Koçköprü Kanyonu ve Dücane Şelalesi ekokırım ile karşı karşıya Van’ın Erciş ilçesinde DSİ tarafından yürütülen Pay Sulama Kanalı Projesi neticesinde Van’ın önemli doğal mirasları arasında bulunan Koçköprü Kanyonu ve Dücane Şelalesi ekokırım ile karşı karşıya kaldı. İş makinelerinin kanyona girmesine sert tepki gösteren Mezopotamya Çevre Platformundan Mir Bahattin Demir, “Ekokırıma, Yasa Tanımazlığa ve Doğal Mirasımızın yok edilmesine geçit vermeyeceğiz” diyerek sert tepki gösterdi.
Kanyonda düzenlenen basın açıklamasına Mezopotamya Çevre Platformu üyeleri, Zilan Ekoloji Derneği, Türkiye Çevre Platformu ve Van ÇEVDER üyeleri katıldı.
Düzenlenen basın açıklamasında konuşan Mezopotamya Çevre Platformu sözcüsü Mir Bahattin Demir, yaşananlara sert tepki göstererek, “Ekokırıma, Yasa Tanımazlığa ve Doğal Mirasımızın yok edilmesine geçit vermeyeceğiz” şeklinde konuştu.
Demir şu ifadeleri kullandı:
“Van’ın Erciş ilçesinde, Pay Sulama Kanalı Projesi adı altında bölgenin en hassas ve kıymetli ekosistemlerinden birine geri dönülemez zararlar verilmektedir. Şunun altını önemle çizmek isteriz ki; bizler tarıma, üretime ve modern sulama projelerine asla karşı değiliz. Aksine, bölgesel kalkınmayı sağlayan, çiftçimizin yükünü hafifleten ve su israfının önüne geçen doğa dostu her türlü sulama yatırımını sonuna kadar destekliyoruz. Ancak ilk bakışta kamu yararı taşıdığı izlenimi veren bu proje, mevcut uygulama biçimi ve yanlış güzergâh tercihiyle tarımı desteklemekten çıkıp tam bir ekolojik yıkıma ve doğa katliamına dönüşmüştür.”
‘Bu proje hukukun arkasından dolanılarak sürdürülüyor’
Demir, 1993 yılındaki ÇED Yönetmeliği öncesinde onaylandığı gerekçesiyle ÇED sürecinden muaf tutulan ve 2016 yılında ihale edilen bu projenin, aradan geçen yıllar içinde defalarca revize edildiğine dikkat çekerek, “mevzuat son derece açıktır: Projenin revize edilen ve değiştirilen hatları ÇED sürecinden muaf tutulamaz. Hukukun arkasından dolanılarak sürdürülen bu çalışmalar, usulsüz ve kanun dışıdır” dedi.
‘Koçköprü Kanyonu ve Dücane Şelalesi Yıkımın Eşiğinde’
Projenin en büyük tahribatı ve ekolojik felaketinin, zengin biyolojik çeşitliliğe, ulusal ve uluslararası koruma statülerine sahip olan Koçköprü Kanyonu ile Dücane Şelalesi bölgesinde yaşandığını söyleyen Demir, “Kuş koruma alanı ve hassas ekosistem bütünlüğü içerisinde yer alan bu kanyonlar, iş makineleriyle, patlatmalarla kırılarak yok edilmektedir. Daha da vahimi, bu kanyon nesli tehlike altında olan su samuru gibi birçok kritik türe ev sahipliği yapmaktadır. Bu yıkım, bölgedeki nadir canlıların yaşam alanlarını tamamen haritadan silmektedir” ifadelerini kullandı.
‘Mahkemenin verebileceği karar hiçe sayılıyor’
Demir konuşmasını şu şekilde sürdürdü:
“Bu doğa yıkımına karşı Van 4. İdare Mahkemesi’nde açılan davada yürütmeyi durdurma talebi henüz değerlendirme aşamasındayken, yüklenici firma yargı kararını dahi bekleme gereği duymamıştır. Firma, 3 adet 30 tonluk devasa iş makinesini kanyonun kalbine, en hassas noktasına sokarak adeta bir günde tam bir katliam gerçekleştirmiştir. Mahkemenin vereceği kararı dahi hiçe sayan bu aceleci ve yasa tanımaz tutum, hukukun üstünlüğünü ve doğanın yaşam hakkını açıkça ayaklar altına almaktadır.
‘Kamu Yararı Bu Yıkımın Neresinde?’
Buradan Devlet Su İşleri (DSİ) yetkililerine ve ilgililere soruyoruz:
Sadece küçücük bir köy kadar alanı sulamak uğruna paha biçilemez bir doğa mirasını, kanyonu ve ekosistemi yok etmenin neresinde kamu yararı vardır?
Tarımsal sulamayı kesintiye uğratmadan, kanalın başka bir güzergâhtan geçirilmesi hem teknik olarak daha kolay hem de doğayı koruma adına kamu yararına uygun iken, kanyonun kalbini yarmak hangi akla ve vicdana sığmaktadır?
Mevcut Su Pompası Varken Neden 30 km Öteden Su Getirilmeye Çalışılıyor? Halihazırdaki su pompası Koçköprü Barajı’na sadece 1 km mesafedeyken, bilim insanlarının bu iklim krizinde 30 km ötedeki Morgedik Barajı’ndan kesintisiz bir su akışının mümkün olamayacağını açıkça belirtmesine rağmen bu ısrar niyedir?
