Türkiye’de muhalif ve özgür basının çınarlarından birini, yarım asra yaklaşan meslek hayatını adanmışlıkla sürdürmüş önemli bir değerimizi, meslek hayatı boyunca etik davranmayı bir an bile elden bırakmayan, prensiplerinden ödün vermeyen değerli bir arkadaşımızı kaybettik.
O, bu mesleğin onurunu temsil eden bir isimdi. O’nun gazeteciliği sadece haber verme eyleminin ötesinde, bir duruşun, bir geleneğin ve kesintisiz bir mücadelenin ifadesidir. Zorlu koşullara rağmen hakikati duyurma azmi, meslektaşlarına ve okurlarına aktardığı miras ve insana odaklanan derin empatisinde gizliydi.
Hüseyin Aykol’un gazeteciliği tehlikeye atılmış bir mesleki etik ve duruşun, cezaevlerinin soğuk duvarlarından sızan insan hikayelerine uzanan derin bir empatinin ve baskılara karşı boyun eğmeyen bir direnişin eseridir. O, haberi sadece bir bilgi yığını olarak değil, toplumsal değişimin ve adaletin bir aracı olarak görmüş, kalemiyle vicdanın ve hakikatin savunucusu olmuştu.
Yaşamı boyunca birçok öğrenci/genç gazeteci yetiştirerek, tecrübesini ve özgür basın geleneğinin etik ilkelerini yeni nesillere aktardı.
Hep zor olanı, yani doğru olanı seçti. Haberlerinde, yazılarında ve duruşunda daima hakikate bağlılığı esas aldı. Onun için bir haberin en çok okunan olması değil, en doğru ve en dürüst şekilde aktarılması önemliydi.
Mesleğinin en vicdani ve çarpıcı boyutlarından biri, uzun yıllardır devam ettirdiği “İçeriden” adlı köşesidir. Cezaevinde kalmış olmasının verdiği deneyimle, bu köşe, hapishanelerdeki tutukluların sesi, soluğu ve dış dünyayla bağlantısı olmuştur. Gelen yüzlerce mektubu cevaplayarak, hak ihlallerini, hasta tutsakların durumlarını ve keyfi uygulamaları gündeme taşıyarak dört duvar arasındaki yaşamların görünürlüğünü sağladı.Bu, onun gazetecilik anlayışının temelindeki yüksek insaniyet duygusunun ve toplumsal sorumluluğunun göstergesiydi.
Basın tarihinde sadece bir gazeteci olarak değil, özgürlük ve hakikat mücadelesinin yaşayan bir neferi olarak saygı gördü hep.
1970’li yılların başından itibaren sosyalist ve muhalif yayıncılık alanında aktif rol oynayan Aykol, 12 Eylül askeri darbesi döneminde 10 yıl hapis yattı. Mamak, Çanakkale, İzmir Buca gibi çeşitli cezaevlerinde bulundu. Ancak cezaevi yılları dahi onu gazetecilik ve yayıncılıktan koparamadı.
Aykol’un meslek hayatı, özellikle “Özgür Basın” olarak bilinen Kürt medyasının öncü yayınlarında yoğunlaştı. Toplumsal Diriliş dergisinden başlayarak Halk Gerçeği, Özgür Ülke, Özgür Gündem, Özgürlükçü Demokrasi ve son olarak Yeni Yaşam gibi pek çok dergi ve gazetede editörlük, genel yayın yönetmenliği ve yazarlık gibi görevler üstlendi.
45 yıla yaklaşan yayıncılık tecrübesinde genellikle dünya haberleri editörlüğü yapmış olsa da, muhalif kimliği nedeniyle defalarca gözaltına alındı, tutuklandı ve hakkında çok sayıda dava açıldı.
Türkiye’de “Özgür Basın” geleneğinin en deneyimli ve sembol isimlerinden biri olarak kabul edilir. Uzun ve çetin meslek yaşamı, hem kişiliğini hem de gazetecilik etiği anlayışını derinlemesine şekillendirmiştir.
Gazeteciliği baskıya karşı direniş, sansüre karşı hakikatin sesi ve mağdurun savunucusu olarak gören, kişiliğiyle meslek etiğini birleştiren, zorlu ve bedeli ağır bir yolu seçmiş bir isimdi. Onun kariyeri, Türkiye’de zor şartlar altında gazetecilik yapmanın ne anlama geldiğinin bir örneğini teşkil etmektedir.
Kamunun haber alma hakkını kutsal bildi, Onun mesleğe olan yaklaşımı, genç meslektaşları için adeta bir pusula niteliğindedir. Ardında lekesiz bir isim, güvenilirlikle örülmüş bir kariyer ve saygıdeğer bir miras bıraktı.
Kaybıyla oluşan boşluğu doldurmak elbette çok zor. Ancak, onun etiğe olan bağlılığı, dürüstlüğü ve meslek aşkı çalışma arkadaşlarına öğrencilerine ışık olmaya devam edecektir.
Sevgili Hüseyin güzel kardeşim, verdiğin mücadele ve mesleğe kattığın değerler için teşekkürler. Yetiştirdiğin gazeteciler mücadeleni devam ettirecekler. Huzur içinde uyu.




