5 soruda göçmen işçi gerçeği ve 1 Mayıs

1 Mayıs sadece bir ulusa mensup işçilerin değil, işçi sınıfının uluslararası birlik, mücadele ve dayanışma günü. Dolayısıyla 1 Mayıs yerli işçilerin olduğu kadar göçmen/mülteci işçilerin de sınıf bayramı.

Peki, 2026 1 Mayıs’ını karşılarken verili durum ne söylüyor? Beş soruda derlemeye çalıştık.

1-Hangi işkolunda hangi ülkelerden işçiler çalışıyor?

Türkiye’de çalışan göçmen/mülteci işçiler, zaman içinde çeşitli sektörlerde öbeklendiler. Saha gözlemlerimiz de bunu söylüyor. Suriyeli işçiler daha çok tekstil, tarım, ayakkabı ve saya işkolunda çalışıyor.

Geri dönüşüm işi genellikle Pakistan ve Afganistanlılarda.

İnşaat işkolunda Suriyelilerle birlikte Azerbaycanlı, Iraklı, Afganistanlı işçileri görmek mümkün.

Beyaz yaka işlerin yanında metal sektöründe İranlı işçileri gözlemliyoruz.

Gıda işkolunda faaliyet yürüten fabrikalarda giderek Hindistanlı ve Afrika ülkelerinden göçmen işçileri görüyoruz.

Ukrayna savaşı sonrasında liman iş kolunda kalifiye Ukraynalı işçileri görmeye başladık. Turizm, otel ve eğlence sektöründe Rus ve Ukraynalı işçiler belirgin olarak öne çıkıyor.

Ev hizmetleri, yaşlı ve engelli bakımında Türkmenistan, Özbekistan, Azerbaycan, Gürcistan’dan gelen kadın göçmenler sayıca büyük ağırlık oluşturuyor.

Eskisi kadar olmasa da Karadeniz’in çay ve fındığında Gürcü işçileri görmek hala mümkün.

Ölümcül slikozis hastalığı nedeniyle Türkiye’de kot taşlama işi yasaklandı. Fakat kimyasal işlemle yapılan kot taşlama işi de ciğerleri söndürüyor.

Bu işkolunda Afrika ülkelerinden siyahlar öne çıkıyor.

Madenlerde sınırlı da olsa Çinli işçiler görülmeye başlandı.

Elbette işkolları ve ülkelerden gelen göçmen işçiler bakımından sektörel iç içe geçmişlikler de var.

Sermayenin yedek işgücü ordusu olarak göçmen emeği uluslararası bir transfer ağıyla Türkiye’ye giriyor. Ucuz, güvencesiz ve çoğu zaman görünür olmaktan uzak göçmen işçiler yerli işçilere göre çok daha ağır koşullarda sömürülüyor, çok daha az para alabiliyor.

Göçmen emeği transfer ağında yerel ve sınır ötesi şebekeler, göçmen kaçakçılığıyla birlikte modern köle ithalatına da imza atıyorlar.

Göçmen işçilerin pasaportlarına el koyup kölece çalıştırma uygulaması oldukça yaygın. Göçmen işçi kiralama ajansları da bir ucundan bu çarkın içindeler.

Bu mekanizma özellikle enformel sektörlerde katmerli bir sermaye birikimine neden oluyor. Patronların ucuz emek ihtiyacı açısından “sınırların önemi” ortadan kalkarken, buna karşılık yerli ve göçmen işçiler acımasız bir rekabete ve şovenizme zorlanıyor.

2- Sendikalar nasıl bir sınav veriyor?

1 Mayıs sadece bir ulusal mensup işçilerin değil, uluslararası işçi sınıfının birlik, mücadele ve dayanışma günü. Dolayısıyla 1 Mayıs yerli işçilerin olduğu kadar göçmen/mülteci işçilerin de sınıf bayramı.

Bu nedenle işçi ve emekçiler tüm sektörlere dağılmış göçmen kardeşlerinin koluna girmek durumunda.

Peki, sözüne ettiğimiz bu vahşi emek transferi ve güvencesiz işgücü pazarına karşı ortak mücadele sendikaların gündeminde mi?

Ne yazık ki bu gereğin çok uzağındalar. Oysa her türden ayrımcılığa karşı sınıf bilinci ve emekçilerin birliği tam da bunu gerekli kılıyor.

Türkiye’deki iş kanununa göre kaydı bulunan mülteci ve göçmen işçiler sendikalara üye olabilir. Fakat sendikal bürokrasi üyesi olmayan işçilerle ilgilenmediği gibi göçmen işçilerle de ilgilenmiyor.

Sendikal örgütlenme sınıf kardeşliği temelinde stratejik bir değişime uğramadan bu körlüğün değişmesi mümkün görünmüyor.

Bununla birlikte politik söz kurmak isteyen parti ve akımlar, meydanı göçmen düşmanlığına ve “aşırı sağa” bırakmamak içim göçmen işçilere daha çok eğilmek zorunda.

3- İş cinayetleri nasıl “görünür” kılınacak?

Göçmen işçiler genellikle alt işlerde ve en ağır en ölümcül iş kollarında tercih ediliyor. İşçi sağlığı ve iş güvenliği önlemleri “maliyetten” sayıldığı için bu tür sektörlerde daha çok göçmen işçiler tercih ediliyor.

