Toprağın barış sancısı
Hicri İzgören 25 Ocak 2026

Toprağın barış sancısı

Kimliğin suç aleti gibi taşındığı yerde çekilen sancı, sadece mermilerin değil, aynı zamanda var olma mücadelesinin, görmezden gelinmenin ve bir halkın iradesinin üzerine çekilen o kalın, karanlık perdelerin sancısıdır. Rojava’da bugün barışı dilemek; sadece silahların susmasını değil, gasp edilen hakların iadesini, insanın kendi yurdunda yabancı kılınmamasını da savunmaktır.

Rojava’daki haksızlık, sadece bir çatışma değil; bir yaşam iradesinin boğulmak istenmesidir. Kendi toprağında köksüz bırakılmak, kendi suyuna yabancı kılınmak istenen bir halkın; “biz de buradayız” diyen o vakur duruşudur.

Bir yanda rejim baskısı, bir yanda küresel güçlerin satranç tahtasına dönen şehirler, diğer yanda Rojava’da filizlenen ama her defasında budanmak istenen bir yaşam iradesi. Barış, bu haksızlıklar silsilesi içinde sadece bir ateşkes değil, bir hak teslimidir.

Ortadoğu’nun kalbinde Rojava’da zaman artık yersiz yurtsuz kalan, uykusuz bakışlarla ölçülüyor. Kederli coğrafya bugün Halep’in sokaklarında, İdlib’in zeytinliklerinde ve Şam’ın rüzgârlarında hüzün damıtıyor.

Barış, bu topraklarda artık sadece bir kelime değil; annelerin dudaklarında kuruyan bir dua, çocukların hiç görmediği bir masal kahramanı. Silahların gürültüsü, insanın insana duyduğu o kadim güveni parçalarken; geriye sadece yıkıntılar arasından göğe bakmaya çalışan yorgun gözler kalıyor.

Suriye’deki çatışma, sadece sınırların veya iktidarların kavgası değil; bir medeniyetin kendi mirasını kendi elleriyle toprağa gömmesidir. Oysa barış, betonun değil, toprağın yeşermesidir; sınırların değil, sofraların genişlemesidir; ölümün değil, yaşama sevincinin kutsanmasıdır.

Her mermi aslında insanlığın da kalbinden bir parça koparır. Barış, bir teslimiyet değil, aksine en büyük direniştir; öfkeye karşı vicdanla, nefrete karşı ayakta durmaktır. Suriye’de sönen ocakların, susan dillerin ve yarım kalan şarkıların tek bir şifası vardır: Birbirimizin yarasına bakarken kendi yüzümüzü görebilmek.

Gökyüzü hâlâ aynı mavilikte duruyor orada, fakat dumanlardan görünmez oldu. Barış, o dumanın dağılması, o maviliğe yeniden inanma cesaretidir. Kelimelerimizi silahtan arındırıp, sesimizi bir barış türküsüne katmanın vaktidir. Tarih, bu türküye katılanları, insan kalmayı başaranları unutmayacaktır.

Dünyanın bütün dillerinde barış kelimesi güzeldir de Rojava’da bu kelime artık bir sızı gibi telaffuz ediliyor.

Akşamı erkene alan keder, Rojava’nın üzerine bir sis bulutu gibi çökmüş durumda. İnsanlık, kendi elleriyle ördüğü bu kanlı duvarın altında kalırken; barış, yıkıntıların arasında unutulmuş, boynu bükük duruyor.

Ortadoğu sadece bir toprak parçası ya da stratejik bir harita değil; insanlığın ortak hafızasıdır. Bugün o hafıza, havan toplarıyla parça parça ediliyor. Rojava’nın o vakur duruşuyla sormak gerekir: İnsan, kendi gölgesinden kaçabilir mi? Bir komşunun evi yanarken, o ateşin dumanı sızmaz mı ciğerimize?

Savaşın dili kabadır, köşelidir ve sadece sayıları sever. Oysa barış, sayıların değil, isimlerin ve yüzlerin hatırlanmasıdır.

Suriye’deki çatışmalar bize bir şeyi acı bir şekilde bir kez daha öğretiyor. Bombalar etnisyen, mezhep, dil ya da ideoloji seçmez. Patladığında dağılan sadece beton değil, insanın insanla olan bin yıllık ahdidir.

Barışın ruhunda saklı olan o sessiz çığlık, bugün yıkılan minarelerin ve susan çan kulelerinin ortak feryadıdır.

Savaşın kazananı olmaz. Barış, insanın kazandığı tek zaferdir.

Hayatın rüzgârı sert esebilir, ama fırtınayı dindirecek olan yine insanın içindeki o sönmez kandildir.

Rojava, bu büyük yangının ortasında hem bir nefes alanı hem de bir hedef tahtası hâline getirildi. Binlerce yıllık bir kimliğin, kendi toprağında kendi rengiyle var olma çabası; büyük sofraların, büyük iştahların arasında bir haksızlık süzgecinden geçiriliyor.

Bugün Suriye’de barışı savunmak, sadece siyasi bir duruş değil, bir zorunluluktur. İnsan kalabilme sınavıdır. Barış; bir lütuf değil, bu toprağın çocuklarına olan borçtur.

* ilketv.com.tr’de yayımlanan yazılar, yazarların görüşlerini yansıtmaktadır. Yazılar İlke TV’nin kurumsal bakışıyla örtüşmeyebilir. Yazıların tüm hukuki sorumluluğu yazarlarına aittir.