Senarist ve yönetmen Béla Tarr yaşamını yitirdi

Avrupa Film Akademisi, Tarr’ın uzun ve ciddi bir hastalığın ardından bu sabah yaşamını yitirdiğini duyurdu.

Senarist ve yönetmen Béla Tarr yaşamını yitirdi
Senarist ve yönetmen Béla Tarr yaşamını yitirdi
Haber Merkezi
  • Yayınlanma: 6 Ocak 2026 22:14

“Yavaş sinema” akımının öncülerinden, Torino Atı (A Torinoi Lo) ve Şeytanın Tangosu (Sátántangó) gibi filmleriyle tanınan Macaristanlı yönetmen Béla Tarr, 70 yaşında hayatını kaybetti.

Avrupa Film Akademisi, Tarr’ın uzun ve ciddi bir hastalığın ardından bu sabah yaşamını yitirdiğini duyurdu.

Açıklamada, Tarr’ın ailesinin bu zor günlerde basın ve kamuoyundan anlayış beklediği ve kendileriyle iletişime geçilmemesini rica ettikleri ifade edildi.

Béla Tarr sineması

Tarr, siyah-beyaz görselliği, uzun ve kesintisiz planları, minimal diyalog kullanımı, geleneksel anlatı yapısının reddi ve Doğu Avrupa’daki gündelik hayatın çoğu zaman kasvetli ve tekdüze tasvirleriyle tanımlanan “yavaş sinema” akımının öncülerindendi.

Bu yaklaşım, en çarpıcı biçimiyle 1994 yapımı Şeytanın Tangosu’da somutlaştı. Yedi buçuk saatlik süresiyle dikkat çeken film, komünizmin çöküşünün ardından küçük bir Macar köyünün yaşadığı çözülmeyi konu alıyordu.

Uzunluğuna rağmen Şeytanın Tangosu, Tarr’ın en çok övgü alan yapıtlarından biri haline geldi ve sık sık tüm zamanların en iyi filmleri listelerinde yer aldı

Béla Tarr, özellikle 1990’lı ve 2000’li yıllarda filmlerinin uluslararası festivallerde daha geniş bir dolaşıma girmesiyle dünya çapında tanınan bir sinemacı hâline geldi.

7,5 saatlik süresiyle sinema tarihinin en uzun filmlerinden biri olan Şeytanın Tangosu başta olmak üzere, uzun plan sekansları, siyah-beyaz estetiği ve ağır temposuyla öne çıkan filmleri, Orta Avrupa sinemasında kendine özgü bir anlatı dili yarattı.

Her ne kadar yapıtları sıklıkla karamsar ve kasvetli olarak yorumlansa da, Tarr bu tanımlamalara mesafeli yaklaşıyordu. 2024 yılında verdiği bir söyleşide, filmlerinin yanlış anlaşıldığını belirterek şu ifadeleri kullanmıştı:

“Benim görüşüme göre biz komediler yapıyorduk. Çok gülebilirsiniz. Filmlerimin kötümser olduğunu düşünmüyorum. Seyircinin filmden çıktıktan sonra kendini daha güçlü hissedip hissetmediği benim için asıl soru.”

Tarr’ın sineması, Gus Van Sant ve László Nemes gibi farklı kuşaklardan pek çok yönetmeni etkiledi. Van Sant’ın Gerry filmi doğrudan Tarr’a bir saygı duruşu olarak değerlendirilirken László Nemes, The Man from London filminde Tarr’ın asistanlığını üstlendi.

Yapıtlarının önemli bir bölümü, hayat arkadaşı Ágnes Hranitzky ile birlikte üretildi. Hranitzky, ilk dönemlerde kurgucu olarak yer aldığı filmlerde, Karanlık Armoniler’den itibaren ortak yönetmen olarak anıldı.

1955 yılında Budapeşte’de doğan Béla Tarr’ın babası dekor ressamı, annesi ise sahne sufleyicisiydi. Çocuk oyuncu olarak başladığı kariyerinde, genç yaşlarda 8 mm belgeseller çekmeye yöneldi. İlk uzun metraj yönetmenlik deneyimini 1979’da, Macaristan’daki konut sorununu ele alan Családi tűzfészek (Family Nest) ile gerçekleştirdi.

1988 tarihli Kárhozat (Damnation), yazar László Krasznahorkai ile kurduğu uzun soluklu işbirliğinin başlangıcı oldu. Bu birliktelik Şeytanın Tangosu ve Karanlık Armoniler gibi sinema tarihinde iz bırakan yapımlarla devam etti.

2000 yılında gösterime giren gizem ve dram türlerindeki Karanlık Armoniler, Tarr’ın uluslararası alanda geniş kitlelere ulaşmasını sağladı. Film, siyah-beyaz görüntüleri, uzun planları ve durağan temposuyla yönetmenin sinema dilinin en belirgin örneklerinden biri olarak kabul edildi.

Yönetmenliği 2011’de bıraktı

2007’de Tilda Swinton’ın rol aldığı Londra’daki Adam (A londoni férfi), Cannes Film Festivali’nde prömiyer yaptı. Tarr’ın son filmi Torino Atı (The Turin Horse) ise yoksulluk içinde yaşayan bir baba ile kızının hayatını konu alan sert bir anlatı sundu. Yönetmen, bu filmi “insan varoluşunun ağırlığı” üzerine bir çalışma olarak tanımlamıştı.

2011 yılında Torino Atı ile birlikte aktif yönetmenliği bırakan Béla Tarr, daha sonra yapımcılığa yöneldi. 2013’te Saraybosna’da film.factory adlı sinema okulunu kurarak genç sinemacıların yetişmesine katkı sağladı ve öğrencilerinin filmlerinin yapımcılığını üstlendi.