ABD Başkanı Donald Trump, 7-8 Temmuz’da Ankara’da düzenlenecek NATO Devlet ve Hükûmet Başkanları Zirvesi için Türkiye’ye geliyor. Zirvede savunma harcamalarının artırılması, Rusya-Ukrayna savaşı, NATO’nun güney kanadındaki güvenlik tehditleri ve Orta Doğu’daki son gelişmeler müttefiklerin ana gündem maddeleri arasında yer alacak.
Türkiye ise ev sahibi ülke olarak hem NATO içindeki rolünü hem de Washington ile savunma sanayii ve bölgesel güvenlik başlıklarında ilişkilerini güçlendirmeyi hedefliyor.
Trump’ın ziyareti, görevdeki ABD başkanlarının Türkiye’ye yaptığı temasların son halkasını oluşturacak.
Son 70 yılda Ankara’yı ziyaret eden 7 Amerikan başkanı ise hemen her seferinde uluslararası sistemin yön değiştirdiği kritik dönemlerde Türkiye’ye geldi. Soğuk Savaş’ın en sert günlerinde Dwight D. Eisenhower komünizm karşıtı stratejisini anlatmak için Ankara’ya geldi; George H. W. Bush Soğuk Savaş’ın ardından “Yeni Dünya Düzeni” vizyonunu müttefikleriyle paylaştı; Bill Clinton Türkiye’nin küresel enerji koridorundaki rolünü öne çıkaran anlaşmalara tanıklık etti; Barack Obama ise önce “model ortaklık”, ardından Suriye iç savaşı ve terörle mücadele gündemiyle Türkiye’yi ziyaret etti.
İşte, 1959’dan bugüne Türkiye’yi ziyaret eden ABD başkanları, bu ziyaretlerin gerçekleştiği uluslararası konjonktür ve Ankara-Washington hattında bıraktıkları diplomatik izler:
Yıl 1959: Bir ABD Başkanı ilk kez Türkiye’de
Eisenhower, ismini taşıyan komünizm karşıtı doktrinini getirdi
1950’lerin sonu, ABD ile SSCB arasındaki Soğuk Savaş rekabetinin en sert dönemlerinden biriydi. 1956 Süveyş Krizi’nin ardından Orta Doğu’da oluşan güç boşluğu, 1958 Lübnan Krizi ve Irak’taki askeri darbeyle daha da derinleşirken; Sovyetler Birliği diplomatik alanda güç kazanıyor, 1957’de Sputnik’i uzaya göndererek Washington’a teknolojik üstünlük mesajı veriyordu.
Bu gelişmeler üzerine dönemin ABD Başkanı Dwight D. Eisenhower, Orta Doğu’da Sovyet nüfuzunu sınırlamayı hedefleyen, kendi adını taşıyan doktrini ilan etti. Sovyetler Birliği ile uzun bir kara sınırını paylaşan, NATO’nun güneydoğu kanadında yer alan ve Orta Doğu’ya açılan kapı konumundaki Türkiye ise bu stratejinin kilit ülkelerinden biri haline geldi.

