• Ana Sayfa
  • Kültür Sanat
  • Taşın ve ruhun yıkımı: Gürcan Öztürk’ün Objektifinden ‘Depremin İzinde: Geri Döneceğiz’ sergisi

Taşın ve ruhun yıkımı: Gürcan Öztürk’ün Objektifinden ‘Depremin İzinde: Geri Döneceğiz’ sergisi

6 Şubat depremlerinin ikinci gününden bu yana 11 şehirde yıkımı ve ihmalleri belgeleyen fotoğraf sanatçısı ve belgeselci Gürcan Öztürk, “Depremin İzinde: Geri Döneceğiz” sergisiyle depremin üçüncü yılında Berlin’de sergi açıyor. Öztürk, “Bu bir sergi değil; unutmaya karşı bırakılan bir belgedir” diyor.

Taşın ve ruhun yıkımı: Gürcan Öztürk’ün Objektifinden ‘Depremin İzinde: Geri Döneceğiz’ sergisi
Taşın ve ruhun yıkımı: Gürcan Öztürk’ün Objektifinden ‘Depremin İzinde: Geri Döneceğiz’ sergisi
Haber Merkezi
  • Yayınlanma: 4 Şubat 2026 15:55

Hatay’dan Adıyaman’a, Maraş’tan Malatya’ya… 6 Şubat 2023’te yaşanan yıkıcı depremler, Türkiye’nin yakın tarihindeki en büyük felaketlerden biri olarak kayda geçti. Aradan üç yıl geçti ancak kayıplar, barınma sorunları ve belirsizlik hâlâ sürüyor. Fotoğraf sanatçısı ve belgeselci Gürcan Öztürk, depremin ikinci gününden itibaren sahada yürüttüğü uzun soluklu çalışmayı, “Depremin İzinde: Geri Döneceğiz“ başlıklı sergiyle Berlinlilerle buluşturuyor.

Aradan geçen üç yıla rağmen barınma sorunları, belirsizlik ve kayıpların yarattığı travma sürüyor. Fotoğraf sanatçısı ve belgeselci Öztürk’ün, depremin ikinci gününden itibaren sahada yürüttüğü uzun soluklu belgeleme çalışması, yalnızca yaşanan yıkımı değil; hafızayı diri tutma ve yüzleşme ihtiyacını da merkezine alıyor. Gürcan Öztürk ANKA’nın sorularını yanıtladı.

6 Şubat’ta sahada nasıl bir gerçeklikle karşılaştınız?

Saat 04.17’de, merkez üssü Gaziantep–Kahramanmaraş sınırı olan 7,8 büyüklüğünde bir deprem yaşandı. Hatay, Adıyaman, Malatya, Gaziantep, Kahramanmaraş, Adana, Diyarbakır, Kilis, Osmaniye, Şanlıurfa ve Elazığ büyük bir yıkıma uğradı. Ardından 7,5, 6,7 ve iki adet 6,0 büyüklüğünde olmak üzere dört büyük deprem daha meydana geldi.

Ancak en çarpıcı olan, devletin refleks verememesi ve kurumların da enkaz altında kalmasıydı. Depremin ikinci günü bölgedeydim. O andan itibaren şunu net biçimde gördüm: Bu yalnızca bir doğa olayı değil; öncesiyle, anıyla ve sonrasıyla yanlış yönetilmiş bir toplumsal felaketti. Fotoğraf, video ve röportajlar benim için estetik bir üretim değil, tanıklık etme sorumluluğuydu. Çünkü yaşananların çok hızlı biçimde normalleştirildiğini ve üzerinin örtülmeye çalışıldığını fark ettim.

Sizce bu sürecin en kritik hatası neydi?

Ordunun üçüncü günün akşamına kadar sahaya çıkarılmaması. Hâlâ anlamlandıramadığım en büyük yanlış bu. Oysa ordu en örgütlü yapıdır. Zamanında devreye girseydi can ve uzuv kayıpları daha az olur, yağma ve kaos bu boyuta ulaşmazdı. Sahra hastaneleri ve mutfaklar erken kurulabilirdi. Bu nedenle “yüzyılın felaketi” diyoruz. Çünkü her aşamada yanlış yapıldı.

Sorumluluk meselesine nasıl bakıyorsunuz?

