• Ana Sayfa
  • Manşet
  • İmamoğlu’ndan yeni parti açıklaması: Kurultay engellenirse siyaseten, ruhen ve bedenen hazırız

İmamoğlu’ndan yeni parti açıklaması: Kurultay engellenirse siyaseten, ruhen ve bedenen hazırız

Türkiye siyasetinin ve hukuk tarihinin en kritik davalarından birinin görüldüğü süreçte Ekrem İmamoğlu Silivri Cezaevi’nden İlke TV’ye konuştu. ‘Parti içi tartışmalar’ söylemini reddeden İmamoğlu, iktidarın yargı eliyle darbe yaptığını belirterek, “CHP dondurulmuştur” dedi. Kürt meselesinin çözümüne ilişkin ise, “Bu işe sadece çatışmayı bitirme mantığıyla bakarak yol yürünemez” ifadelerini kullandı.

İmamoğlu’ndan yeni parti açıklaması: Kurultay engellenirse siyaseten, ruhen ve bedenen hazırız
  • Yayınlanma: 16 Haziran 2026 00:00
  • Güncellenme: 16 Haziran 2026 01:11

Cumhurbaşkanı adaylığı engellenmek istenen, Ahmak Davası’ndan Casusluk Davası’na kadar uzanan bir dizi yargı operasyonuyla cezaevinde tutulan Ekrem İmamoğlu, İlke TV’nin sorularını yanıtladı.

Yargı, medya ve siyaset üçgeninde kendisine ve CHP’ye yönelik büyük bir yıkım operasyonu yürütüldüğünü vurgulayan İmamoğlu, partideki mutlak butlan tartışmalarından ‘devlet aklı’ söylemine, yargıdaki HSK kararnamelerinden Kürt meselesinin çözümü için devam eden sürece kadar geniş başlıklarda açıklamalarda bulundu.

“CHP Erdoğan’dan medet umanların eline geçmiştir” diyen İmamoğlu, iktidara yürüyen bir parti iken yargı yoluyla darbe yapıldığını ve işbirlikçilerin ise partinin başına geçirildiğini söylerken bu cümlelerini “CHP dondurulmuştur” diyerek özetledi.

Mutlak butlan kararı sonrası CHP’nin genel başkanlığına getirilen Kemal Kılıçdaroğlu’na ilişkin kötü niyetli, haince planlar yapan iç düşmanlar anlamına gelen ‘dahili bedhah’ kavramını kullanan İmamoğlu, “Milletim onu kale almasın” ifadelerini kullandı.

Bir süredir CHP’nin gündeminde olan kurultay sürecine ve yeni parti tartışmalarına dair de açıklamalardan bulunan İmamoğlu, “Siyaseten, ruhen ve bedenen hazırız” mesajı verdi.

Kürt meselesinin demokratik çözümüne dair devam eden sürece ilişkin de sorularımızı yanıtlayan İmamoğlu, “Böyle bir iktidar anlayışı ile bu süreç hiçbir yere varmaz. İktidar demokrasiye ve hukuk devletine dönmek istemiyor” diye konuştu. Öte yandan sürecin toplumsallaşması açısından ne siyaseten ne de medyada herhangi bir değişikliğin olmadığını belirten İmamoğlu, bu durumun iktidarın niyetini gösterdiğini vurguladı.

‘Erdoğan sonrası için köşe kapmaca oyunlarına başlayanlar var’

Türkiye tarihinin en önemli davalarından biri bugün Silivri’de görülüyor ve siz de bu davanın en önemli aktörlerinden birisiniz. Bu davaya ilişkin çok sayıda değerlendirme yapıldı ve farklı yorumlar ortaya kondu. Sizce siz ve çalışma arkadaşlarınız, Cumhurbaşkanlığı adaylığınızın önünün kesilmesi amacıyla mı tutuklandınız ve yargılanıyorsunuz? Yoksa bugün karşımıza çıkan mutlak butlan kararına zemin hazırlanması için mi bu süreç işletiliyor?

“Hem benim tutukluluğum hem de CHP üzerinden yürüyen siyaseti esir alma girişimi, aynı siyasi mühendisliğin farklı yansımalarıdır.
Ben ve arkadaşlarım neden tutuklandık? CHP neden ve nasıl yalan ifadelerle kurgulanan davalarla, kayyımla ve polis zoruyla genel merkezine girilerek esir alındı?

Sebebi şudur: Bu ülkenin Cumhurbaşkanı milletten ümidini kesmiştir, siyaset yapmayı bırakmıştır. Milletin hakkına girerek, insanları esir alarak, konuşanı susturarak, güçleneni bastırarak ama hep korkarak yol almak, ona artık geri dönüşü olmayan bir siyasi çöküşü yaşatmıştır.

Böylesine büyük bir siyasi erozyon içerisinde iktidardan gitmeden önce Cumhuriyete, demokrasiye, millete, siyasete, bürokrasiye, iş dünyasına, sanat ve spor camialarına karşı büyük bir yıkım operasyonu başlattılar.

