Uluslararası ilişkilerde bir dönüm noktası olarak değerlendirilen ABD’nin Venezuela saldırısı ve eşi ile birlikte Nicholas Maduro’nun kaçırılmasının yankıları sürerken bu adım ABD’nin Aralık 2025’te açıkladığı Ulusal Güvenlik Stratejisi belgesinin pratikte uygulanması olarak yorumlanıyor.
Belge, Batı Yarımküre’de ABD’nin “üstünlüğünü yeniden tesis etme” hedefini vurgularken, Venezuela saldırısı bu “vaadin”” somut bir yansıması olarak değerlendiriliyor.
Analistler Venezuela saldırısı ışığında, ABD’nin Ulusal Güvenlik Stratejisi belgesini “sonsuz küresel yükümlülükleri reddetme” vaadine rağmen, yerel ölçekte ve uluslararası sistemin “sinir uçlarına dokunan” yeni müdahaleler yaratmakla eleştiriyor.
Arka bahçe stratejisi: 19. yüzyıl kolonyalizmi ve ‘Donroe’ Doktrini
Ulusal Güvenlik Belgesi’nde Trump yönetimi, Asya-Pasifik’teki odağını kısmen geriletir ve Avrupa’nın güvenlik önceliğini ikincil konuma çekerken Venezuela’nın da yer aldığı Batı Yarımküreyi “birincil stratejik alan” ilan etmişti.
ABD’nin yakın çevresine yönelik ağırlığını simgeleyen Batı Yarımküresi odağı, dönemin ABD Başkanı’nın adıyla anılan tarihsel Monroe Doktrini’nin yeni bir yorumu olarak karşılaştırılıyor.
ABD Başkanı Donald Trump’ın Batı Yarımküre merkezli yeni dış politika yaklaşımı, 1823 tarihli Monroe Doktrini’nin Donald Trump adına güncellenmiş ve sertleştirilmiş bir versiyonu olarak “Donroe Doktrini” olarak tartışılıyor.
ABD’nin strateji belgesinde Monroe Doktrini, “Trump Ek Maddesi” (Trump Corollary) olarak güncellenerek yeniden vurgulandı.
Bu dış politika stratejisine göre, ABD Avrupalı devletlerin kuzey, güney ve orta Amerika’daki sömürgecilik faaliyetlerine izin vermeyecek, kendisi de Avrupalı devletlerin işlerine karışmayacak, ancak Güney ve Orta Amerika’ya yönelik kolonyal politikalarını yoğunlaştıracaktı.
Kaldı ki, ABD’nin “arka bahçesi” olarak gördüğü yakın coğrafyasına yönelik “ilgisi” de yeni değil. Henüz küresel bir güç değilken ABD, 1900-1925 yılları arasında Honduras, Küba, Nikaragua, Dominik Cumhuriyeti, Haiti, Panama, Meksika ve Guatemala’ya askeri müdahalede bulundu.
James Monroe’nun da başkanlığı döneminde ABD, 1798- 1895 yılları arasında ise Küba, Porto Riko, Arjantin, Peru, Meksika, Kolombiya, Paraguay ve Uruguay gibi ülkelere müdahale etti.
ABD’nin 3 Ocak’taki Venezuela müdahalesi, uluslararası basında da Trump’ın mevcut uluslararası hukuk sistemini küçümseyerek, dış politikaya “21. yüzyıl silahlarıyla 19. yüzyıl emperyalistinin” gözünden bakmakla eleştirilmişti.
Belgede neler öne çıkıyor?
Strateji belgesi üç sacayağına oturtuluyor:
Birincisi, ABD enerji hakimiyetini, rakip ekonomilerin gelir kaynaklarını sınırlandırmak için silah olarak kullanmak, ikinci olarak, rakip ekonomiler üzerinde dolar temelli finans sistemiyle baskı oluşturmak ve üçüncüsü, ABD çıkarlarına açıkça ve hemen hizmet etmeyen her türlü taahhütten geri adım atmaya hazırlanmak.
