Yağmur hırsızlığı
Mehmet Horuş 6 Nisan 2026

Yağmur hırsızlığı

Türkiye’de son bir aydaki yağışların kışkırttığı komplo teorilerinin ötesinde yağmur hırsızlığı konusuna iklim krizi bağlamında yakından bakmak gerekiyor. Sosyal medyada çokça alıcısı olan yorumlara göre, savaş nedeniyle yağmur bombaları atılamadığı için bulutlar artık Türkiye’ye ulaşabiliyor. Bu teoriler sayesinde, Türkiye’nin iklim politikalarının sorgulanması ve üstlenmesi gereken sorumluluk hakkındaki tartışmaların üzeri örtülüyor.

Ortadoğu’da su kaynakları, her zaman petrol kadar önemli oldu. Birleşik Arap Emirlikleri ve Suudi Arabistan’da son yıllarda kullanılan yağmur bombaları, bu teknolojiyi kritik bir sorun haline getirdi. İsrail’in de bu konuda uzun yıllardır araştırmalar yaptığı biliniyor. İranlı yetkiler ise son yıllarda sık sık komşu ülkelerin kendi yağmur bulutlarını çaldığını iddia eden açıklamalar yapıyor. Şimdi birer askeri hedef haline gelen deniz suyu arıtma tesisleri gibi yağmur bulutları da insani ihtiyaçlar kadar jeostratejik müdahalelerin konusu oluyor.

Yağmur bombaları

Gökyüzünün bir kaynak alanına ve stratejik operasyonlara ev sahipliği yapması kullanılan kavramlara da yansıyor. İklim güvenliği, iklim silahları, yağmur bombası, bulut bombası gibi kavramlar, atmosferin bir savaş aracına dönüştüğünü gösteriyor.

Yağmur bombası, bulutlara uçak veya roket aracılığıyla gümüş iyodür veya kuru buz gibi maddeler serperek yoğunlaşma sağlanması prensibine dayanıyor.  Bu sayede kuraklıkla mücadele, barajlarda doluluk oranlarının arttırılması, havaalanlarındaki sisler dağıtılmaya çalışılıyor. Rusya’daki gibi orman yangınlarının söndürülmesinde işlevli kılınmak isteniyor. İSKİ tarafından doksanlı yıllarda Türkiye’de de kullanılmaya başlanan bu yöntemle yüzde on civarında bir yağış artışı sağlandığı söyleniyor. Aynı yöntem, “istenmeyen” yağışların önlenmesi için de kullanılabiliyor. Nitekim İran, savaştan önce İsrail’i kendilerinin yağmur bulutlarını çalmakla suçlamıştı.  Daha önce de Çin, 2008 Pekin Olimpiyatları açılışında, yağmur bombalarıyla bulutların kente ulaşmasını engellemişti.

Savaş uçakları, füze ve dron saldırılarının işgal ettiği hava sahasında, bölge ülkelerinin bugünlerde meteorolojik operasyon fırsatı bulamaması gayet normal. Garip olan yakın coğrafyamızda acılar ve yıkımlarla devam eden savaştan “hayırlara vesile” sonuçlar çıkartılması. Bambaşka parametrelerin sonucu meydana gelen iki farklı olayın, tek başına eşzamanlılık kriteri ile birbirine bağlanması mümkün değil. Oysa yağmur bulutları yerine son günlerde savaş coğrafyasından hava hareketleriyle gelen çöl tozlarına odaklanmak çok daha önemli. Türkiye’nin başta güney bölgeleri olmak üzere gökyüzü bir haftadır çöl tozları ile kaplı. Savaşın yarattığı kirliliğe, artan fosil yakıt kullanımına ve radyasyon riskine daha çok odaklanmamız lazım.

Bulutlar insan öldürmesin

Savaş, ilk günlerinde tahmin edilemeyen bambaşka güç ilişkilerinin ve teknolojilerin sınandığı bir laboratuvar alanına dönüşüyor. Savaşın iklim krizine doğrudan olumsuz etkileri kadar, test edilen güç ilişkileri ve teknolojilerin kalıcılığı da önem kazanıyor. Bu teknolojiler, radar sistemleri, hava savunma sistemleri, F35’ler, füze menzilleri gibi askeri teknolojilerle sınırlı kalmayacak. Yapay zekadan, enerji ve madenciliğe, tarım ve sağlık sektörlerine kadar çok geniş alanlarda kritik dönüşümler bekleniyor.

Trump’ın her gün “bitirdim” deyip ama bitiremediği savaşın uzamasının asıl nedeni, yeni dünya sisteminin bu sayılan sektörlerdeki ipuçlarını taşıyacak bir kapanış senaryosunun henüz belirlenememiş olmasıdır. Bunun için savaş sonrası dünyaya ve değişen güç ilişkilerine göre dair daha net öngörülere ihtiyaç var. Bu hesaplar içinde olası bir kalıcı barış için tazminat kalemleri de yer alıyor. İran ve İsrail arasında doğrudan ya da dolaylı yürütülen anlaşma pazarlıklarında bu ayrıntılar konuşuluyor. Savaşı sona erdirecek bir anlaşmada önemli bir pay taraf ülkelerin çevresel zararlarına ayrılacaktır. Ama savaşın gezegene gerçek ekolojik maliyetini hesaplamak ve tazmin etmek mümkün değil. Özellikle atmosferdeki kalıcı hasarlar, bir mülkiyet sorunu gibi ele alınarak çözülemez.

Dünya atmosferini, parselleyemezsiniz. Yağmur bombası kullanan veya birbirini hırsızlıkla itham eden ülkeler, atmosfer üzerinde bir egemenlik hakkı iddia edeceklerse, işe atmosferi evrensel çapta koruyacak politikalardan başlamalılar. Mülkiyet rejimi ihdas ederek ve bombalayarak bugüne kadar insanlığın ve gezegenin hiçbir sorunu çözülemedi. Asıl çalınan yağmur değil, fosil sermayenin politik tercihleriyle gezegenin geleceğidir.

Haftaya Marx’ın odun hırsızlığı çalışmasının penceresinden doğal varlıkların mülk edinilmesi ve hırsızlık meselesini yazmaya devam edeceğiz.

 

 

 

 

 

 

 

 

* ilketv.com.tr’de yayımlanan yazılar, yazarların görüşlerini yansıtmaktadır. Yazılar İlke TV’nin kurumsal bakışıyla örtüşmeyebilir. Yazıların tüm hukuki sorumluluğu yazarlarına aittir.