Başkan, Avrupa, Asya ve Afrika’daki on bir başkenti dolaşacağı “İyi Niyet” turu kapsamında Ankara’ya geldi. Eisenhower’ın 6 Aralık 1959’da Ankara’ya yaptığı ziyaret de bu nedenle, görevdeki bir ABD başkanının Türkiye’ye gerçekleştirdiği ilk resmi ziyaret olarak iki ülke ilişkilerinde tarihi bir dönüm noktası sayıldı.
ABD Başkanı Dwight D. Eisenhower, Avrupa, Asya ve Afrika’daki on bir başkenti (Hindistan, Yunanistan, İspanya, Afganistan, Pakistan, Türkiye, İtalya, İran ve Fas) kapsayan 18 günlük “iyi niyet” gezisinin bir parçası olarak Türkiye Cumhuriyeti’ne gerçekleştirdiği ziyareti sırasında, 06 Aralık 1959’da Ankara’da modern Türkiye’nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ün mezarında saygı duruşunda bulunuyor.
Aynı dönemde Türkiye ağır bir ekonomik krizle mücadele ediyordu. 1958’de yapılan büyük devalüasyon ve IMF ile imzalanan ilk istikrar programının ardından Adnan Menderes hükümeti, Eisenhower’ın ziyaretini hem stratejik ortaklığı pekiştirmek hem de Washington’dan ekonomik destek ve yeni kredi sağlamak için önemli bir fırsat olarak gördü.
Bu beklenti, ziyareti geniş çaplı bir halkla ilişkiler kampanyasına dönüştürdü. Dönemin gazeteleri “Tarihi Gün”, “Eşsiz Misafir” ve “Dünyanın En Büyük Barış Havarisi Ankara’da” manşetleriyle çıktı. Eisenhower’ın uçağı Esenboğa’ya indiğinde Ankara sokaklarında yüz binlerce kişi toplandı; güzergâha “Welcome Ike” pankartları asıldı, seymen gösterileri düzenlendi ve kurbanlar kesildi.

Ziyaretin siyasi zirvesi TBMM Genel Kurulu’nda yaşandı. Eisenhower, yaptığı konuşmada Türk ve Amerikan halklarının özgürlük idealine bağlılığını vurgularken, Türkiye’nin NATO ve CENTO içindeki rolünü övdü. Ancak Celal Bayar ve Menderes ile yapılan görüşmelerden Ankara’nın beklediği kapsamlı ekonomik yardım çıkmadı. Ziyaret, Türkiye’nin Soğuk Savaş’taki stratejik önemini pekiştirse de hükümetin mali beklentilerini karşılamadı.
Yıl 1991: Bush ‘Yeni Dünya Düzeni’ni Türkiye’ye getiriyor
Eisenhower’ın tarihi ziyaretinden 32 yıl sonra ABD’den Türkiye’ye kritik bir ziyaret daha yapılacaktı. 1990’ların başında İkinci Dünya Savaşı sonrasında kurulan iki kutuplu düzen çöküyor, Sovyetler Birliği çözülüyordu. Savaş sonrası dönemin simgesi Berlin Duvarı yıkılmıştı. ABD, tek büyük rakibi SSCB’nin, dolayısıyla sosyalizmin, çöküşünün ardından bir “süper güç” olmuştu. 1990’da başlayan I. Körfez Savaşı ise Orta Doğu’daki güç dengelerini yeniden şekillendirdi.
Başkan George H. W. Bush, ABD’nin “lider” olarak konumlanacağı ve kapitalist politikaların hüküm süreceği yeni bir uluslararası sistemi “Yeni Dünya Düzeni” ismiyle hayata geçirirken; BM koalisyonuna tam destek veren, Kerkük–Yumurtalık Petrol Boru Hattı’nı kapatan ve İncirlik Üssü’nü koalisyon güçlerine açan Türkiye, Washington’ın bölgedeki en önemli ortaklarından biri haline geldi.
Bush’un 20-22 Temmuz 1991’de Ankara ve İstanbul’a yaptığı ziyaret de Soğuk Savaş sonrasında iki ülke ilişkilerinin yeni çerçevesini şekillendiren ilk üst düzey temaslardan biri oldu.
Türkiye ise Körfez Savaşı’nın ağır ekonomik ve insani sonuçlarıyla karşı karşıyaydı. Ambargolar ve turizm gelirlerindeki düşüş ekonomiyi zorlarken, Irak’tan gelen yüz binlerce sığınmacı sınır bölgesinde büyük bir yük oluşturuyordu. Turgut Özal, Bush’un ziyaretini hem Türkiye’nin stratejik önemini pekiştirmek hem de savaşın yol açtığı ekonomik kayıpların telafisi, askeri modernizasyon desteği ve ticari kolaylıklar sağlamak için önemli bir fırsat olarak değerlendirdi.

