Uluslararası hukuk, savaş suçları ve soykırım gibi kavramlar üzerinden, çatışmalar ve savaşlar sırasında işlenen ağır ihlalleri tanımlayarak, suçluların cezalandırılmasını ve gelecekteki benzer suçların önlenmesini amaçlar.
Bu kavramlar, Uluslararası Adalet Divanı, Birleşmiş Milletler (BM) ve Uluslararası Ceza Mahkemesi (UCM) gibi kurumlar ve 12 Ağustos 1949’da imzalanan Cenevre Sözleşmesi tarafından şekillendirilmiştir.
Cenevre’de imzalanan sözleşme, savaş suçları ve soykırımın önlenmesi konusunda geçen yüzyılın en önemli başarılarından biri olarak kabul ediliyor. Savaşın kurallarının belirlenmesi ve savaş mağdurlarının korunması bilinciyle toplanan uluslararası konferans sonucunda imzalanan 4 sözleşme bugün insancıl hukukun en temel belgelerini oluşturuyor.
Savaş suçu ve soykırım, hem uluslararası yargı organlarının gündeminde yer alıyor hem de güncel krizlerde tartışmaların merkezinde bulunuyor.
Uluslararası hukukta savaş suçu ve soykırım kavramları, genellikle birbirinin yerine kullanılsa da, hukuki tanımları, ispat şartları ve kapsamları bakımından keskin çizgilerle ayrılırlar.
Uluslararası ceza hukukunun temelini oluşturan Roma Statüsü, bu suçları “insanlığın vicdanını derinden yaralayan ve dünya barışını tehdit eden en ciddi eylemler” olarak tanımlar.
Savaş suçlarının tanımı
Tespit edilmesi ve yaptırım uygulanması konusunda temel kaynakları 1949 Cenevre Sözleşmesi ve ona katkı yapan 1977 Ek Protokolleri olan savaş suçları, silahlı çatışmalar sırasında uluslararası insancıl hukukun ciddi ihlallerini ifade eder
UCM Roma Statüsü’nün 8. maddesine göre, savaş suçları uluslararası veya iç silahlı çatışmalarda işlenir ve kasıtlı öldürme, işkence, rehin alma, sivillere yönelik saldırılar, orantısız hasar veren saldırılar, zehirli silah kullanımı ve çocuk zorla askere alınması gibi Cenevre Sözleşmesi’nin ağır ihlallerini kapsar.
işlenen suçun silahlı çatışma bağlamında gerçekleşmesi, failin çatışmanın farkında olması ve korunan kişi veya nesnelerin statüsünü bilmesi savaş suçu fiilinin ana unsurlarını oluşturur.
Sivillere, hastanelere, okullara veya insani yardım görevlilerine kasten saldırı düzenlemek, rehinelere işkence yapmak veya onur kırıcı davranmak, canlı kalkan olarak kullanmak, kimyasal veya biyolojik silahlar kullanmak, sivilleri aç bırakmayı bir savaş yöntemi olarak benimsemek savaş suçu kapsamına girin fiiller savaş suçu kapsamında tanımlanıyor.
Gazze, Ukrayna, Sudan ve son olarak Şeyh Maksud’daki çatışmalarda bir fiilin “savaş suçu” olduğunu kanıtlamak (örneğin bir hastanenin bombalanması) teknik olarak mümkün
Bunun bir soykırıma evrilen suç teşkil etmesi, faillerin zihnindeki “yok etme niyeti” ve eylemlerinin sistematikliği ile ispatlanabilir durumda.
Soykırım ve kapsamı
1943 yılında Yahudi-Polonyalı avukat Raphael Lemkin tarafından Yunanca “genos” (ırk veya kabile) kelimesiyle Latince “cide” (öldürmek) kelimesinin birleştirilmesiyle türetilen soykırım (jenosid), uluslararası hukukun en ciddi suç kategorilerinden biridir ve belirli bir grubun kısmen veya tamamen yok edilmesi amacıyla belirlenmiş fiilleri kapsar.
Dr. Lemkin, kardeşi dışında ailesinin tüm fertlerinin öldürüldüğü Holokost’un dehşetine tanık olduktan sonra, soykırımın uluslararası hukukta bir suç olarak tanınması için kampanya yürüttü.
Onun çabaları, Ocak 1951’de yürürlüğe giren Birleşmiş Milletler Soykırım Sözleşmesi’nin Aralık 1948’de kabul edilmesini sağladı.
BM, bir durumun soykırım teşkil edip etmediğine kendisinin karar vermediğini ve sadece uluslararası mahkemeler gibi yetkili yargı organlarının bunu yapma yetkisine sahip olduğunu belirtiyor.
Soykırım tanımına göre, hedef alınan grubun üyelerini öldürmek, ciddi bedensel veya zihinsel zarar vermek, fiziksel olarak tamamen veya kısmen yok olmasına yol açacak yaşam koşullarını kasıtlı olarak dayatmak, doğumları engellemeye yönelik tedbirler uygulamak, çocukları zorla başka bir bölgeye ve gruba nakletmek soykırım suçunun gerçekleşmesini sağlayan fiiller olarak sayılıyor.
Soykırımı diğer suçlardan ayıran en kritik unsur özel kasttır. Failin sadece öldürmesi yetmez; bu eylemi ulusal, etnik veya dini bir grubu “tamamen veya kısmen yok etme” niyetiyle yapması gerekir, ki bu da “özel kastın” gerçekleşmesi demektir.
Bu fiiller, kültürel yok etme veya dağıtmaya değil, fiziksel imhaya odaklanır. BM’ye göre, soykırım barış veya savaş zamanında işlenebilir ve devletler bunu önleme ve cezalandırma yükümlülüğündedir.




