2026’nın yeni raconu: Devlet başkanı kaldırmak ve yerine kayyım atamak

2026’nın yeni raconu: Devlet başkanı kaldırmak ve yerine kayyım atamak
  • Yayınlanma: 5 Ocak 2026 08:49

Trump’ın Maduro’ları yataklarından kaçırma operasyonu, 2026’da dünya siyasetinin nasıl yol alacağını ve ‘egemenlik’ kavramının hangi hızla aşındığını gösteren çarpıcı bir örnek oldu.

John Mearsheimer’ın bu konuda bir tezi var. Büyük güçler, hayatta kalmak için önce kendi bölgelerinde rakipsiz olmak ister. Bu, ideolojik bir tercih değil, sistemin zorladığı bir davranıştır, der.

ABD için Latin Amerika, bu nedenle yalnızca bir dış politika alanı değil, küresel gücünün sigortası.

Venezuela’da Çin ve Rusya’nın artan etkisi, Washington açısından tolere edilebilir değildi ve doğrudan hegemonik bir aşınma işaretiydi.

Trump yönetimi, Latin Amerika politikasında uzun süredir var olan yaklaşımını açık bir stratejiye dönüştürdü.

Demokrasi için rejim değişikliğinden söz etmiyor artık. ABD’nin güvenliği için yönetim değişikliği istiyor.

Demokrasi ve insan hakları söylemini geri çekerken, güvenlikçi ve kriminal argümanları öne çıkarıyor.

Bu bir sapma değil stratejik bir sadeleşme aslında. Çünkü mesele müdahale edilen rejimin karakteri değil, ABD’nin çıkarlarıyla ne kadar uyumlu olduğu.

Başka bir devletin egemenlik alanına yapılan saldırı, bir güvenlik operasyonu gibi sunulunca da hem kendi iç hukukunda hem de uluslararası alanda denetimden yakayı bir parça sıyırmış oluyor.

Hakkını teslim etmek gerek.

1973’te Şili’de darbe örgütleyen ABD, bugün haydutlar gibi devlet başkanını yatağından kaçırıyor.

Artık açık savaş ilanı ya da içerden örgütlenen darbelerle müdahale etmiyor. “Kriminal bir tehdidi bertaraf etme” gerekçeli operasyonlar yapıyor.

Bir devlet başkanını bir narkotik operasyonunun suçlusu olarak devre dışı bıraktığında ille bir rejim değişikliği de arzulamıyor. Çoğu zaman yönetilebilir bir istikrarsızlık da gayet işine geliyor.

Trump, “Güvenli ve uygun bir geçişe kadar Venezuela’yı biz yöneteceğiz” dedi.

Görünen o ki Venezuela kayyımla yönetilecek bir süre.

Günümüz dünyasında otoriter rejimler yalnızca baskıyla ayakta kalmıyor.

Krizleri yönetme, hukukun sınırlarını esnetme ve hızlı karar alma kapasiteleri ile ömürlerini uzatıyorlar.

Emperyalist devletler açısından önemli olan bir rejimin içerdeki niteliği değil, dış etkilerinin kontrol edilebilirliği çünkü.

İçeride çözülemeyen krizler, dışarıdan yönetilebilir elverişli araçlara dönüşüyor. Rejim kırılganlaştıkça, dış müdahaleye daha açık hale geliyor.

Venezuela bu açıdan bir laboratuvar olacak Trump için. Latin Amerika laboratuvarı.

Arkasının gelebileceğini söylemek de kahinlik olmayacaktır. Buradan edinilen tecrübe ve olası gelişmelere göre Meksika, Şili, Peru, Kolombiya, Küba senaryoları da Trump’ın yastığının altında olabilir.

Tüm bunlarla birlikte Venezuela’daki asıl meselenin enerji savaşları olduğunu da unutmamak gerek.

Petrol rezervleri, yalnızca ekonomik bir kaynak değil. Savaşın maliyetini düşüren, diplomasinin sınırlarını genişleten bir güç aracı aynı zamanda.

Öte yandan ABD açısından Venezuela’yı kontrol etmek, Orta Doğu’daki enerji hatlarına karşı bir denge unsuru anlamına da geliyor.

Bu da İran’a karşı her türlü baskıyı “daha sürdürülebilir” kılıyor.

Tam da bu nedenle ABD, enerji coğrafyalarını doğrudan güvenlik meselesi olarak ele alıyor.

Peki işler ters giderse?

ABD bile her zaman kazanamaz çünkü.

Uzayan krizler ve beklenmeyen dirençler, gücü aşındırır.

Venezuela’da yaşanacak uzun süreli bir kilitlenme ve belirsizlik, ABD’nin başka coğrafyalardaki manevra alanını daraltabilir.

Böyle bir başarısızlık yalnızca Washington’u değil, onun küresel gücüne yaslanan tüm aktörleri etkiler.

Ayrıca bu operasyon öncesinde Kongre’nin bilgilendirilmediği iddiası doğruysa, bu durum ABD iç siyasetinde yürütmeyi sınırlandıran mekanizmaların aşındırıldığı yönünde ciddi bir tartışmayı da gündeme getirebilir.

Trump’ın bu hamlesinin, hem İran’a hem Çin ve Rusya’ya yakın duran yönetimlere karşı izleyeceği çizgide nasıl bir etki yaratacağını önümüzdeki süreçte göreceğiz.

Rusya ve Çin’in ölçülü tepkisi de dikkatinizden kaçmasın. 2026’nın yeni raconundan ilham almış olabilirler.

Venezuela’da yaşananlar, Trump’ta vücut bulan yeni dünya düzeninin yeni yaşam formu ve bu gidişatın nerelere varabileceğini gösteren erken bir işaret gibi.