Bush, Ankara’da Özal ve dönemin Başbakanı Mesut Yılmaz ile bir araya gelirken, temasların ana gündemini Körfez Savaşı’nın ardından bölgesel güvenlik, NATO iş birliği, Irak’ın geleceği ve ekonomik ilişkiler oluşturdu. İstanbul’da da çeşitli temaslarda bulunan Bush, Türkiye’nin Batı ittifakı içindeki konumunu överek iki ülkenin stratejik ortaklığının yeni dönemde de süreceği mesajını verdi.
Görüşmeler sonunda savunma ve güvenlik alanındaki iş birliği teyit edilirken, Ankara’nın beklediği kapsamlı ekonomik destek, ticari tavizler ve yüksek tutarlı tazminat talepleri karşılık bulmadı.
1999’da Clinton’un depremle birleşen ziyareti
2000’ler NATO’nun Kosova müdahalesinin ardından Balkanlar’da yeni güvenlik düzeninin kurulmaya çalışıldığı, Hazar Havzası’ndaki enerji kaynaklarının küresel pazarlara taşınması konusunda rekabetin hızlandığı bir dönemdi. ABD Başkanı Bill Clinton, Rusya’yı baypas ederek Hazar petrolünü Akdeniz’e ulaştıracak Bakü-Tiflis-Ceyhan (BTC) Petrol Boru Hattı’nı Washington’ın öncelikli projelerinden biri haline getirmişti.
Balkanlar’daki NATO operasyonlarına verdiği destek ve enerji koridorlarının kilit ülkesi konumuyla Türkiye, ABD’nin Avrasya stratejisinde merkezi bir rol üstleniyordu. Clinton’ın 14-19 Kasım 1999’da, Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı İstanbul Zirvesi kapsamında gerçekleştirdiği ziyaret de bu stratejik ortaklığın en önemli dönüm noktalarından biri oldu.

Türkiye ise aynı yıl 17 Ağustos Marmara Depremi’nin yaralarını sarmaya çalışıyordu. Büyük can kaybı ve ekonomik yıkımın ardından hükümet, bir yandan IMF destekli istikrar programını yürütürken diğer yandan yıl sonunda yapılacak Helsinki Zirvesi öncesinde Avrupa Birliği adaylığına hazırlanıyordu. Bülent Ecevit ve Süleyman Demirel, Clinton’ın ziyaretini hem deprem sonrası uluslararası desteği güçlendirmek hem de BTC projesine siyasi ivme kazandırmak açısından önemli bir fırsat olarak değerlendirdi.

Ziyaret, resmi temasların yanı sıra deprem bölgesine yapılan ziyaretlerle de hafızalara kazındı. Clinton ve eşi Hillary Clinton, İzmit’teki çadırkentte depremzedelerle bir araya gelirken, Erkan bebeğin Clinton’ın burnunu sıkması dönemin en çok hatırlanan karelerinden biri oldu. Diplomatik açıdan ise ziyaretin en önemli sonucu, Bakü-Tiflis-Ceyhan Petrol Boru Hattı’nın çerçeve anlaşmalarının İstanbul’da imzalanmasıydı. Clinton ayrıca TBMM Genel Kurulu’nda yaptığı konuşmada Türkiye’nin 21. yüzyıldaki stratejik rolünü vurgulayarak iki ülke ortaklığına güçlü destek verdi.
Yıl 2004: Oğul Bush, NATO Zirvesi için İstanbul’da
Irak Savaşı’nın gölgesinde kritik buluşma
2000’lerin başı, 11 Eylül saldırılarının ardından ABD’nin Afganistan ve Irak’ı işgal ettiği bir dönemdi. Irak Savaşı’nın yarattığı uluslararası tartışmalar nedeniyle Washington, NATO üzerinden müttefikleriyle ilişkilerini yeniden güçlendirmeye çalışıyordu.
Bu kapsamda George W. Bush, 27-29 Haziran 2004’te İstanbul’da düzenlenen 2004 İstanbul NATO Zirvesi için Türkiye’ye geldi. Zirve, Bulgaristan, Estonya, Letonya, Litvanya, Romanya, Slovakya ve Slovenya’nın katılımıyla NATO’nun Soğuk Savaş sonrası en büyük genişleme sürecinin tamamlanmasının ardından düzenlenen ilk liderler toplantısı oldu.
Irak ve Afganistan operasyonları ile Bush yönetiminin “Büyük Orta Doğu Projesi” de zirvenin öne çıkan başlıkları arasındaydı.
Ancak ziyaret, Türkiye-Amerikan ilişkilerinin en gergin dönemlerinden birinde gerçekleşti. TBMM’nin 1 Mart 2003 tezkeresini reddetmesi ve ardından Süleymaniye’de yaşanan “çuval olayı”, iki ülke arasında ciddi bir güven bunalımı yaratmıştı.
Buna rağmen dönemin cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer ve dönemin başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, Bush’un ziyaretini ilişkileri yeniden rayına oturtmak, Irak’ın geleceği konusunda ortak zemin oluşturmak ve PKK’nin Irak Kürdistan’ındaki varlığına karşı Washington’dan daha güçlü destek almak için önemli bir fırsat olarak gördü.

