Paris’te son tango: İkinci Sykes-Picot
Lokman Ergün 23 Ocak 2026

Paris’te son tango: İkinci Sykes-Picot

Önceki Sykes-Picot 1916’da Kahire’de bir otel odasında hazırlandı ve 1917 sonunda Rus arşivlerinden çıkarılarak kamuoyuna açıklandı. Dolayısıyla gizli bir anlaşmaydı ve açığa çıkması neredeyse iki yıl sürdü. Sykes-Picot Ortadoğu’daki mevcut düzenin ve yüz yılı aşkın çatışmaların başlangıç noktasıdır. 

Güncel Sykes-Picot diyebileceğimiz anlaşma ise bu yılın başında 6 Ocak’ta Paris’te imzalanmışa benziyor ve iletişim çağında on gün içinde ifşa oldu. İsrail ve Suriye arasında imzalandığı söylenen ancak aslında ABD gözetiminde İsrail ve Türkiye arasında yapılan anlaşmada Suriye’nin görevi sadece imzayı atmaktı. 

1916’da Ortadoğu dizayn edilirken İngiltere ve Fransa’nın gözetiminde Arap devletleri ve Türkiye ortaya çıktı. 1920’den sonra Irak, Suriye, Lübnan, Suudi Arabistan, Yemen, Filistin ve İsrail ile sonrasında Körfez Emirlikleri bağımsız devletler oldular. Böylece bölgede bir Arap uluslaşması ve İngiliz-Fransız çıkarlarına uyumlu bir siyasi yapılanmaya geçilmiş oldu. Arap coğrafyasından el çektirilen Osmanlı da Türkiye Cumhuriyeti olarak İngiltere ile ittifak eksenine yerleştirildi. 

Sykes-Picot düzeninin kurgulandığı dönemde Batı İttifakının önceliği keşfedilmeye başlanmış petrol rezervlerinin denetimini ve güvenliğini sağlayacak bir Ortadoğu düzeni kurmaktı. Küçük krallıklar ve emirlikler yoluyla gereğinden fazla güçlenmeyecek ulus devletler ve içlerindeki etnik farklılıkların gerektiğinde kullanılabileceği bir siyasi yapılanma öncelenmişti. 

Sykes-Picot’un en vahim ve hala çözümsüzlüğü besleyen sonucu, değişik etnik unsurların bir arada yaşamalarını sağlayacak demokratik ve çoğulcu yapılardan ziyade, ulus devletlerin kurgulanması ile bu fay hatlarının sürekli kırılganlık yaratacak bir zeminde tutulmasıdır. Bu anlamda devletsiz bırakılmış ve dört ayrı siyasi coğrafyada bölünmüş Kürtler en başat örnektir. 

Şimdi yüz yılı aşkın bir süre sonra bu kez öncülüğünü ABD’nin yaptığı Batı İttifakı, Çin ve Rusya hattına karşı hem ekonomik hem de güvenlik çıkarlarını domine edecek bir yeniden yapılanmaya gidiyorlar. Dolayısıyla Çin-Rusya ekseninin bölgedeki ittifakı olan İran ve İran’ın vekil güçleri olarak adlandırılan Şii hattına karşı bir Sünni yapılanma teşekkül ediliyor. 

Batı ittifakının bölgedeki başat güçleri olan İsrail, Türkiye ve Suudi Arabistan öncülüğünde Suriye’deki İran etkisi Baas iktidarının çökmesiyle ortadan kaldırıldı. Filistin’de Hamas, Lübnan’da Hizbullah yoğun saldırılılarla etkisizleştirildi, nihai darbe için zemin oluşturuluyor. Irak’taki Şii Haşdi Şabi güçleri şu anda öncelikli hedef olarak görülmekte ve Suriye’de IŞİD militanlarıyla güçlendirilecek HTŞ güçlerinin bu cepheye sürüleceği günleri de göreceğiz. Sonrasında ve ya eş zamanlı asıl hedef olan İran’ın teslim alınma süreci başlayacaktır.

