• Ana Sayfa
  • Manşet
  • Tuncer Bakırhan: Şengal’e operasyon barış sürecine yapılacak en büyük yanlış olur

Tuncer Bakırhan: Şengal’e operasyon barış sürecine yapılacak en büyük yanlış olur

DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan partisinin Meclis’teki haftalık grup toplantısında konuştu.

  • Yayınlanma: 17 Şubat 2026 12:49
  • Güncellenme: 17 Şubat 2026 13:43

Partisinin haftalık Meclis Grup Toplantısı’nda konuşan Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, Türkiye’de yaşayan herkesin ekonomik enkazın altında kaldığını ve yaşam mücadelesi verdiklerini vurgulayarak, “Peki nedir yaşamak? Yaşamak insanların başını yastığa kayıtsız koyduğu ve gelirinin giderlerine yettiği bir düzendir. Muhtemelen toplumun yüzde 80’i kaygısız başını yastığa koymuyor. Siz bunu iyi biliyorsunuz. Zaten gelir, giderlere yetmiyor. Sürekli borçlanma, sürekli açık. Kart borçlarının asgarisini ödeyerek gelecek aya devrederek, insanlar yaşamaya devam ediyor. İnşallah bu Ramazan ayı bunun düzelmesine vesile olur. Bu kötü tabloyu yaratanlar da bu ekonomik kriz ve kaos karşısında yeni çözüm yolları bulmaya çalışırlar. Türkiye’de milyonlar ayakta kalma mücadelesi veriyor, yaşam mücadelesi veriyor. Şimdi okuyacağım tablo ve vereceğim rakamlar Türkiye’nin gerçek tablosudur. Öyle yazılıp çizilen anlatılanlar gibi değil. Evet, birileri şatafatlı bir hayat yaşıyor. Kim yaşıyor; Türkiye’de en iyi yaşayanlar faiz baronlarıdır. Bakın Ocak ayında faiz ödemeleri geçen yılın Ocak ayına göre yüzde 180 artmış. Yani enflasyonu yüzde 30’larda gösteriyorlar. İşçi, emekçilerin ücretlerine enflasyon oranında zam yapıyorlar; ama faize ödenen para yüzde 180 düzeyinde. 456,4 milyar lira sadece faize ödenmiş ve rekor kırmış. Rekor da kırıyoruz bazen yani haksızlık yapmayalım. Bu şatafatı yolsuzluk yapanlar yaşıyor” ifadelerini kullandı.

‘Kötüye gidişte rekor kırıyoruz’

Türkiye’nin cari dengesi Aralık ayında 7 milyar 253 milyon dolar açık verdiğini belirten Bakırhan, şöyle devam etti: “8 ayın rekoru kırılmış. Kötü gidiş yönünde maşallah rekorları tazeliyoruz. Egale edilmesine de razıyız ama maşallah açık ara ile sürekli fazla veriyor. Bu kadar yolsuzluğun, faizin, israfın, beceriksizliğin olduğu bir ülkede yoksulluğa, garibana, emekliye, emekçiye tabi ki bir şey düşmez. Aylardır söylüyoruz, enflasyon sadece yoksulluğu derinleştirmiyor. Kurumları, toplumu, insanları da içten içe çürütüyor. Bugün küçük bir azınlık mutlu yaşıyor. Büyük çoğunluk ise ayakta kalmaya çalışıyor.

Toplumu savunmak görevimiz

Ramazan ayına giriyoruz. Biz bir yandan iktidarın bu yanlış politikalarıyla mücadele ederken diğer yandan örgütlü yapımızla birlikte, yerel yönetimlerimizle birlikte bu krizin yakıcı etkilerini yaşayan halklarımızla da dayanışmaya devam ediyoruz. Buradan il, ilçe örgütlerimize ve belediyelerimize de bir çağrı yapmak istiyorum; Her DEM Partili, kendi sofrasındaki bereketin komşusunda da olup olmadığını araştırmalıdır. Ekonomik olarak da halkımızı savunmak sorumluluğumuzdur. Toplumu savunmak bizim görevimizdir. DEM Partililerin görevidir. Bizi dinleyen bütün yurttaşlarımıza çağrı yapıyorum; aşı, ekmeği, işi olmayan, mutfağında yemek pişiremeyen bütün dostlarımız, kardeşlerimiz, ilçe örgütlerimize, belediyelerimize başvursun. Bu zor günleri DEM Parti dayanışarak, paylaşarak atlatmanın mücadelesini verdi, vermeye devam edecek.