Bugünküne benzer biçimde olağanüstü güvenlik önlemleri altında gerçekleşen zirvede Bush, Ankara’da Anıtkabir’i ziyaret etti, İstanbul’da liderlerle bir araya geldi ve Türkiye’nin NATO içindeki stratejik rolünü vurguladı. Zirvede NATO’nun Irak güvenlik güçlerinin eğitimine destek vermesi kararlaştırılırken, Bush Türkiye’nin Avrupa Birliği üyelik sürecine de destek verdi. Ancak Ankara’nın PKK’ye karşı daha somut adım beklentisi karşılık bulmadı. Ziyaret, 1 Mart tezkeresi sonrasında bozulan ilişkilerde diplomatik diyaloğu yeniden canlandırsa da Irak politikası konularındaki görüş ayrılıklarını tamamen gideremedi.
Yıl 2009: Obama “model ortak” Türkiye’yi ziyarete geldi
2000’lerin sonu, ABD’nin Irak Savaşı’nın yarattığı bölgesel tahribatı onarmaya, Afganistan’daki askeri varlığını yeniden şekillendirmeye ve 2008 küresel finans krizinin etkileriyle mücadele etmeye çalıştığı bir döneme denk geliyordu. Barack Obama, göreve gelir gelmez Amerikan dış politikasında çok taraflılık ve diplomasiye dönüş mesajı verirken, Müslüman toplumlarla ilişkilerde “yeni bir başlangıç” hedefini öne çıkardı. Bu yaklaşımın ilk sembolik adımlarından biri de 5-7 Nisan 2009’da Türkiye’ye yaptığı, başkan olduktan sonraki ilk ikili yurt dışı ziyareti oldu.
Obama yönetimi, Irak’tan çekilme sürecinin yönetilmesi, Afganistan operasyonuna müttefik desteğinin sürdürülmesi ve Orta Doğu’da zayıflayan Amerikan etkisinin yeniden güçlendirilmesi açısından Türkiye’yi “model ortak” olarak tanımlıyordu. Ankara ise hem bölgesel arabuluculuk girişimleri hem de NATO içindeki konumuyla Washington için kilit müttefiklerden biri olarak öne çıkıyordu. Abdullah Gül ve Recep Tayyip Erdoğan, Obama’nın ziyaretini iki ülke ilişkilerinde yeni bir sayfa açmak ve Türkiye’nin bölgesel rolünü pekiştirmek açısından önemli bir fırsat olarak değerlendirdi.