Yeni strateji belgesinde Ortadoğu konusunda ise Washington’ın tercih ettiği yaklaşım, “yüksek maliyetli operasyonlar yerine düşük görünürlüklü bölgesel işbirlikleri ve sınırlı risk alan güvenlik ortaklıkları” olarak tanımlandı.
Bununla birlikte bölgede İran’ın nükleer faaliyetleri, İsrail–Filistin çatışması ve Suriye’de henüz netleşmeyen siyasi ve idari bir süreç söz konusu.
Trump’ın açıkladığı Ulusal Güvenlik Stratejisi yalnızca yeni bir dış politika belgesi değil, aynı zamanda ABD’nin küresel güç mimarisindeki konumunu yeniden tanımlayan kapsamlı bir paradigma değişimi olarak değerlendiriliyor.
“Önce Amerika” yaklaşımının kurumsallaştırıldığı metin, ABD’nin son kırk yılda benimsediği küresel angajman modelinden belirgin bir uzaklaşmaya işaret ediyor.
Belge, Başkan Trump ile özdeşleşen ‘Önce Amerika’ yaklaşımını ulusal güvenliğin ana ekseni haline getirirken, Washington’ın stratejik önceliklerinde dikkat çekici bir coğrafi ve siyasi yeniden yapılanmanın kapısını açıyor.
“Önce Amerika” vurgusu dış politikada ideolojik misyonlardan uzaklaşılması ve kararların demokratik değerler yerine yalnızca ABD’nin somut ulusal çıkarlarına göre şekillendirilmesi olarak yorumlanıyor.
Venezuela belgede nasıl yer almıştı ?
3 Ocak’taki müdahale ABD’nin 2025 Ulusal Güvenlik Strateji belgesinde fiilen “Donroe Doktrini” olarak güncellenen dış politika yöneliminin sahadaki en somut örneği oldu.
Belgede Venezuela, İran ve Kuzey Kore ile birlikte “haydut” ülke olarak tanımlanmıştı.
Venezuela, 303 milyar varil ile dünya petrol rezervinin toplamının %18 sine sahip.
Bu varlığa rağmen Venezuela’nın küresel petrol üretiminde payı yatırım eksikliği, altyapı sorunları, uluslararası yaptırımlar ve teknik zorluklar nedeniyle yaklaşık %1’in altında.
Bu nedenle Venezuela, ABD belgesinde öncelikli nüfuz alanı olarak işaret ettiği bölgede etki alanını genişletme hedefindeki Çin ile stratejik bir petrol–kredi ortaklığı oluşturuyor.
ABD’nin strateji belgesinde Venezuela’ya atfedilen “bu önemin” hatırı sayılır bir nedeninin bu ilişki olduğu söylenebilir.
Çin’in, petrol alımında Venezuela’nın başlıca uzun vadeli partnerlerinden birisi haline gelme olasılığı, Trump yönetiminin 2025 başlarında fiilen ilan ettiği ticaret savaşlarında önemli bir “mevzi kaybı” anlamına gelebilir.
‘Sırada’ hangi ülkeler olabilir?
Venezuela saldırısı sonrası ABD Başkanı Donald Trump’ın üstü örtülü tehditleri ABD’nin dostlarını da rakiplerini de aynı anda tedirgin etti.
Donald Trump, Venezuela saldırısını takip ettiği Florida’daki evinden Beyaz Saray’a dönüşte, Grönland’ı ABD topraklarına katmak istediğini bir kez daha söyledi. Başkanlık uçağı Air Force One’da gazetecilerin sorularını yanıtlayan Trump “Ulusal güvenlik açısından Grönland’a ihtiyacımız var” dedi.
Kritik su yollarına erişimi olan ve önemli madenlere sahip adanın “Rus ve Çin gemileri ile çevrili olduğunu” iddia eden Trump, “(Adayı korumak için) cephaneliğe bir köpek kızağı daha eklediler” diyerek Danimarka ordusuyla alay etti.
Trump Atlantic dergisine verdiği röportajda da, Venezuela’daki operasyonun Grönland için ne anlama gelebileceği sorusuna, “Bunu kendileri değerlendirmek zorunda kalacaklar” yanıtını verdi.
