmasını istemelidir.” açıklaması yaptı.

Öcalan’ın Suriye mesajı

Abdullah Öcalan, yeni yıl sebebiyle paylaştığı mesajında, Suriye’de Şam yönetimi ile Suriye Demokratik Güçleri (SDG) arasında imzalanan 10 Mart mutabakatına ilişkin görüşlerine de yer verdi. Öcalan, SDG ile Şam yönetimi arasında 10 Mart’ta imzalanan mutabakat çerçevesinde dile getirilen temel talebin “halkların kendi kendini bir arada yönetebileceği demokratik bir siyasal model” olduğunu vurguladı. “Bu yaklaşım, merkezi yapıyla müzakere edilebilir demokratik bir entegrasyon zeminini de içinde barındırmaktadır” diyen Öcalan, “10 Mart Mutabakatı’nın uygulanması, süreci rahatlatacak ve hızlandıracaktır” dedi. Öcalan, Türkiye’nin bu süreçte “kolaylaştırıcı, yapıcı ve diyaloga açık bir rol üstlenmesinin hayati önemde” olduğunu kaydetti.
Öcalan mesajında, Suriye’de yıllarca süren “tekçi, baskıcı ve kimlikleri inkâr eden” yönetim anlayışının Kürtler dahil ülkedeki tüm halkların “özgürlük ve eşitlik talebini daha da güçlendirdiğini” ifade etti. Öcalan mesajında “Yeni yıl savaşın değil barışın yılı olsun” dileğinde bulundu.
“Geçtiğimiz yüzyıl boyunca emperyalist saldırılar ile iç içe gelişen milliyetçiliğin Ortadoğu’yu nasıl derin çatışmalar, yıkımlar ve toplumsal yarılmalarla karşı karşıya bıraktığını” ifade eden Öcalan, “Barış ve Demokratik Toplum” perspektifini çatışmaların önüne geçebilecek bir “panzehir” olarak nitelendirdi.
Öcalan, Kürt meselesinin çözümünün “ancak toplumsal barış ve demokratik uzlaşı ile mümkün olduğunu” söyledi.
“Sorunun çatışma, savaş, askeri ve güvenlikçi yöntemlerle değil; halkların iradesini esas alan demokratik bir zemin üzerinden ele alınması hayati önemdedir” mesajını verdi.

2026 yılı, Kuzey ve Doğu Suriye için kolay geçmeyecekti; zira yeni bir saldırı zemini hazırlanıyordu. Serinin 3. bölümünde; 4 Ocak’taki Paris görüşmelerinin ardından 6 Ocak’ta başlayan saldırıları ve 30 Ocak Anlaşması’na giden süreci ele alacağız.