• Ana Sayfa
  • Manşet
  • Tuncer Bakırhan: Üçüncü yol kaçış değil, Türkiye’nin geleceğine talip olmaktır

Tuncer Bakırhan: Üçüncü yol kaçış değil, Türkiye’nin geleceğine talip olmaktır

Yeni bir yapılanma ve “Üçüncü Yol” stratejisiyle Türkiye’nin geleceğine talip olduklarını belirten Bakırhan, sürecin bugüne kadar Kürt siyasi hareketinin adımlarıyla ilerlediğini hatırlatarak devletin de bu dönüşüme yasal düzenlemelerle eşlik etmesi gerektiğini söyledi.

Tuncer Bakırhan: Üçüncü yol kaçış değil, Türkiye’nin geleceğine talip olmaktır
Tuncer Bakırhan: Üçüncü yol kaçış değil, Türkiye’nin geleceğine talip olmaktır
Haber Merkezi
  • Yayınlanma: 19 Mart 2026 13:09
  • Güncellenme: 19 Mart 2026 13:12

DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, Kürt meselesinin çözümüne yönelik sürecin bugüne kadar Kürt siyasi hareketinin adımlarıyla ilerlediğini belirterek, kalıcı barış için çerçeve yasa, demokratik entegrasyon ve özgürlük yasalarının çıkarılması gerektiğini söyledi.

Bakırhan, Yeni Yaşam Gazetesi’nden Nezahat Doğan’ın sorularını yanıtladı.

Bakırhan, Abdullah Öcalan’ın sürecin baş müzakerecisi konumunda olduğuna dikkat çekerek, “Dünya üzerindeki hiçbir çözüm süreci, baş müzakerecinin statüsü belirsiz bırakılarak ilerlememiştir. Baş müzakereci fiilen muhatapsa, bunun hukuki ve siyasal zemini de resmen kurulmalıdır” dedi.

Yalnızca Kürtlerin değil, tüm yurttaşların hukuka, güvenceye, öngörülebilir bir düzene ihtiyacı olduğunu kaydeden Bakırhan, “Kürt meselesini çözelim, Türkiye’ye demokrasiyi erteleyelim’ gibi bir anlayışımız yok” ifadelerini kullandı.

Bakırhan, “Devlete dönüşme çağrısında bulunuyorsak, biz de dönüşmeliyiz. Belki yeni bir isimle, belki köklü bir yeniden yapılanmayla. Üçüncü yol bir kaçış değildir; Türkiye’nin geleceğine talip olmaktır” dedi.

‘Silahsızlanma ve demokratikleşme eş zamanlı olmalı’

Sürecin bugüne kadar Kürt siyasi hareketinin adımlarıyla ilerlediğini ifade eden Bakırhan, negatif barış aşamasının gereklerinin yerine getirildiğini belirterek, artık pozitif barış aşamasına geçilmesi gerektiğini vurguladı:

“Sürecin başından beri, karşılıklı ve eş zamanlı adımlar atmanın süreci güçlendireceğini, sürecin enfekte olmasının önüne geçeceğini ve halkın güvenini arttıracağını ifade ediyoruz. Ama bugüne kadar büyük oranda süreç Sayın Öcalan’ın güçlü liderliği, Kürt Siyasi Hareketi’nin adımlarıyla ilerledi. Negatif barış aşamasının gerekleri yerine getirildi. Bundan sonra pozitif barış aşaması var. Yani silahsızlanma ile demokratik siyaset zemininin açılmasının eş zamanlı ilerlemesi gerekiyor. Bunun için çerçeve yasanın hızla çıkarılmasıyla işe başlayabiliriz. Hemen akabinde demokratik entegrasyon ve özgürlük yasalarının çıkarılmasıyla devam edebilir; buna Türkiye’nin demokratikleşmesini sağlayacak yasal düzenlemeleri ekleyebiliriz.”

‘Statü, Kürtlerin varlığının güvencesi’

Bakırhan, Kürtlerin statü talebinin anayasal güvenceye kavuşturulması gerektiğini söyledi:

“Statü, Kürt halkının bu ülkenin kurucu bir unsuru olarak siyasi, hukuki ve toplumsal varlığının güvence altına alınmasıdır. Özetle statü, bir tanınma talebidir. Yıllarca inkâr edilen bir halkın, artık bu ülkenin eşit yurttaşı olarak hukukta da karşılık bulması talebidir. Ne olursa statü sağlanmış olur? Anayasayla güvence altına alınmış eşit yurttaşlık; dil, kültür ve örgütlenme özgürlüğü ve Türkiye’nin dört bir yanında, yalnızca Kürt illerinde değil her yerde işleyecek gerçek bir yerel demokrasi. Bunun için de elimizde makul, test edilmiş, Avrupa’nın onlarca ülkesinde hayata geçirilmiş bir çerçeve var: AB Yerel Yönetimler Özerklik Şartı.”

‘Öcalan’ın statüsü tanımlanmalı’

Bakırhan, Abdullah Öcalan’ın sürecin baş müzakerecisi olduğunu ve bu statünün hukuki olarak resmileştirilmesi gerektiğini vurguladı:

“Dünya üzerindeki hiçbir çözüm süreci, baş müzakerecinin statüsü belirsiz bırakılarak ilerlememiştir. Kolombiya’da, Güney Afrika’da, İrlanda’da muhatap önce tanınmış, sonra süreç kurumsal zemine oturmuştur. Türkiye bu konuda istisna olamaz. Dolayısıyla burada söylenmesi gereken şey şudur: Baş müzakereci fiilen muhatapsa, bunun hukuki ve siyasal zemini de resmen kurulmalıdır. Aksi halde sadece süreç zarar görmez; devlet ciddiyeti, müzakere ciddiyeti ve toplumsal güven de aynı anda zedelenir. Statüsü tanımlanmamış bir muhataplık, yarım bırakılmış bir sürece benzer.”