Paris’te yapılan ve ikinci Sykes-Picot olarak adlandırdığımız Türkiye-İsrail anlaşması bu Sünni cephe yapılanmasında problem yaratan Türkiye-İsrail çelişkisinin bir noktada mutabakata bağlanmasıdır. Nihayetinde İsrail’in güvenlik endişelerine göre dizayn edilen projede Türkiye’ye açılacak hegemonik alanın belirlenmesidir. 

Nasıl ki ilk Sykes-Picot anlaşmasında kaderleri belirlenen Ortadoğu halkların hiçbiri masada değilse, Paris’te de aslında görüntü olarak masada olan Şeybani, bir anlaşmayı değil kendisine tevdi edilen yeni görev tutanağını imzaladı. Bu görevin ifasından önce de Türkiye’nin talimatıyla Kürtlere saldırarak hem bir zafer anlatısına hem de Türkiye’nin pekişmiş desteğine mazhar kılındı. 

Başından beri bize anlatılan Kürtlerin İsrail ve ABD ile iş birliği hikâyelerinin alt metninin ne olduğu da böylece açığa çıkmış oldu. Karşı olunan İsrail ve ABD ile iş birliği yapmak değil, Kürtlerin böyle bir ilişki geliştirme ihtimalidir. Trump’ın cv’sinin engin kirliliğinden etkilendiği Colani’yi yönetimine “atadığı” Suriye’nin İsrail’in emrine amade edilmesi, Gazze’nin toplu konut alanına çevrilmesi bu ilişkiye olan itirazın etik bir hassasiyetten kaynaklanmadığını gözler önüne seriyor. 

Neredeyse on beş yıllık bir iç savaştan çıkmış Suriye’de her şeyin bu kadar hızlandırılmasının sebebi, istikrar ve güvenlik ihtiyacından değil, yeni çatışma alanının belirlenmiş olmasıdır. Birden fazla güç odağından talimat alan ve kendisi de çok parçalı olan Şam yönetimi, ancak çatışma ve savaş motivasyonu ile bir arada ve ayakta kalabilir. Cihatçı çetelere kan ve ganimet gerekiyor. Bir de cepheye sürülürken camilerden okunacak Enfâl suresi. 

Ortadoğu’yu ABD ve İsrail çıkarları doğrultusunda yeniden dizayn eden projeden Türkiye’nin tek beklentisi de Kürtlerin siyasi bir özne olmasının mümkün olduğunca önlenmesi. Ve bu istek o kadar şiddetli ki, muhatapları da bu zaafı tepe tepe kullanıyorlar. İsrail Suriye’nin güneyini yönetiyor, Golan tepeleri Suriye haritasından çıkarılıyor. 

Şimdilik ikinci Sykes-Picot olan Paris anlaşmasının sahaya olan yansımaları bunlar. Muhtemelen henüz uygulamaya dökülmemiş ayrıntılarını da önümüzdeki süreçte göreceğiz. Bu projedeki aksama potansiyeli, Şam’daki yönetimin sadece isminin değil, cisminin de “geçici” olma ihtimalinin yüksekliğidir. 

Bölgesel ve uluslararası birden çok güçten talimat alan Şam yönetiminin bu talimatların tamamını hayata geçirmesi ve bu talimatların da doğası gereği çelişmemesi mümkün değildir. Üstelik başına geçirildiği yapının içindeki her bir grubun başka odaklardan da talimat aldıklarını düşünürsek, içe doğru bir çökmenin olmaması neredeyse imkânsız. CV’si kirlilik açısından eksiksiz olan Colani’nin bütün bu değişkenleri nasıl yöneteceğini ve diğer becerilerini de bu süreçte tecrübe etmiş olacağız.

* ilketv.com.tr’de yayımlanan yazılar, yazarların görüşlerini yansıtmaktadır. Yazılar İlke TV’nin kurumsal bakışıyla örtüşmeyebilir. Yazıların tüm hukuki sorumluluğu yazarlarına aittir.