ABD ordusu, dün gece yarısında Venezuela Devlet Başkanı Maduro ve eşini kaçırdı.
Kaçırılma detaylarını ise ABD Genelkurmay Başkanı General Dan Caine aktardı.
ABD Başkanı Donald Trump, operasyonu “Monroe Doktrini’nin yeniden tesisi” olarak nitelendirdi. Peki Monroe Doktrini nedir?
Monroe Doktrini nedir?
Monroe Doktrini, ABD Başkanı James Monroe’nun 2 Aralık 1823’te Kongre’ye sunduğu ve yaklaşık bir yüzyıl boyunca Amerikan dış politikasının omurgasını oluşturan bildirge olarak tarihe geçti. ABD’nin temel dış politika hatlarını belirleyen bu doktrine göre; ABD Avrupa içişlerine karışmayacak ancak aynı tavrı Avrupa’dan da bekleyecek ve Avrupa ile olan ilişkileri yalnızca ticari faaliyetler ile sınırlı tutacaktır. Tüm dünyaya “Amerika, Amerikalılarındır” mesajını veren Monroe Doktrini tarihi ise 2 Aralık 1823’tür.
Uzun yıllar boyunca Amerika Birleşik Devletleri’nin dış politikasında etkili olan Monroe Doktrini şu 4 madde ile açıklanabilir:
- Özgürlüğünü ve bağımsız tavrını elde etmiş olan Amerika kıtası, bundan sonra Avrupa devletlerinin kolonileştirme faaliyetlerine izin veremez.
- Avrupa’da oluşturulan ve adına Kutsal İttifak denilen oluşumlar, Amerika kıtasının ittifak kavramları ile taban tabana zıttır. Bu sebeple Avrupa’da yer alan herhangi bir devletin, kendi sistemlerini bu yarım küre üzerindeki herhangi bir nokta yayma isteklerini tehlikeli olarak görürüz.
- Amerika, Avrupa ülkelerinin hali hazırda var olan kolonilerine bugüne kadar müdahale etmemiş ve bugünden sonra da müdahale etmeyecektir.
- Amerika; Avrupa’nın kendi iç işi olan hiçbir savaşta ya da anlaşmazlıkta taraf tutmamıştır ve bundan sonra da tutmayacaktır. Ancak Avrupa da benzer bir tavır içinde olmalı ve Amerika’nın iç işlerine karışmamalıdır.
Doktrinin özünde Amerika kıtasının Avrupa müdahalesine kapatılması, Avrupalıların Amerika kıtasındaki ülkelerin iç işlerine karışmaması ve kıtanın kaderinin Amerikalı halklar tarafından belirlenmesi yatıyordu.
O dönem Latin Amerika’da pek çok ülke İspanya ve İngiltere gibi Avrupa güçlerine karşı bağımsızlık mücadelesi veriyor, ABD ise kendisini bu bağımsızlık dalgasının destekleyicisi olarak konumlandırıyordu.
Elbette ABD için de temel motivasyon Latin Amerika halklarının bağımsızlık mücadelesi değil, bölgedeki Avrupa hegemonyasının kırılmasıydı. Zaten sonrasında doktrin ABD’nin kıtadaki hegemonyasını genişletmesinin ideolojik dayanaklarından birine dönüştü.
1904’te Başkan Theodore Roosevelt’in getirdiği “Roosevelt Corollary” (Roosevelt Eklemesi) bu dönüşümün en açık ifadesi oldu. Roosevelt, Latin Amerika ülkelerinde “kronik kötü yönetim”, borçlarını ödeyememe ya da siyasal istikrarsızlık gibi gerekçeler ortaya çıktığında ABD’nin “uluslararası polis gücü” gibi devreye girme hakkı olduğunu savundu. Böylece Monroe Doktrini, özünü tam anlamıyla yansıtacak şekilde, ABD’nin bölgesel müdahalelerini meşrulaştıran bir ideolojik zemin haline geldi.
Monroe Doktrini temel amacı
Tüm Amerika kıtasını, Avrupalı devletlerin etkisinden kurtarmak, Monroe Doktrininin temel amacı olmuştur. 1823 tarihinde ilan edilen Monroe Doktrini ile ABD; Amerika kıtasının artık bir kolonizasyon bölgesi olmayacağını tüm dünyaya ilan etmiştir.
Özellikle İspanya ve Portekiz’in eski kolonisi olan Güney Amerika’ya müdahale hazırlığında olması, Monroe Doktrininin hayata geçişini hızlandırmıştır. Amerika Birleşik Devletleri bu belgeyle, Güney Amerika’da ortaya çıkan bu bağımsız devletlerin iç işlerine yapılacak müdahalelerin önüne geçmiştir.
Monroe Doktrini sonuçları
1823 tarihinde Amerika Birleşik Devletleri Başkanı James Monroe tarafından ilan edilen Monroe Doktrini sonuçları şu şekilde listelenebilir:
Güney Amerika’da ortaya çıkan bağımsız devletler, Amerika Birleşik Devletleri’nin güvencesi altına alınmıştır.
Amerika Birleşik Devletleri, Güney Amerika üzerinde ekonomik ve siyasi açıdan büyük bir nüfuz sağlamış; bu bölge ABD’nin arka bahçesi haline gelmiştir.
Amerika Birleşik Devletleri bu politikayla kendisini dünya siyasetinin dışında tutmuştur.
Monroe Doktrini ne zaman terk edildi?
1823 yılında Amerika Birleşik Devletleri’nin dış politikası olarak ilan edilen Monroe Doktrini, yaklaşık 100 boyunca büyük bir titizlikle uygulanmıştır. Monroe Doktrininin ilk terk edilişi ise 1. Dünya Savaşı sırasında olmuştur. Savaş esnasında Almanya ile bir gerginlik yaşaması sonucu ABD, bu savaşa dahil olmuş ve Monroe Doktrinini terk etmiştir. Savaş sonunda gerek Milletler Cemiyeti’nin kurulması gerekse de Wilson İlkeleri’nin yayınlanması ile yeniden bu doktrine dönen ABD’nin, bu tarafsızlık politikasından bir kez daha vazgeçmesi ise 2. Dünya Savaşı sebebiyledir.
Monroe Doktrini özetle ABD’nin Avrupa’nın işlerine karışmama ilkesinin tamamlayıcı ilkesi, Avrupa’nın da Amerikan kıtasına karışmamasını istiyor.
Kolombiya da hedefte
Trump yönetimi, Venezuela ile birlikte Kolombiya, Brezilya ve Küba açık hedefte.
Washington diğer taraftan da kıta genlindeki seçimlere açık bir şekilde müdahil oluyor. Trump’ın açık bir şekilde desteklediğiArjantin’de, Honduras’ta, Şili’de, Bolivya’da ve Ekvador’da seçimleri sağcı-muhafazakâr liderler kazandı.
Trump kasım ayında Arjantin’de yapılan seçimi anarko kapitalist Milei’nin kazanması için 20 milyar dolarlık “paket” ortaya attı. Milei kazanmazsa, yardımı yapmayacaklarını söyledi. Benzer şekilde bu ayın ortalarında Orta Amerika ülkesi Honduras’ta tartışmalı seçimi Trump’ın desteklediği Nasry Asfura, Şili’de ise Pinochet hayranı Kast kazandı.
Noriega’dan Maduro’ya…Yakın tarihin ‘kaçırılan’ devlet başkanları




