“Türk” “kökenli” bir milletvekilinin sarf ettiği sözler uzun zamandır üzerine düşündüğüm “Türk” “asıllı” Çerkesler konusunu konuşmak için fırsat doğurdu.
Yine, Barış Ünlü’nün Türklük sözleşmesine atıf yaparak söylersek; Çerkes diasporası kurumlarının yönetimlerine ya da yönetim çeperlerine çöreklenmiş, çoğu yaşlı ve erkek bireyler, Türklük sözleşmesinin Çerkesler içerisinde taşıyıcısıdırlar. “Türk” “asıllı” Çerkesler dediklerim tam olarak bu klikler. Burada “Türk’ü” etnik anlamından ziyade zihniyet olarak kullandığımı belirtmeme gerek yok sanırım. Gerçi ikisi arasındaki fark da tartışılır ya o ayrı bir konu başlığı olarak kenarda dursun…
Türkiye Çerkes diasporası kendi kimliği üzerinden siyasallaşma kabiliyetini bir türlü geliştirmediği için ülkedeki siyasi atmosferden ama en çok da devletin pozisyonundan etkilenerek tavır geliştirir. Tepki verir, talep eder vs. kavramlarını özellikle kullanmıyorum çünkü bunlar zaten olmaz ancak çok zorda kalınınca tavır geliştirilir. Bu tavır da, her daim devletin yamacından kurulur, çok zorlanılırsa eğer, yine de onu kızdırmayacak bir tonda dillendirilir. Bu sadece toplumsal meselelere yönelik tavırlarında görülen bir şey değildir üstelik. Direkt kendilerine yönelik bir durum olduğunda da devleti korkutmamak, onun tepkisini çekmemek birincil önceliktir.
Kendi dilleri, kimlikleri ile ilgili ülke atmosferi söz söylemelerini “zorladığında” dahi önce bu ülke için yaptıkları fedakârlıkları sayarak kendilerini ifade etmeye başlarlar. Başkasının derdiyle dertlenmek, kendi derdine başkalarını ortak etmek, ülkenin demokratikleşmesini öncelemek yerine her daim devletin hassasiyetlerini gözetirler. Burada devletin yerine “Türk’ü” koysak ne değişir, üzerinde konuşulmaya değer bir başlık daha…
Çerkeslerin bu tutumlarına birçok gerekçe sunulabilir. En başta, diaspora olmaları, buralı olmamaları, diasporaların yaşadıkları iktidar organlarına tutunarak ayakta kalmaları, tarihsel süreçler vs. Bunların çoğu da teorik olarak haklı sebeplerdir. Ancak diasporaların dahi yıllar geçtikçe politikleştikleri ve siyasallaştıkları da bilinen bir gerçektir. Burada temel sorun bu devletlû halin kalıcılaşmasıdır. Bu kalıcılaşma aşamasında, bahsettiğim “Türk” “asıllı” Çerkeslerin pozisyonları büyük ölçüde belirleyicidir.
Birçoğu Çerkes diasporasında bulunan vakıfların, derneklerin, federasyonların “kalıcı” yöneticileridir. Bir kısmı ise yönetimlerde bulunmasalar bile perde gerisinde hep varlardır. Kimi kendi kariyerist hedefleri, kimi ise ideolojik, siyasi ve ekonomik çıkarları ölçüsünde diasporayı şekillendirirler. “Xabze” adını verdikleri kurum – Çerkeslerin geleneksel yaşam tarzının iğdiş edilmiş hali – bu kliklerin iktidarlarını sürdürmeleri için bir numaralı araçtır. Bu kadroların neredeyse tamamının erkek ve yaşlı olduğunu bir kez daha hatırlatmalıyım. Artık kalıcı bir hal almış olan gerontokrasi, genç bireylerin önünde en büyük engel olarak dururken, erkek egemen toplumsal yapı ile bir türlü esaslı bir yüzleşme sergilenememesi bir yandan toplumun gelişimini engellerken bir yandan da “Türklük” zihniyetinin taşıyıcısına dönüşüyor…
Bu arada, Çerkes diaspora kurumları kendi aralarında muhafazakar, İslamcı, seküler, solcu (yada ulusolcu vs…) olarak ayrılsalar da, bu Türk asıllı Çerkeslerin toplum üzerindeki etkisi mesele devlet olunca hiçbir zaman değişmez. Bugün en sıcak gündem olan “süreçte” Çerkes kurumları tarafından elle tutulur hiçbir cümle kurulmamasının, herhangi bir tepki verilmemesinin tek ve asıl sebebi devletin pozisyonunun demokratikleşme vb. şeklinde cereyan etmemesidir. İlk çözüm sürecinde edilen lafların, talep edilen konuların yanından dahi geçilmemesi ve hala sessizlik içerisinde debelenilmesinin sebebi de tam olarak budur.
Türk asıllı Çerkesler bu pozisyonlarından uzaklaştırılsalar (kendileri kesinlikle uzaklaşmazlar – malum iktidar kolay bırakılacak bir şey değildir…) bir anda gençler pozisyon alacak ve bir anda Çerkesler demokratik bir pozisyona evirilecek değiller tabi ki. Ancak önlerindeki önemli ve etkili bir engel kalkmış olacaktır.
“Türk” “asıllı” Çerkeslere, ismini vermeden bir örnek vererek konuyu açayım. Aslından en dürüstlerinden biri bahsedeceğim kişi. Yıllardır zengin olması, yaşlı olması ve hasbelkader Çerkes doğması dışında hiçbir kerameti olmayan ancak tam da bu sebeplerle Çerkes kurumları içerisinde itibar gören bir garip “adam” geçenlerde sosyal medyada şu “Türk” “asıllı” Vekilin sözleri üzerine bir paylaşımda bulundu. Dediği tam olarak şu “Türküm doğruyum Çerkes asıllıyım, ne mutlu Çerkes asıllı Türküm diyene”. Tabi bir süre sonra paylaşımını sildi bu muteber kişi. Neyse ki print screen diye bir şey var da biz mutlu olmamayı tercih eden Çerkeslerden saklayamadı dediklerini. Dediğim gibi kendisi aslında çok dürüst. Çünkü zihniyet olarak Türk/devletlü ancak “asıl” olarak Çerkes o kadar çok kişi var ki diaspora çevrelerinde…
Velhasıl Çerkes gençlerinin önünde bir fırsat ve çok engel var. Fırsat, diasporada üretilen her kavramı, her değeri ve siyasi bakış açısını devrimci bir perspektifle yapı sökümüne uğratmakken engeller saymakla bitmez. Ama en önemlilerinden birisi “Türk” “asıllı” Çerkes şürekâsı…
Fırsatı dikkate alıp engelleri fırsatın taşıyıcısı motivasyonu haline getirmenin yolu belki de, köhnemiş ve “Türk” “asıllı” Çerkeslerin çiftliği haline gelmiş kurumsal yapıları dikkate almamaktan, bambaşka yollar denemekten geçiyordur, kim bilir…
“Rus” “asıllı” Çerkesleri de bir ara konuşuruz…