Çünkü iş cinayetine kurban giden mülteci veya göçmenler genellikle sahipsiz kalıyor. Sınır dışı edilme korkusuyla mağdur aileler gerektiği gibi iş cinayetlerinin üzerine gidemiyor.

Zonguldak’ta kaçak bir maden ocağından kaçırılan Vezir Mohammed Nourtani’nin bedeni vahşice yakıldı. Suç delili olarak görülen göçmen işçilerin bedeni fabrika ya da madenlerin dışındaki herhangi bir bölgeye kolaylıkla atılabiliyor! Çünkü bu vahşette sorumluluğu bulunan patronlar cezasızlık politikasından cesaret alıyor.

Son yıllarda göçmenler özelinde iş cinayetleri ve kadın cinayetleri de iç içe geçmiş durumda. Özellikle Özbekistanlı göçmen işçi kadınların uğradığı cinayetler dikkat çekmeye başladı.

İnsanca çalışma koşulları ve emekçilere yaşam hakkı için işçi sağlığı ve iş güvenliği önemleri şart. Bu talep 2026 1 Mayıs’ında daha çok önemsenmek durumunda.

Fakat bu talebi yerli işçilerle sınırlı tutmamak gerekiyor. Çünkü göçmen bedenler üzerinden sağlanan fütursuz çalışma düzeni yerli işçilerin de çalışma koşullarını aşağıya çekiyor.

Ne var ki “görünmez” kılınmak istenen göçmen işçilere sahip çıkanlar bir elin parmaklarını geçmiyor. İş cinayetine ilişkin duruşmalarda sendikalar ne yazık ki pek görünmüyor.

4- Suriyeliler dönerken geride nasıl bir çalışma düzeni kaldı?

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Vedat Işıkhan yaptığı açıklamada Suriye’ye dönen sığınmacılar nedeniyle işgücü piyasasında yüzde 25,6’lık bir düşüş olduğunu söyledi.

Devamında bu nüfusun daha çok nitelikli olmayan işlerde çalıştığını belirtti. Yerlerinin de zamanla doğal biçimde dolacağını ima etti.

Gerek 13 yıllık iç savaş sürecinde gerekse 8 Aralık 2024’te Şam yönetiminin değişmesinden sonra Türkiye’de bulunan Suriyeli işçiler oldukça ağır bir çalışma düzenine tabi kaldılar.

Suriyeli işçilerin “Türkiye ekonomisine katkısı” enformel sektördeki ağır sömürü serüveninden bağımsız ele alınamaz.

Bu hikâye, sermayenin bir bölümü için dikensiz bir sömürü bahçesi yarattı. Fakat bu “bahçe” buhar olup ortadan kalkmadı. Suriye’ye dönen mülteci işçilerin yeri şimdi ya farklı ülkelerden getirilen göçmen işçilerle dolacak; ya da aynı ağır koşulların dayatıldığı yerli işçilerle.

Öte yandan Suriye’nin yeniden inşasında uluslararası şirketler ucuz ve güvencesiz emek istiyor. Geri dönen Suriyelilere bu gözle bakılacağı aşikâr.

Dolayısıyla hem geride bırakılan ağır sömürü koşullarının değişmesi hem de Suriye sahasında işçi haklarını sağlama alacak bir mücadelenin tartışılması gerek.

Sınırlar aşan bir sınıf perspektifi olmadan bu yolda mesafe almak pek mümkün olmasa gerek.

5- Gurbetçi işçiler 1 Mayıs’a nasıl giriyor?

“Göçmen işçi” demişken; bu kavram daha çok Türkiye’ye dışardan gelen işçiler için kullanılıyor. Oysa geçici sözleşmelerle Türkiye’den dış ülkelere giden gurbetçi işçilerimiz de göçmen işçi kategorisinde.

Körfez Arap ülkelerinden birçok Türk firması yabancı ortaklarla iş yapıyor. Türkiye’den hatırı sayıda işçi Körfez’e taşınıyor. Kafala (kefillik) sistemi altında bunalan gurbetçi işçilerimiz çoğu zaman alacaklarını dahi tahsil edemiyor.

İran, Lübnan, Katar, Birleşik Arap Emirlikleri ve diğer ülkelerde çalışan göçmen işçiler Körfez’deki savaşın ortasında kaldılar.

Savaş ve emperyalist müdahale çokça gündem oldu. Fakat Körfez’de çalışan göçmen işçiler görünür olamadı.

Peki, 1 Mayıslar, Körfez ülkeler başta olmak üzere, yurtdışında çalışan gurbetçi işçilerin unutulmadığı bir gün olarak kutlanıyor mu? 2026 1 Mayıs’ı bu soruyu da büyüterek işçi sınıfını ve sendikaları karşılıyor.

Sonuç olarak; dünya üzerinde yüzergezer yaşayan göçmen/mülteci nüfusu 300 milyona dayandı. Bu nüfusun 180 milyon kadarı ise göçmen işçilerden oluşuyor.

1 Mayıs’a ruhunu veren “baskısız, sömürüsüz bir dünya” tahayyülü bu işçileri kucaklamadığı sürece elbette hep eksik kalacak.

1 Mayıs yerli ve göçmen/mülteci tüm işçilere kutlu olsun!

 

 

 

* ilketv.com.tr’de yayımlanan yazılar, yazarların görüşlerini yansıtmaktadır. Yazılar İlke TV’nin kurumsal bakışıyla örtüşmeyebilir. Yazıların tüm hukuki sorumluluğu yazarlarına aittir.