İhsan Fetahiyan’ın asıldığı gece
I
Sine’den geldim, yeşil yapraklar üzerinden bir yurda çekildim
bacaklarım iki ırmak
Bir körüm ben, gözlerimi gök bağladı, bana ne annemin mendillerinden
Gözlerim günahkardır, kara ateşler yanar, dallarımı günahkar elmalar kapladı
Buz gibi soğuk akıyor terim,
düşlerim, gözlerimi açtığım zaman bir mezar yeri
Yerimi biliyorum, bir süsüm alnınızda, sallandıkça başınızı yarıyorum
Kırk yaşındayım, zamanın bana verdiği bütün damarları kestim
Ayak seslerim ruhumun nereye gideceğine karar veriyor
Bir sirk kurmuşsunuz, ben de hokkabazınızım,
Biliyorum yüzünüzde bir gözyaşı kadar yerim yok
Bütün ailem kanserden öldü, bana gülüyorsunuz,
gülümseyişiniz bir mumya taslağı
Beni gördüğünüz zaman kusuyor musun yoksa dua mı ediyorsunuz, bilmiyorum
Gözleriniz bir kuyu, kırk çıkrıkla inemiyorum, ruhunuz suçlarımın elebaşısı
Ben ölüme saplandıkça, sizde bir iştah kabarıyor,
her zaman Tanrı ile komşu sizsiniz
Çocuklarım beyaz saçlı doğuyor korkunuzdan,
Ben yalnızlığınıza göz kulak oluyorum
Her şeyimi alıyorsunuz, ölümüm bile sizin emrinizle
Size yaz, çelik miğferlerle geliyor, cennetin kapısında hep sizin adınız.
II
Camileriniz korkutuyor beni, kimse yok içlerinde, duvarlarınız korkutuyor
İsa çarmıha gerilmeseydi, İncil’e gerek kalmazdı diyen bir haham oluyorum o zaman
Salgı bezlerimde bir acı su, kutsal kumlardan dünya için ant içiyorum, gelmiyor
Gelmiyor ve onarmıyor beni mezarlıkta kalkmasını beklediğim adam
Taşlara veriyorum sırlarımı, taş gül açar diye bir güvercinin ağzında
Sabahların sütünden, akşamları içiyorum, bekliyorum, gelmiyor
Bir mum oluyor ihsan kapıdan kapıya koşuyor, ipte alıyor son nefesini
Gece ağaçların kabuğunda hep vardı, sözcükler yaprakların ağzında kaldı
Dinmeyen bir sızı içiyorum işte, daha bir karanlık olsun diye gece
III
Ruhum yayından fırlamış bir oktur, siz acınıza irfan deyin, sonra da tarih
Yürürken birbirinizin ayak izinden yıldızlar içiyorsunuz, gök size yakın
Benim göğsümden koparıp attığım kalp size karşı ne yapabilir?
Ağzımda dilim bir sağa bir sola kıvrılıyor,
beni zehirliyor ağzımdan çıkan her söz, ölmüyorum
Bu da bana verdiğiniz bir başka cezadır.
Bir taş gibi gömülüyorum, sakalım otlar oluyor
Sizler böcek olup deşeceksiniz beni
En görkemli sesler yükselecektir kefenimden
IV
Tanrı kalabalıklarındır ve Tahran,
Bir gemi gibi yanıp duruyor alnımı dayadığım camdan
Dünyayı benden gizleyen şairlerden, başta Hafız, hepsinden nefret ediyorum
Olgun bir siyah büyüyor sonra dudaklarımda, saatim duruyor
Gölge ve su, ölüm ve uyku yan yana
Bir annenin ruhu yürüyor önden, eğiliyor geceye, anne ve gece
Zamanı bulan kum, dalgayla yan yana, yollarımda şarkı söylüyor bir ırmak
Sağ elim, omuzdan sonra bıçak kesiliyor,
ağzım köpük, mavi sular beni almıyor
Sular ve ben, yan yana, bakışsız durmuşuz,
susacak bir göz arıyoruz ikimiz de
O ve annesi, suyun ağzında yan yana, dudaklarıma gelmiyor kalbim
Yüzü geceye karşı ay gibi duruyor,
dili sarkmış ağzından ne güzel gülümsüyor
Ölüm taşa kesmiş içini, yağan kardan da beyaz
Bu sabaha seninle başlıyorum, kalbini şafaktan düşen bir yaprakla örtüyorum
Kaybolup gidiyorum dilinden akıp giden sarmaşıktan sonra
Susuzluğumu gidermiyor hiçbir saat,
bir kavak ve bir mum göle doğru yürüyorlar
Kalbim, bir kuleye dönüyor, bir diken saplanıyor
Kaybetmiş sularını testiler bize dönüyor, toprak ve kırmızı uyuyor yan yana
Yere düşüyor, gece boyunca kurduğum düşün artıkları
Sözlerim ayak sesi dileniyor, kuleden bir kuş havalanıyor, ağzında bir iplik
Gözyaşlarını eğiriyor o da rüzgarda yaprak gibi titriyor.
İlk kez haber vermeden, kaçıp gidiyor benden
Ben onun gözlerini kuşanıyorum, gözleri gözevimde bir mum gibi yanıyor
Tanrı kalabalıklarındır,
olmasaydı eğer seni böyle kolay alıp asmazlardı aramızdan
Not: Bu şiir, İhsan Fetahiyan’ın asıldığı gece yazıldı, bir dergide yayımlandı, Kahramanlık Komedyası’nın içinde yer alıyor… İhsan, 1982’de doğdu, 11 Kasım 2009’da, Sanandaj Merkez Hapishanesi’nde idam edildi… Bu gün bu şiiri bir daha okudum…