Dışişleri Bakanı’nın sözleri yabana atılmamalı

Türkiye’de ekonomik krizlerin yanı sıra diplomatik krizler de yaşıyoruz. Geçen hafta Dışişleri Bakanlığı’nın bir televizyon programında, Suriye’den sonra sıra Irak’ta ki sözleri büyük bir krize neden oldu. Bu beyanat nedeniyle Bağdat Büyükelçisi hem Irak Dışişleri Bakanlığı hem de Haşdi Şabi’nin başkanlık ofisine çağrıldı. Diplomatik normlara uygun ikazı yapıldı. Artık başka ülkelerin de içişlerine geleceğine müdahale ediyoruz. Bu söylem üzerine Cumhurbaşkanı da Irak Başbakanı Sudani’yi aramak zorunda kaldı. İran’da yeni savaş senaryolarının açıkça konuşulduğu, Irak üzerinden hesaplaşıldığı bir dönemde Sayın Bakan’ın bu sözlerinin arka planı üzerinde biraz durmak zorundayız. Öyle yabana atılacak sözler değil. Ortadoğu’nun yeni düğümü Irak’ta atılmak isteniyor. Yeni düzen tartışmalarında egemenlik vurgusu öne çıkarılıyor. Bu egemenlik Şii Sünni bloklaşmaları üzerinden kuruluyor. Ancak uyarıyoruz; Irak ne Libya’ya ne de Suriye’ye benzer. Irak’taki hareketlenme Suriye’den İran’a, Yemen’den Lübnan’a kadar geniş bir coğrafyayı etkiler.

Orta Doğu birliğini kurmayı öneriyoruz

Böyle bir ortamda Türkiye nasıl bir pozisyon almalıdır? Türkiye, etnik ve inançsal faydalarını tetikleyen senaryolardan uzak durmalıdır. Özellikle Kürtleri bahane ederek Şengal’e, Mahmur’a, Erbil’e yeni tehditler savurmak doğru bir tutum değildir. Sayın Fidan’a açıkça soruyoruz; Şengal’e de Mahmur’a da Federe Kürdistan bölgesinde de yeni hesaplar mı devreye sokmak istiyorsunuz? Eğer böyle bir yaklaşım varsa bu hem barış sürecine hem 86 milyonun geleceğine karşı yapılacak en büyük yanlışı olur. Aksine yapılması gereken Kürtlerle stratejik ve tarihi ittifaklar kurmaktır. Bu konuda da somut bir teklifimiz var; emperyalist kışkırtmalara ve savaş planlarına karşı demokratik ve Ortadoğu birliğini öneriyoruz. Sınırla ve ulusal egemenliklere saygı duyulduğu ve sınır geçişlerinin kolaylaştırıldı. Yani Kürt’ün Kürt’e merhaba dediği, rahatlıkla buluştuğu kültürel, sanatsal, ekonomik olarak dayanıştığı bir geçişkenlikten bahsediyoruz.

Demokratik Ortadoğu Birliği’nin kurulmasından yanayız. Halkların, yeniden yerinden yönetim haklarının güvenceye alındığı etnik veya mezhep üstünlüklerinin olmadığı ekmeğin adil ve eşit bölündüğü Demokratik bir Ortadoğu birliği teklifi yapıyoruz. Aslında bu yıllardır Kürt hareketi tarafından yapılan bir tekliftir. Bu teklifimiz sadece siyaset kurumuna değil, bu çağrı herkes için ve özellikle de iktidara yöneliktir. Türkiye Kürtlerle ilişkilerini demokratik bir zemine çekerek bölgesel bir barış vizyonuyla ancak bu birliğe katkı sunabilir.

Ayrıntılar geliyor…