Venezuela’nın en önemli müttefiklerinden ve ticaret ortaklarından Küba’da da ABD operasyonunun sonuçları endişeyle izleniyor.
Kendisi de bir Küba kökenli olan ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Küba hükümetine yönelik yeni ve sert bir uyarıda bulundu.
NBC’nin “Meet the Press” programına katılan Rubio, “Küba rejiminin büyük bir hayranı olmadığımız sır değil” dedi.
“Maduro’yu Venezuelalılar değil, Kübalılar koruyordu” diyen Rubio, tüm Venezuela iç güvenliği ve istihbaratının Küba’nın kontrolünde olduğunu ileri sürerek Küba’nın Venezuela’yı “koloni” haline getirdiğini savundu.
Küba hükümeti, Maduro’nun ele geçirildiği operasyon sırasında 32 Kübalı askerin öldüğünü açıkladı. Açıklamada bu askerlerin, “Venezuela hükümetinin ricası üzerine” başkent Caracas’ta görev yaptıkları ve “görevlerini kahramanca yerine getirirken” öldükleri belirtildi.
Dışişleri Bakanı Rubio, “Eğer (Küba’nın başkenti) Havana’da yaşıyor olsaydım ve hükümette olsaydım, en azından endişelenirdim” ifadelerini kullandı.
Trump ise Küba konusunda gazetecilere yaptığı açıklamada, bu ülkedeki durumun bir noktada “ele alınması gerekeceğini” söyleyerek, “Küba çöküyor” diye konuştu. ABD Başkanı, yıllardır süren ABD ambargosuyla ağır darbe alan Küba ekonomisinin, Maduro’nun devrilmesiyle daha da kötüleşeceğini ve Küba’nın ucuz petrole erişimini yitireceğini söyledi.
Trump, Venezuela’nın komşusu Kolombiya ve Devlet Başkanı Gustavo Petro’yu da hedef aldı. Kolombiya’nın “kokain üretip ABD’ye satmayı seven hasta bir adam tarafından yönetildiğini” iddia eden ve ülkede en az üç büyük kokain fabrikası bulunduğunu belirten Trump, “Bunu yapmaya devam edemeyecekler” dedi.
ABD’nin Kolombiya’ya bir operasyon düzenleyip düzenlemeyeceği sorulduğunda ise Trump, “Kulağa hoş geliyor” yanıtını verdi.
Trump, Cumartesi günü Fox News’te yayınlanan “Fox&Friends” programında, ABD’nin güney komşusu hakkında gelen bir soru üzerine de, “Meksika konusunda bir şeyler yapılması gerekecek” ifadelerini kullandı.
Meksika’yı aslında Devlet Başkanı Claudia Sheinbaum’un yönetmediğini, ülkenin uyuşturucu kartellerinin kontrolünde olduğunu ileri süren Trump, Sheinbaum’un “kartellerden çok korktuğunu” belirtti.
Ağustos 2025’te New York Times gazetesi Trump’ın Latin Amerika’daki uyuşturucu kartellerine karşı askeri güç kullanımı için Pentagon’a yetki verdiğini yazmış, bu haber Meksika’da endişeye neden olunca Sheinbaum, “Amerikan ordusunun Meksika topraklarına gireceğine dair bir değerlendirmeleri bulunmadığını” söylemişti.
O tarihte Sheinbaum, “Meksika işgal edilmeyecek” açıklamasını yapmıştı.
İran’da geçen yılın son Pazar günü başlayan protestolara desteğini açıklayan Trump, kendi sosyal medya sitesi Truth Social’dan paylaştığı mesajda, “Eğer İran barışçıl protestoculara ateş açar ve onları şiddet kullanarak öldürürse -ki bu onların alışkanlığıdır- ABD onların imdadına yetişecektir. Kilitlendik ve harekete geçmeye hazırız” ifadelerini kullanmıştı.
ABD’nin yeni ulusal güvenlik stratejisi: Dış politikada öncelikler yön mü değiştiriyor?