Günah keçisi aramak beyhude. Toplum olarak hepimiz sorumluyuz ama bazıları daha fazla sorumlu ve suçlu. Fay hattı üzerine binalar yapanlar, buna imar barışıyla izin verenler, denetlemeyen kurumlar… Ve en önemlisi, hesap vermeyenler. Deprem olurken Çevre ve İmar Bakanı kimdi? Şimdi kim? Özeleştiri yapıldı mı? Hayır.

Sahada neyle karşılaştınız?

İlk on gün Hatay, Antep, Maraş, Malatya ve Adıyaman’daydım. Yıkım sadece binalarda değildi; yıkılan ruhlar, kaybolan umutlar, korkunç bir belirsizlik vardı. Üç yıl geçti ama insanlar hâlâ 21 metrekarelik konteynerlerde yaşıyor. Kışın ısınma, yazın sıcak, yangınlar, su baskınları… Bu bir geçici çözüm olmaktan çıktı.

TOKİ konutları bu sorunlara çözüm mü?

TOKİ evleri yapılıyor ama genellikle şehirlerin dışında, ulaşımı zor, altyapısı tamamlanmamış alanlarda. Toplu taşıma yetersiz. İnsanlara “kış geliyor, çıkın” deniliyor ama hangi ev, hangi koşul, hangi ödeme planı belli değil. Bu da yeni bir belirsizlik ve travma yaratıyor.

Serginizin amacı tam olarak ne?

Bu sergi ‘unutulmamalı ve ders çıkarılmalı’ diyor. İki yılı aşkın süredir binlerce fotoğraf ve kısa film çektim. Yıkımı, direnci, şehirlerin ve insanların dönüşümünü belgeledim. Bu proje bellekleri canlı tutmak, toplumsal hafızayı kayda geçirmek ve dayanışmayı büyütmek amacıyla hayata geçirildi.

Ana akım medyaya dair eleştirileriniz var

Depremin büyüklüğü ve depremzedelerin barınma, iş, eğitim, sağlık ve altyapı sorunları ana akım medyada yeterince yer bulmuyor. Üzerine ciddi bir sansür var. Depremzede insanların sorunları brandalarla örtülemez. Ben o brandayı kaldırıyorum. Bu elbette bazılarını rahatsız ediyor. Rahatsız olsunlar istiyorum.

Sergi neden İstanbul’da değil de Berlin’de?

Bu soru aslında bakış açılarındaki farkı anlatıyor. Projeyi Marmara Belediyeler Birliği’ne sundum. Fotoğrafları izledikten sonra, katılımcılar açısından zorlayıcı ve sarsıcı bulunabileceği yönünde bir değerlendirme yapıldı. Bu yaklaşım, bizde çoğu zaman gerçeklerle yüzleşmek yerine, onları erteleme eğiliminin ağır bastığını gösteriyor.

Oysa Marmara Bölgesi de ciddi bir deprem riski taşıyor. Bu gerçeklerle açıkça yüzleşmeden, sorumlulukları konuşmadan sağlıklı bir hazırlık yapmak mümkün değil. Bakış açımız değişmediği sürece, depremlerle değil; onlara yaklaşma biçimimizle sınanmaya devam ederiz

Bu serginin Berlin’de açılması sizin için ne ifade ediyor?

Bu sergi yalnızca Türkiye’de yaşanan bir felaketi anlatmıyor; aynı zamanda Almanya ve Avrupa’da yaşayan, depremden doğrudan ya da dolaylı etkilenen binlerce insanın ortak acısını ve bağını da görünür kılmayı amaçlıyor. Berlin prömiyerinin ardından serginin Avrupa’nın farklı şehirlerinde izleyiciyle buluşması planlanıyor. Berlin, deprem sürecinde gösterdiği dayanışmayla bu sergiyi fazlasıyla hak ediyor. Ayrıca 6 Şubat 2026’daki anma gecesinde satılacak biletlerin geliri, Samandağ’da kanserli kadınlar ve aileleri için köy kuran “Pi Kız Kardeşim” girişimine aktarılacak.

Depremin İzinde, bir hatırlatma olduğu kadar bir uyarı: Unutulan her felaket yeniden yaşanır.

Açılış ve özel program nasıl olacak?

Sergi, 6 Şubat’ta düzenlenecek anma gecesiyle açılacak. Saat 18.00’de gala resepsiyonu, 19.00’da ise salon programı gerçekleştirilecek. Programda sanatçıların yanı sıra siyasetçiler, bilim insanları ve fikir insanları yer alacak; video sunumları ve kültürel performanslarla özel bir anma atmosferi oluşturulacak.