KCK, Halep’in Kürt mahallelerine yönelik saldırılar ve sürece dair yazılı bir açıklama yayınladı. Halep’teki saldırıların Kuzey ve Doğu Suriye’deki özerk yönetimi ortadan kaldırmak amacı taşıdığını belirten KCK, bu saldırıların ateşkes sürecini bozmaya yönelik de olduğunu belirtti.
Açıklamada süreci sabote eden yaklaşımlar ve politikalardan uzak durulması gerektiği ifade edilerek, “Biz barış ve demokratik toplum sürecinde üzerimize düşen sorumlulukları tereddütsüz ve cesaretle yerine getirdik; AKP ve MHP iktidarını ve devlet yetkililerini de barış ve demokratik toplum sürecinin başarısı için gerekli adımları atmaya çağırıyoruz” denildi.
KCK’nin açıklamasında şunlar da yer aldı:
“Halep’teki Kürt mahallelerine saldırılarak buraları Kürtsüzleştirmek amaçlanmıştır. Şam hükümeti ve özerk yönetim arasında yapılan 1 Nisan 2025 anlaşması sonucu mahallelerde asayiş görevini yapanlar bu saldırılarla katledilmişlerdir. Demokratik yönetim olan halk meclislerinin ortadan kaldırılması hedeflenmiştir. Bu saldırılar Kürt düşmanlığı temelinde tüm Suriye’de Kürt halkının Arap, Süryani ve diğer halklarla birlikte oluşturduğu özerk demokratik sistemi tasfiye etmeyi amaçlamaktadır. Bu saldırı Kürtlerin yaşadığı tüm ülkelerde Kürtlerin elde ettiği kazanımlara yönelik saldırıların devamı ve parçası olmaktadır.”
Şeyh Maksud ve Eşrefiye halk meclisi ve halkının 1 Nisan anlaşmasına dayanarak demokratik özyönetimlerini koruma içerisinde yer aldıkları belirtilen açıklamada, “Ancak Suriye’de demokrasi istemeyen güçler Şeyh Maksud ve Eşrefiyê’den başlayarak Suriye’de demokratik bir sistem kuran özerk yönetimi ortadan kaldırma saldırısı başlatmışlardır” denildi.
ABD, İsrail, Şam ve Türkiye görüşmesi
Halep’in 2 Kürt mahallesinden göç edenlere yerlerine geri dönme çağrısı yapılan açıklamada, şunlar da belirtildi:
“Bu saldırıların ABD, İsrail, Şam yönetimi ve Türk dış işleri bakanı Hakan Fidan’ın görüşmelerinden sonra yapılması dikkat çekicidir. Şam’ın güneyinin İsrail’e bırakılma anlaşmasının yapıldığı gün Halep’teki Kürt mahallelerine saldırılmıştır. Şam’da görüşmelerin kesilerek 1 Nisan 2025 tarihinde statüsü belirlenen mahallelere saldırılması, ABD ve bölgedeki uluslararası güçlerin de onayının alındığını yada sessiz kalmalarının sağlandığını göstermektedir. Şam ile Kuzey-Doğu Suriye heyetinin görüşmelerinde ABD ve Fransa’nın arabuluculuk yaptığı da bilinmektedir.”
‘Ateşkesi bozmaya yönelik bir saldırı’
Türkiye’nin başından itibaren Halep’teki saldırıların içinde olduğu savunulan açıklamada, buna örnek olarak basının tutumu gösterildi. SDG’nin de açıklamalarının hatırlatıldığı KCK açıklamasında, Türkiye eleştirildi. Abdullah Öcalan’ın 27 Şubat çağrısı öncesi kullanılan üslubun bu süreçte de kullanıldığı ifade edilen açıklamada, “PKK kendisini feshetmişken, 1 Mart 2025’ten bu yana bir ateşkes durumu varken, sürekli PKK’nin dillendirilerek Kürt mahallelerine yapılan bu saldırılar Özgürlük Hareketine ve titizlikle uyguladığı ateşkesi bozmaya yönelik de bir saldırı olmaktadır.”denildi.
