Sendika bildirilerinde, miting konuşmalarında ve sosyal medya paylaşımlarında 1 Mayıs’ın Chicago’daki Haymarket olaylarının ardından doğduğunu okuyacağız.
Ama yıllardır tekrar edildiği için gerçekten daha gerçek hale gelen bu anlatının 1 Mayıs’ın doğuşuyla doğrudan bağlantısı yok.
Chicago Haymarket’te (Samanpazarı) işçilerin öldürülmesi, işçi önderlerinin hukuksuz biçimde yargılanması ve idam edilmesi işçi sınıfı tarihi için çok önemli ve trajik bir sayfadır. Fakat 1 Mayıs geleneğinin doğuşunu doğrudan Haymarket’e bağlamak yanlıştır.
1 Mayıs’ın asıl kökeni, işçi sınıfının sekiz saatlik iş günü mücadelesidir.
Sanayi kapitalizmi işçiye uzun çalışma saatlerini dayattı, hala dayatıyor. 19. yüzyılda işçiler 16 saate varan sürelerle çalıştırılıyordu. Kadınlar ve çocuklar ağır koşullarda fabrikalara sokuluyordu. Ücretler düşüktü. İşçi için hayat, patronun iradesine sıkıştırılmıştı.
Çalışma süresinin kısaltılması talebi işçi sınıfı mücadelesinin merkezine yerleşti. Robert Owen 1817’de “sekiz saat iş, sekiz saat uyku, sekiz saat canımız ne isterse” parolasını dile getirmişti. Sonraki yıllarda bu fikir işçi hareketinin temel sloganlarından biri haline geldi.
Sekiz saatlik iş günü talebi basit görünür. Ama kapitalist düzen açısından tehlikelidir. Çünkü patron işçinin yalnızca emeğini değil, zamanını da ister. Bu mücadele, işçinin zamanının yani hayatının patrona ait olmadığını ilan etmesidir.
1866’da Birinci Enternasyonal adıyla anılan Uluslararası İşçi Birliği, sekiz saatlik iş günü talebini bütün dünya işçilerinin ortak talebi olarak kabul etti. ABD’de de bu talep güçlenerek büyüdü. 1884’te o zamanki adıyla FOTLU (daha sonra Amerikan Emek Federasyonu – AFL adını alacak olan işçi federasyonu), 1 Mayıs 1886’dan itibaren işçilerin sekiz saatten fazla çalışmayı kabul etmeyeceği yönünde karar aldı.
1 Mayıs 1886’da ABD’nin birçok kentinde büyük grevler ve gösteriler yapıldı. Yüz binlerce işçi sekiz saatlik iş günü için alanlara çıktı. Chicago’da da büyük bir katılım vardı. Ancak 1 Mayıs günü Chicago’da göstericilere yönelik bir katliam yaşanmadı.
Haymarket katliamı 3 ve 4 Mayıs’ta yaşandı. Chicago’daki McCormick fabrikasında grev şubat ayından beri sürüyordu. 3 Mayıs’ta grevci işçilere polis ve grev kırıcılar saldırdı. İşçiler öldürüldü. Bunun üzerine 4 Mayıs’ta Haymarket Meydanı’nda protesto düzenlendi. Miting dağılırken polisin bulunduğu yere bir bomba atıldı. Bombayı kimin attığı hiçbir zaman kesin olarak ortaya çıkarılamadı.
Ardından polis saldırısı, tutuklamalar, karalama kampanyası ve göstermelik yargılamalar geldi. Albert Parsons, August Spies, Adolph Fischer ve George Engel idam edildi. Louis Lingg ise infazdan önce hücresinde yaşamına son verdi.
Haymarket emek tarihinin önemli bir olayıdır, Haymarket şehitleri işçi mücadelesinin kutup yıldızıdır ama 1 Mayıs’ın doğuşu değildir.
Haymarket bu yönüyle, burjuvazinin işçi sınıfı mücadelesini bastırmak için başvurduğu yöntemlerin erken bir örneğidir: grev kırıcılar, polis şiddeti, provokasyon, basın yoluyla karalama ve hukuksuz yargılamalar.
1 Mayıs’ın uluslararası işçi günü haline gelmesinde asıl dönüm noktası 1889’dur.
1888’de AFL, 1 Mayıs 1890’da sekiz saatlik iş günü için yeni bir genel grev yapılmasını kararlaştırdı. Bu karar 1889’da Paris’te toplanan İkinci Enternasyonal Kongresi’nin gündemine taşındı.
Kongrede alınan karar açıktı: Bütün ülkelerde ve kentlerde işçiler, iş gününün sekiz saate indirilmesi için aynı gün büyük gösteriler yapacaktı. Tarih olarak da 1 Mayıs 1890 seçildi.
Bu kararda Haymarket’e değil, sekiz saatlik iş günü talebine vurgu yapılıyordu.
Üstelik bu karar başlangıçta her yıl kutlanacak bir bayram ya da anma günü olarak düşünülmemişti. Bir kerelik uluslararası eylem çağrısıydı. Ancak 1 Mayıs 1890 gösterileri büyük başarı kazandı. İşçiler birçok ülkede alanlara çıktı. Bu başarı üzerine 1891’de İkinci Enternasyonal’in Brüksel Kongresi’nde 1 Mayıs’ın her yıl kutlanması kararlaştırıldı.
Böylece 1 Mayıs, uluslararası işçi sınıfının birlik, dayanışma ve mücadele günü haline geldi.
Rosa Luxemburg’un 1894’te 1 Mayıs’ın kökeni üzerine yazdığı metinde Haymarket’i merkeze almaması da dikkat çekicidir. Dönemin sosyalist işçi hareketinde asıl vurgu sekiz saatlik iş günü mücadelesidir.
Bu tarihsel gerçeği bilmek bugün için de önemlidir. Çünkü 1 Mayıs’ı sadece bir yas ve anma günü gibi anlatırsak, onun mücadeleci özünü eksiltmiş oluruz.
Bugün de çalışma süresi işçi sınıfı için temel bir mücadele başlığıdır. Sekiz saatlik iş günü yasal hak gibi görünse de fazla mesai, düşük ücret, güvencesizlik, esnek çalışma, vardiya baskısı ve sendikasızlaştırma işçiyi daha uzun ve daha ağır çalışmaya zorluyor.
Patronlar eski hesabı yeniden açıyor: Daha çok çalışma, daha az ücret, daha az hak.
Bu yüzden 1 Mayıs yalnızca geçmişe ait bir tarih değildir. Bugünün de mücadelesidir.
1 Mayıs ulusal bir işçi eyleminin uluslararası sınıf mücadelesine dönüşmesi, işçi sınıfının kendi örgütlü gücünü fark etmesi ve emeğin sermayeye karşı ortak sözünü kurmasıdır.
1 Mayıs, işçi sınıfının sekiz saatlik iş günü mücadelesinden doğdu. Bugün insanca yaşam mücadelesiyle devam ediyor.
Sekiz saat iş – Sekiz saat uyku – Sekiz saat canımız ne isterse!
Haymarket ve 1 Mayıs’ın kökenleriyle ilgili daha fazla bilgi için:
1 Mayıs’ın kökeni ve sık tekrarlanan yanlışlar, Ergün İşeri
https://sendika.org/2024/04/1-mayisin-kokeni-ve-sik-tekrarlanan-yanlislar-66126
Bir Geleneğin Kökeni, Aziz Çelik
http://www.emekarastirma.org/uploads/dergi/3035.pdf




