İnsanın tarihi, hem birlikte yaşamı var etme mücadelesi hem de birlikte yaşadıklarının dışındakilere karşı refleksif bir savunma içgüdüsünün karşıtlığı üzerinden biçimlenmiştir. Modern devlet, bu çelişkiyi yeniden üreterek savaş zemini yaratır ve kendini öyle var eder. Devletler savaşları yeniden üretmekle kalmaz aynı zamanda savaşın nesnesi olan insanı da tarihsel ve antropolojik gerçekliğine yabancılaştırır. Savaşlar daha sofistike ve insani duygulardan bağımsızmış gibi kurgulanır. Bu da vahşetin boyutunu ve şiddetini bir görünmezlik zırhının ardında büyütür.
Geleneksel savaşta mekânsal yakınlık, ölümün duyusal gerçekliği, bedensel tehdit ve muarızını karşılıklı görme vardır. Savaş, yıkım ve ölüm gerçektir. Dokunulur, hissedilir, acısı duyumsanır. İnsanın şiddet ve vahşetle yüzleşmesi vardır ve bu kendi içinde bir vicdani muhasebenin de kapısını aralar.
2011 Mart’ında başlayan Suriye iç savaşında 600.000 (altı yüz bin) insan yaşamını yitirdi. Milyonlarca insan evini barkını terk ederek mülteci konumuna düştü. Suriye’nin sosyo-ekonomik ve fiziksel alt yapısı tamamen çöktü. Ancak bu şiddetin ve yıkımın müsebbipleri savaşın sonuçlarıyla asla yüzleşmek zorunda kalmadılar.
Bölgesel ve uluslararası güçlerin kendi çıkarları ve stratejik planlamaları doğrultusunda dizayn ettikleri vekil güçleri, Suriye’yi kanlı bir laboratuvara çevirdiler. Bazıları başka coğrafyalardan getirilmiş paralı savaşçılar, selefi teröristler, cihatçılar aracılığı ile kendi ellerini kirletmeden tarihin gördüğü en kirli savaşlardan birini yürüttüler. Ve bu karanlık savaşın finansmanı uyuşturucu parasıyla, silah ve insan kaçakçılığıyla yapıldı.
Yeni savaş konsepti olan sofistike çatışmalarda öldürülen insan görünmezdir. Adı yoktur, yüzü yoktur, yas tutanı yoktur. Suriye’de yüz binlerce ölüme sebebiyet verenler için bu ölümlerin acısı da yoktur. Evleri, köyleri, kentleri viran olan, sakat kalan, yakınları hunharca öldürülenler ve bizzat kendileri ölenler, stratejik planlarda basit bir sayı olarak yer tutar. Kimi için savunma hattının ön cephesidir Suriye, kimi için enerji hatlarının geçiş rotasını elde tutma projeksiyonu, birileri içinde başka güçlerin planlarını bozma oyunudur.
Oysa bir de salt insana dair bir hikâyesi var bu savaşın ve yakıcı bir gerçekliği. Yakılan zeytin ağacıdır Afrinli Kürt için. Ardında bırakmak zorunda kaldığı evidir. Babasının mezarıdır bir daha göremeyeceği. Halep çarşısında yağmalanmış kumaş dükkanıdır. Şam’da imalathanesi elinden alınmış Arap’tır. Lazkiye’de sokakta kurşunlanan Alevi’dir. Suveyda’da sakalları zorla tıraş edilip aşağılanan Dürzi’dir.
On dört yıl boyunca tam olarak kimlerle savaştıklarını bile bilmeyen milyonlarca insan, yakınlarını kaybederek, göçerek, yoksullaşarak, aç kalarak ve gittikçe azalarak hayatta kalmaya çalıştı. Ve bütün Suriye’de en yoksul, en sahipsiz, en devletsiz ve en kimliksiz halk olan Kürtler, katliamlardan kurtardıkları ile kendilerini korumaya çalıştılar. O kan deryasında Kobani kuşatmasını yardılar, IŞİD barbarlığıyla savaşıp hayatta kaldılar.
Köle pazarlarının kurulduğu, cariyelerin alınıp satıldığı bir vahşet ikliminde, kadınların elleriyle dünyaya bir direniş ve yeniden yaşam destanı yazdılar. Kimseyi katletmeden, kimseyi öteki görmeden, yaşamlarını, doğalarını, topraklarını ve en çok da onurlarını koruyacakları bir bölge yarattılar. Yerlerinden zorla göçertilenler, Afrin’den, Serekani’den Halep’in Kürt mahallelerine sığındılar.
Şimdi takım elbise giydirilip bir ülkeyi yönetmesi için sahneye çıkarılan cihatçıların korumakla yükümlü oldukları insanlar, katliam tehditleri ve saldırılarıyla yüz yüze kalmış durumda. Halep’in Kürt mahalleleri, Kürt halkının kanıyla, dişiyle, tırnağıyla kurduğu, koruduğu ne varsa, onları elinden almak isteyenlerin nişangahına alınmış vaziyette. Çünkü o mahalleleri Kürtlerin yumuşak karnı olarak görüyorlar. Şex Maksud ve Eşrefiye mahallelerindeki yüzbinlerce sivil, bir stratejik oyunun kurbanları olarak seçilmiş görünüyor.
Şam’ın dibine kadar olan bölgeyi denetimine alan İsrail’e her türlü tavizi vermek için ABD’ye yalvaranlar, Kürtleri yine görünmezliğe ve yokluğa mahkûm etmek için etnik temizlik yapmaya çalışıyorlar. Ve on dört yıldır her türlü katliamı yaşamış, selefi vahşetine tanık olmuş ve onunla savaşarak kendisini muhafaza etmiş bir halka, silahlarını bırakıp kendi katillerine teslim olmalarını dayatıyorlar.
Suriye’de güvenliği, huzuru, demokrasiyi önceleyen bir politik aklın tasarrufu bu olamaz. İç barışını ve bölgesel barışı kurmak isteyenlerin tutumu bu olmamalıdır. Suriye’de ölen yüzbinlerce insanın acısını ve gerçekliğini hisseden, insana ve insani değerlere yabancılaşmamış bir siyaset gerekiyor bizlere. Bunun dışındaki her şey, savaşı ve vahşeti kutsamaktır. Bunu yapanların barış ve kardeşlik nutuklarını dinleyecek ve dikkate alacak kimse olmayacaktır.




