• Ana Sayfa
  • Manşet
  • 8 yıl, 7 şehir, 1 okul sırası: Afrinli bir ailenin bitmeyen göçü

8 yıl, 7 şehir, 1 okul sırası: Afrinli bir ailenin bitmeyen göçü

Zeynep Valid Abdullah, “Allah-u Ekber” nidalarıyla saldırıya uğradıkları göç yollarını ve Batı’nın sessizliğini anlatıyor: “Bizi değil, kadın düşmanlarını seçtiler.”

8 yıl, 7 şehir, 1 okul sırası: Afrinli bir ailenin bitmeyen göçü
  • Yayınlanma: 14 Şubat 2026 10:15
  • Güncellenme: 14 Şubat 2026 11:13

İsmail Eskin / Kamışlo

Kuzey ve Doğu Suriye’ye yönelik 6 Ocak’ta başlayan saldırılar, Avrupa’da yaşayan Kürtlerin ve dostlarının gündemine oturdu. Birçok ülkede günlerce süren protestolar ve yürüyüşler düzenlendi. Özellikle Kobani’nin yeniden kuşatma altına alınması kamuoyunda derin kaygılara yol açtı. 2014 yılında IŞİD’i yenilgiye uğratarak dünya gündemine oturan ve herkesin gıpta ile baktığı bu kent, şimdilerde yine abluka altında. Tüm saldırılara ve kuşatmaya rağmen Kobani, Ortadoğu’da dünya halkları için bir umut ışığı olmayı sürdürüyor.

O dönemde (2014) Kobani’deki sıcak gelişmeleri takip eden bir gazeteci olarak, IŞİD saldırıları nedeniyle topraklarını terk etmek zorunda kalanların trajedisine bizzat tanıklık etmiştim. Benzer bir göç dalgasına Şengal’de Ezidi toplumuna yönelik soykırım girişiminde de rastlamış; yıllardır dünyanın gözü önünde yaşanan bu acıların nasıl sıradanlaştırıldığını o günlerde de anlamıştım.

Sonrasında Suriye’nin birçok bölgesinde benzer sahnelere şahit oldum. Cihatçıların gazabından kaçan Kürtlerin, Ezidilerin, Ermenilerin ve Alevilerin yıllardır süren bu göç hali maalesef hâlâ son bulmuş değil. Aradan geçen 12 yılda, halkın geri dönerek küllerinden doğurduğu ve yeni bir yaşam sistemi kurduğu bu kentler, bugün yeniden ağır bir kuşatma ile karşı karşıya.

Bu saldırılara karşı dayanışma göstermek amacıyla; İsviçre, Avusturya ve Almanya’dan siyasetçiler, gazeteciler ve insan hakları savunucularından oluşan 13 kişilik “Rojava İçin İnsanlık Delegasyonu” (Delegation für Menschlichkeit in Rojava) ile birlikte bölgeye doğru yola çıktık. Avrupa’da vicdan sahibi pek çok kişi, Rojava’ya yönelik bu saldırıların ne anlama geldiğinin bilinciyle, yıkımı durdurabilmek adına harekete geçti. Bu zorlu yolculuğumuzdaki ilk durağımız ise Kamışlo oldu.

Bu seferki tanıklığım sınırları aşan bir göçten ziyade, şehirler arasında yaşanan bir göç hikayesi.

Kamışlo: Sığınak ve dayanışma merkezi

Kuzey ve Doğu Suriye’nin diğer kentlerinde saldırılar nedeniyle binlerce insan, aileleri ile Kamışlo’ya göç etti.

Burada şahit olduğumuz tablo oldukça karışık, çünkü bir taraftan dayanışma ancak diğer taraftan yoğun göç nedeniyle yaşanan insani kriz gözümüze çarpıyor.

Kamışlo halkının ve Özerk Yönetim’in tüm imkanlarını seferber ederek gelenlerle dayanışma içinde olduğunu görmemek imkansız. Ancak özellikle kış aylarının getirdiği zorluklar nedeniyle; ısınma, temizlik ve hijyen gibi konularda ciddi eksiklikler göze çarpıyor. Çocuklar, bu göçün en büyük mağdurları… Yaşadıklarına anlam veremeyen o küçük bedenler, Kamışlo sakinlerinin kendilerine verdiği —bazen küçük, bazen büyük gelen— elbiselerle barındıkları yerlerde hayata tutunmaya çalışıyor.