‘Süreci sabote etme anlamına gelmektedir’
Açıklamanın devamında şunlar ifade edildi:
“Halep’teki Kürt mahallelerine saldırı ve devlet yetkililerinin Hareketimize yönelik yaklaşım ve tutumları barış ve demokratik toplum sürecini sabote etme anlamına gelmektedir. Bu saldırı, Kuzey-Doğu Suriye yönetimiyle geçici Şam hükümeti arasında görüşmelerin sürdüğü bir süreçte yapılmıştır. Rêber Apo, 10 Mart mutabakatının uygulanması açısından çatışmaların olmamasını, sorunların çözümü doğrultusunda adımlar atılmasını istemiş, Kuzey-Doğu Suriye Özerk Yönetimine petrol, sınır kapıları ve bazı konularda adım atılması yönünde mesajını iletmiştir. Kürt Özgürlük Hareketi olarak biz de bu yönlü adımların atılması ve güven artırıcı ortam sağlanarak sorunların çözümü konusunda teşvik edici olduk. Bu yönlü girişim ve adımların atıldığı günlerde bu saldırının olması Suriye’de bir çözümün istenmediğini ortaya koymaktadır. Kuzey-Doğu Suriye ile anlaşmayı değil, özerk yönetimi tasfiye etmeyi amaçladıkları anlaşılmaktadır.”
‘Saldırılar Halep ile sınırlı değil’
“Türk basını ve hükümet sözcüsü Ömer Çelik bu saldırıların Halep’teki Kürt mahalleleriyle sınırlı kalmayacağını açıkça belirtmektedirler. Ömer Çelik’in ‘terörsüz Türkiye ve terörsüz bölge’ ifadelerini birlikte kullanması bu saldırıların Kuzey-Doğu Suriye ve Kürtlerin yaşadığı tüm bölgeye yayılacağını ortaya koymaktadır. Kürtlerin özgürlük ve demokrasi mücadelesini her yerde terörle yaftalamaktadırlar. Rojava ve Kuzey-Doğu Suriye’deki demokratik sistemi de bu yaftalama ile tasfiye etmek istemektedirler. Özcesi Kürtlere düşmanlık şahsında Kürtlerin yaşadığı her ülkede demokrasi düşmanlığı yapılmaktadır.
Ortadoğu’daki bu demokrasi düşmanlığına uluslararası güçler de destek vermektedir. Bu destek Kürtlere yönelik soykırım politikalarına da destek vermek olmaktadır. Nitekim Kürtlere saldırı olduğunda ya bu saldırılara onay verilmekte ya da sessiz kalınmaktadır. Bu gerçeklik Halep’teki Kürt mahallelerine yönelik saldırılarda da görülmüştür.”
‘Barış ve demokratik toplum sürecini de sorgulatmaktadır’
“Kürt mahallelerine saldırı ve Fırat’ın doğusuna yönelik saldırı hazırlıkları Hareketimizle Türkiye arasında süren ateşkes ve buna dayalı sürdürülen barış ve demokratik toplum sürecini de sorgulatmaktadır. Bu süreçte doğrudan Hareketimizi hedef alan saldırılar, hazırlandığı söylenen özel geçiş yasasının da bir çözüm adımı olmayacağını göstermektedir.”
AK Parti ve MHP’ye çağrı
“Acaba, kabul edilmeyecek bir yasa çıkarılıp savaş mı başlatılmak planlanmaktadır? Ateşkes ve barış ve demokratik toplum sürecini sabote eden politika ve uygulamalar bunu düşündürmektedir” denilen açıklamada AK Parti ve MHP’ye de çağrı yapıldı:
“Devlet yetkilileri ve sorumlu siyasi güçler, mevcut sürecin ruhuna ve amacına yönelik bir politika ve yaklaşım içinde olmalı ve süreci sabote edici adım ve uygulamalardan uzak durmalıdırlar. Biz barış ve demokratik toplum sürecinde üzerimize düşen sorumlulukları tereddütsüz ve cesaretle yerine getirdik; AKP ve MHP iktidarını ve devlet yetkililerini de barış ve demokratik toplum sürecinin başarısı için gerekli adımları atmaya çağırıyoruz. Halkımız ve demokrasi güçleri de Türk devletinin süreci sabote eden politikalarını durdurmaları için demokratik temelde mücadeleyi yükseltmelidirler.”