35 yıldır atıl bekleyen ve Koçköprü Barajı’nın hemen yanı başındaki (1 km) su pompasını çalıştırıp çiftçimizin su ihtiyacını çözmek varken, kanyonu yok edecek 30 km’lik hatlarda ve maliyetli çelik borularda ısrar edilmesinin arkasındaki rant paylaşımı nedir?
Morgedik’ten su getirme bahanesiyle yürütülen bu çelik kanal rantında hangi birimler ve yapılar ortaklaşmıştır? Yüklenici firmanın ve işbirlikçilerinin haksız kazancı, kanyonun ve binlerce canlının yaşam hakkından daha mı değerlidir?
Nesli tehlike altında olan su samurlarının, ulusal ve uluslararası ölçekte koruma altında olan kuş türlerinin evini yıkmak, yaşam alanlarını betonla ve hafriyatla doldurmak hangi bütçeyle, hangi kâr hırsıyla açıklanabilir?
Bu yangından mal kaçırma acelesi neden? Projenin 1. Kısmı dahi henüz tamamlanmamışken, mahkeme süreci devam ederken alelacele 2. Kısma, yani kanyon hattına girilerek bu katliamın yapılması neyin telaşıdır?
‘Doğanın Hakları İnsan Odaklı Kâr İştahına Kurban Edilemez!’
İklim krizinin yakıcı etkilerinin en ağır şekilde hissedildiği bu dönemde, bilimsel gerçekler göz ardı edilerek 30 km öteden su getirme adı altında sulama projelerinin rant kapısına dönüştürülmesini kabul etmediklerini belirten Demir, “Sulama projelerinin çevreye ve biyolojik çeşitliliğe zarar vermeden, ekolojik dengeleri ve mevcut imkânları göz önünde bulundurarak planlanması bir tercih değil zorunluluktur. Tarımsal üretimi ve çiftçimizi desteklemek; doğayı yok ederek değil, doğayla uyumlu akılcı çözümlerle mümkündür. Sadece kısıtlı bir alanı sulamak bahanesiyle su samurlarının, kuşların, endemik türlerin ve doğal mirasa ev sahipliği yapan Koçköprü Kanyonu’nun kirli çıkarlara kurban edilmesine sessiz kalmayacağız.
Mahkeme sonucunu beklemeden kanyonu tahrip edenlerden, bu hukuksuzluğa, rant işbirliklerine ve doğa katliamına göz yumanlardan yargı önünde ve kamuoyu vicdanında sonuna kadar hesap soracağız” dedi.

‘Taleplerimiz Açık ve Net’
Demir şöyle devam etti:
“Kanyon hattındaki tüm iş makineleri ve çalışma derhal durdurulmalıdır. Projenin revize edilen tüm hatları derhal ÇED sürecine dâhil edilmelidir.
Bilim insanlarının uyarıları dikkate alınmalı; 30 km öteden su getirme ısrarından vazgeçilerek Koçköprü Barajı’na 1 km mesafedeki mevcut altyapılar ve hem tarımı hem doğayı koruyan alternatif güzergâhlar değerlendirilmelidir.
Kanyonu ve Dücane Şelalesi’ni teğet geçecek, su samuru gibi koruma altındaki türlerin yaşam alanlarını koruyan bir revizyona gidilmelidir. Koçköprü Kanyonu sahipsiz değildir! Doğanın, suyun, su samurlarının ve kuşların yuvasının rant uğruna yok edilmesine geçit vermeyeceğiz.”
Demir’den sonra konuşan Türkiye Çevre Platformu Genel Sekreteri Ali Kalçık, tarımsal sulamaya ve çiftçinin suya ulaşmasına karşı olmadıklarını, iklim krizi ve kuraklık koşullarında suyun verimli ve adil kullanılmasını savunduklarını söyleyerek, “Ancak bir tarım alanını sulamak için geri dönüşü olmayan bir doğal alanın tahrip edilmesini kabul etmiyoruz” dedi.

‘Hukuki sürece saygı gösterin’
Kalçık şu ifadeleri kullandı:
“Eğer alternatif bir güzergâh, mevcut bir altyapı ya da doğaya daha az zarar verecek teknik bir çözüm varsa, öncelikle bunların bilimsel olarak değerlendirilmesi gerekir.
Koçköprü Kanyonu yalnızca taştan, topraktan ve sudan ibaret değildir. Bitkileri, kuşları, yaban hayatı ve su varlıklarıyla bütün bir ekosistemdir.
Üstelik konu yargıya taşınmışken, geri dönüşü olmayan müdahaleler konusunda çok daha dikkatli davranılması gerekir.
DSİ’ye ve ilgili bütün kurumlara çağrı yapan Kalçık, “Bilimin sesini dinleyin. Alternatifleri değerlendirin. Hukuki sürece saygı gösterin. Kanyonda geri dönüşü olmayan tahribata yol açabilecek çalışmaları durdurun. Çiftçinin suyunu da tarımsal üretimi de Koçköprü Kanyonu’nu da korumak mümkündür” diye konuştu.