Çoğu, başlarına gelenlerin siyasi veya toplumsal ağırlığının farkında değil; yine de hiçbir zorluk onları, buldukları ilk fırsatta oyun oynamaktan alıkoyamıyor. Kameralarımızı gören çocuklar şarkılar söylüyor, üşüyen avuçlarını nefesleriyle ısıtmaya çalışıyorlar. Orada, göçmenlere yardım etmek için koşturan gönüllülerle karşılaşıyoruz. Kimsenin kaybedecek bir dakikası bile yok; Rojava’ya yönelik saldırı tehdidi ciddiyetini korurken, gönüllülerin yapacak çok işi olduğu her hallerinden belli oluyor.

Kürt Kızılayı (Heyva Sor a Kurd) verilerine göre, en az 175 bin kişi bu kente sığınmak zorunda kaldı. Ancak yetkililer, bölgeye yönelik insan akışının kesintisiz sürmesi nedeniyle bu rakamların yetersiz kaldığını vurguluyor. Özellikle 2018’den bu yana defalarca yer değiştirmek zorunda kalan Afrinlilerin, göç eden nüfusun çoğunluğunu oluşturduğuna dikkat çekiliyor. Kamışlo halkı ise tüm imkansızlıklara rağmen kapılarını sonuna kadar açarak göç edenleri evlerinde ağırlıyor.

Sınıflar ev, bahçeler oyun alanı

Yerinden edilenlerin büyük bir kısmı, eğitime ara verildiği için okullara, camilere ve büyük salonlara yerleştirilmiş durumda. Okul bahçeleri çocuklarla dolu; ancak çocuklar bu kez eğitim için değil, gidecek başka yerleri olmadığı için bu bahçelerdeler. Büyük-küçük tüm sınıflar, ailelerin nüfusuna göre göçmenlere tahsis edilmiş. Öyle ki, okul önlerindeki güvenlik kulübeleri dahi küçük bir ailenin yuvası haline gelmiş.

Herkesin anlatacak çok şeyi var; ancak bir kısmının yaşadıkları yorgunluk nedeniyle susmayı tercih ettiğini görüyoruz. Yolculukları boyunca maruz kaldıkları zorluklar ise tarif edilemez. Kürt ailelerin çoğu, geçtikleri bölgelerde “Allah-u Ekber” nidaları eşliğinde saldırı ve tacizlere maruz bırakılmış. Bu nidaların Kürt toplumundaki hafıza karşılığı ise oldukça derin ve yaralayıcı.

Kadınlar, bu göç sürecinin en ağır yükünü omuzlayanlar olmuş; çünkü geçmek zorunda kaldıkları her bölgede kendilerini sürekli tehdit altında hissetmişler. Kamışlo’da bu durumun bilinciyle hareket eden kadın kurumlarının yoğun çalışmalarına şahit oluyoruz. Yaşadıkları ağır travmalar nedeniyle zor günler geçiren kadınların sığınağı ve yurdu, yine kadınlar olmuş durumda.

‘Ne geldiyse başımıza Kürt olduğumuzdan geldi’

Yüzlerce Kürt ailesinin barındığı okulda çoğunluğu Afrinli olan ailelerden Abdullah ailesinin odasına misafir oluyoruz. Kamışlo halkının verdiği bir benzin sobası ile 5 kişi bu 10 metrekarelik sınıfta yaşıyor. Çocukları ile birlikte 2018 yılının Şubat ayından bu yana Afrin’den başlayarak ve defalarca göç etmek zorunda kalan 44 yaşındaki Zeynep Valid Abdullah son olarak buraya bir hafta önce gelebilmiş. 2018’de Türkiye’nin Afrin’e yönelik harekat öncesi oldukça huzurlu bir hayat sürdüklerini söyleyen Abdullah ailesi, 8 yıldır Suriye’nin birçok bölgesine defalarca göç etmek zorunda bırakılmış. Son çocuğunu ise bu göç halinde Dünya’ya getiren Abdullah’ın yorgunluğu cümlelerine yansıyor.

“Ne geldi ise başımıza Kürt olduğumuz için geldi” diyerek sözlerine başlayan Zeynep Valid Abdullah, yaşadıklarını anlatırken göz yaşlarına hakim olamıyor.

Afrin’deki yaşamlarının savaş uçaklarının bombardımanı ile birden bire değiştiğini dile getiren Zeynep Valid Abdullah, yıllardır süren göç halinin ailesi ve kendisi için adeta bir kabus gibi geçtiğini söylüyor. Afrin’den sürgün edilmeleri sonrasında sırasıyla Şehba, Tıl Rıfat, Rakka, Tabka, Minbiç ve Haseke’ye son olarak yakın tarihte Kamışlo’ya göç eden Abdullah ailesi, göçmen olarak yaşadıkları sorunlara değiniyor.