Ankara ve İstanbul’u kapsayan ziyarette Obama, Anıtkabir’i ziyaret etti, Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulu’nda milletvekillerine hitap etti ve Sultan Ahmet Camii ile Ayasofya’yı gezdi. TBMM’deki konuşmasında Türkiye ile ABD arasındaki ilişkileri “model ortaklık” olarak tanımlayan Obama, Türkiye’nin Avrupa Birliği üyeliğine desteğini yineledi ve terörle mücadelede iş birliği mesajı verdi.
Görüşmelerde Irak’tan çekilme süreci, Afganistan, NATO ve bölgesel güvenlik başlıklarında ortak irade ortaya konulurken, Türkiye’nin zamanla daha bağımsız bir dış politika izlemesi ile Washington’ın bölgesel öncelikleri arasındaki görüş ayrılıkları tamamen giderilemedi. Buna rağmen ziyaret, Obama döneminde Türkiye’ye verilen stratejik önemin en güçlü sembollerinden biri ve iki ülke ilişkilerinin son yıllardaki en olumlu diplomatik anlarından biri olarak kayda geçti.
Yıl 2015: Obama yeniden Türkiye’de
Masada dostluk değil Suriye krizi var
Barack Obama, Türkiye’ye ikinci ziyaretini 15-16 Kasım 2015’te Antalya’da düzenlenen 2015 G20 Antalya Zirvesi kapsamında gerçekleştirdi. Ancak bu ziyaret, 2009’daki “model ortaklık” söyleminden oldukça farklı bir uluslararası konjonktürde gerçekleşti. Arap Baharı’nın ardından Suriye İç Savaşı bölgesel bir vekâlet savaşına dönüşmüş, milyonlarca sığınmacı komşu ülkelere ve Avrupa’ya yönelmiş, IŞİD Irak ve Suriye’de geniş bir alanı kontrol altına almıştı. Obama yönetiminin önceliği artık Irak’tan çekilmeyi yönetmek değil, uluslararası koalisyonla IŞİD’i geriletmek ve Suriye krizini kontrol altında tutmaktı.

Zirvenin atmosferini belirleyen gelişme ise toplantılardan yalnızca iki gün önce gerçekleşen Paris saldırıları oldu. 13 Kasım’da IŞİD’İn düzenlediği saldırılarda 130 kişi hayatını kaybetti ve G20’nin ekonomi odaklı gündemi büyük ölçüde terörle mücadeleye kaydı. Antalya’da bir araya gelen liderler, küresel büyüme kadar istihbarat paylaşımı, sınır güvenliği ve terörün finansmanının engellenmesini de ele aldı. Obama ile Recep Tayyip Erdoğan arasındaki görüşmelerde de Paris saldırıları, Suriye’deki savaş ve IŞİD’e karşı yürütülen operasyonlar ön plana çıktı. Obama, Türkiye’nin koalisyona verdiği desteği överken, iki lider terörizme karşı ortak mücadele mesajı verdi.
Bununla birlikte, görüşmelerin perde arkasında iki müttefik arasındaki stratejik görüş ayrılıkları giderek belirginleşiyordu. Ankara, Suriye’nin kuzeyinde uçuşa yasak güvenli bölge oluşturulmasını ve mülteci akınının Suriye içinde kontrol altına alınmasını savunurken, Washington doğrudan askeri angajmanı genişletmek yerine hava operasyonları ve yerel ortaklar üzerinden ilerlemeyi tercih ediyordu. Aynı dönemde ABD’nin IŞİD’a karşı mücadelede SDG ile geliştirdiği iş birliği de Türkiye’nin en önemli itirazlarından biri haline gelmişti. Bu farklılıklar kamuoyu önündeki “stratejik ortaklık” vurgusuna rağmen, iki ülke ilişkilerinde ilerleyen yıllarda daha da derinleşecek görüş ayrılıklarının işaretlerini veriyordu.

Zirvenin sonunda yayımlanan Antalya Bildirisi’nde terörizmin finansmanının engellenmesi, sınır güvenliğinin güçlendirilmesi ve uluslararası iş birliğinin artırılması öne çıktı. Türkiye’nin milyonlarca Suriyeli sığınmacının yükünün paylaşılmasına yönelik beklentileri ise somut bir uluslararası finansman mekanizmasına dönüşmedi. Obama’nın ikinci Türkiye ziyareti, 2009’daki iyimser “model ortaklık” döneminden, Suriye savaşı ve IŞİD’le mücadele ekseninde güvenlik kaygılarının belirlediği daha karmaşık bir döneme geçişi simgeleyen diplomatik temas olarak tarihe geçti. (Kaynak: Gazete Oksijen)