Görüşmemiz sırasında yaşadıklarını anlatırken sık sık gözyaşlarına hakim olamayan Zeynep Valid Abdullah, göç ettiklerin Tabka bölgesinde ise saldırıya uğradıklarını ve büyük oğlunun kurşunla yaralandığını belirtiyor. Oğluna barındıkları küçük sınıfta refakat eden Zeynep Valid Abdullah, oğlunun resminin çekilmesine ise güvenlik kaygısıyla izin vermiyor. “Nereye gittiysek Kürt olduğumuzu duydukları an bizlere saldırı düzenlediler. Çoğu sefer kendimizi öldürülmekten korumak için gece saatlerinde yollara düştük” diye Zeynep Valid Abdullah, yaşadıkları nedeni ile  sürekli kabuslar gördüklerini anlatıyor. Tüm mal varlıklarını memleketleri Afrin’de talan edildiğini ve bu nedenle sadece uyumak için beraberlerinde taşıdıkları yataklarının bulunduğunu belirten Zeynep Valid Abdullah, küçük çocukların özellikle çeşitli hastalıklara yakalandığını söylüyor.

‘Cihatçıları bize tercih ettiler’

Son iki hafta içinde yüz binlerce göçmenin akın ettiği Kamışlo’da imkanların kısıtlı olduğunu belirten Zeynep Valid Abdullah, yerel halkın kendileriyle yakından ilgilendiğini vurguluyor.

Yardımların ulaştığını ancak ihtiyacı karşılamaktan çok uzak olduğunu dile getiren Zeynep Valid Abdullah, sitemini şu sözlerle ifade ediyor:

“Yardımlar var ama çok yetersiz. Battaniye bulmak çok zor. En son Barzani Vakfı’nın yardım kolisini aldık; ancak içinden battaniye değil, bayrak çıktı.”

Kışlık giysileri olmadığı için çocukların soğuktan dışarı çıkamadığını anlatan Zeynep Valid Abdullah, günlerdir sıcak su bulamadıkları için ne çocukların ne de kendisinin yıkanabildiğini söylüyor.

Afrin’e dönme umutlarının giderek azaldığını, buna rağmen tek dileğinin memleketine kavuşmak olduğunu belirten Zeynep Valid Abdullah; Avrupa Birliği ve ABD’nin kendilerine ihanet ettiğini söylüyor:

“Nerede bu devletler? Bunca acı yaşanırken Kürt halkının feryadını görmezden gelip, kadın düşmanı bu cihatçıları bize tercih ettiler. Yüzlerce Kürt kadını katledildi, başları kesildi… Neden herkes suskun?”

Kendilerine yaşatılanların görmezden gelinmesine karşı oldukça öfkeli olan Zeynep Valid Abdullah, uluslararası toplumun bu trajedi karşısındaki kayıtsızlığını kabul edemiyor.

‘Saldırırken ‘Allah-u Ekber’ diyerek geliyorlardı’

Göç yollarında şahit olduğu trajedileri anlatan Zeynep Valid Abdullah, Suriye’nin pek çok bölgesinde katliamların hâlâ sürdüğünü belirtiyor. Sığındıkları birçok yerde maruz kaldıkları saldırıların sürekli “Allah-u Ekber” nidaları eşliğinde gerçekleştiğini söyleyen Abdullah, Kürt bir göçmen aile olmanın yarattığı ağır yüke dikkat çekiyor. Gittikleri her bölgede bilinçli olarak şeytanlaştırıldıklarını ve bu dışlanmanın göç yollarını daha da zorlaştırdığını vurguluyor.

Güvenli Liman: Rojava

Son gelişmelerle birlikte Rojava’ya yönelik yoğun göç dalgası durmaksızın devam ediyor. Kürt güçlerinin denetimindeki bölgelere sığınanlar arasında çoğunluk Kürtlerde olsa da azımsanmayacak sayıda Arap aile de bulunuyor. Cihatçı grupların baskısı nedeniyle kendilerini güvende hissetmeyen Suriye’nin farklı inanç ve etnik grupları, imkanlar son derece kısıtlı olsa da güvenli buldukları Kürt bölgelerine akın etmeyi sürdürüyor.

Özellikle Kamışlo’ya ulaşan ailelerin hijyen malzemelerine ve kışlık ihtiyaçlara erişimi oldukça sınırlı. Bölgede aralıksız çalışan Kürt Kızılayı (Heyva Sor a Kurd), artan ihtiyaçlara cevap verebilmek için var gücüyle mücadele ederken, tüm duyarlı kesimlere acil bağış ve dayanışma çağrısında bulunuyor.