Bu yıkım operasyonunun üç ayağı vardır: Yargı-medya-siyaset

Yargının içinde hiçbir kural ve kaide taşımayan, hukuka ve nizama bakmadan siyasetin emirlerini harfiyen yerine getiren adalet düşmanı bir yapı var.

Medya içerisinde hukuku ve devlet nizamını hiçe sayarak operasyonel habercilik kampanyası yürüten bir yapı var.

Siyaset içerisinde benim tutukluluğum ve CHP’ye yaşatılanlar üzerinden bütün ülkeyi esir almaya çalışan, rejim değişikliğine heveslenen ve ‘Erdoğan sonrası’ için şimdiden birbiriyle köşe kapmaca oyunlarına başlayan sefil bir yapı var.

Karşılarında ise milletiyle bağını her geçen gün daha fazla sağlamlaştıran bir siyaset, Türkiye için hayal kuran, hedefleri olan ve güçlü bir hareket var. Milletin umutları ve yarınları var. Türkiye’nin bir gün barış ve huzur içerisinde bir ülke olma imkanını sahiplenenler var.

Öyle bir süreç yürütülüyor ki milletin yaşayacağı tehlikeyi her gün canlı canlı gözlerimizle görüyoruz. HSK yeni adli yargı kararnamesini yayınladı işte. Yargıda binlerce savcı-hakimin, siyasetten emir alan, gruplaşmalara dahil olanların dahi yeri değişiyor. Neden? Çünkü 19 Mart’ta başlayan darbe hala sürüyor. Bu darbe bize değil, tüm Türkiye’ye yapılıyor. Bugün benim diplomamı alan yarın sizlerin bankadaki parasına, tapusuna, malına mülküne çöker demiştim. Aynı dediğim gibi oluyor. Şimdi de diyorum ki: Bugün sahadaki piyonlarıyla CHP’ye zorla çökenler, yarın bu ülkenin bütün partilerine, seçim kurullarına çöker ve çökecektir.

19 Mart’ta başladı bu darbe, Cumhurbaşkanı adaylığım engellenmek istendi. Fakat hazırlıklar, bu tarihten de önce başladı.

Hakkımda siyasi yasak istenen Ahmak Davası’nın yargıcı görevden alındı ve hakkımda mahkumiyet kararı verildi. Karar istinaftayken bütün yargıçlar değiştirildi ve böylece itirazım reddedildi.

Diploma ceza davasının yargıcı görevden alındı. Diploma idare davasına bakacak mahkeme ‘yeniden’ oluşturuldu ve hemen davamı reddetti. Kararı istinaf ettik, bu kez istinaf dairesinin mahkeme başkanı görevden alındı ve hemen ondan sonra talebim reddedildi.

19 Mart Darbesi’nin ürünü İBB iddianamesi için İstanbul 40. Ağır Ceza Mahkemesi baştan oluşturuldu.

Son kararname ile bu kez Casusluk Davasının mahkeme başkanı dosyadan alındı.

Yine son kararnameyle Tuzla Belediye Başkanının açtığı davanın, daha önce hakkımda beraat kararı veren yargıcı da görevden alındı.

Şimdi son kararnameyle bu zatın tüm yargıyı kendi ajandasına göre tasarladığını görüyoruz. Birlikte İBB iddianamesini hazırladıkları kişinin Ankara Başsavcısı yapılmasını bu millet nasıl yorumlasın yani? Koskoca Adalet Bakanlığı’nın, herhangi bir il başkanlığı zihniyetiyle ve ekipçiliğiyle yönetilmesini yargı mensupları ve hukukçular nasıl yorumlayacak?

Ben yargı mensuplarına ve hukukçulara sesleniyorum: Böylesi vahşi bir siyasi yargı düzeni oluşturanlara sesini çıkarmayanlar, kendisini nereye, nasıl konumlandıracak? ‘Ama ses çıkaramazlar, konuşamazlar’ bahanesini kabullenmek ve devletin yargısı adına bunu kaldırmak mümkün değildir. Bakın işte, sesini çıkarmayana, hatta onlardan emir alana bile tenzili rütbe uygulanıyor. Biliyorum ki bu ülkede namuslu, liyakatli, derdi milletine ve devletine hizmet olan şerefli yargı mensupları da var. Onlar konuşmadan, uyarmadan, sesini çıkarmadan, millet de devlet de bu kara düzenden kurtulamayacak.

Bunun adı 19 Mart darbesidir. Bu darbe bir rejim değişikliği operasyonudur. Hedefi milletin iradesini elinden almaktır. Bu operasyona dur diyecek olan da millettir. Milletin sesi olacak güçlü siyasettir. Biz insanımızın iradesini korumaya devam edeceğiz.”

’12 Eylülcülerle, 28 Şubatçılarla aynı sayfaya yazacak’

Mahkeme süreci boyunca bu davanın çöktüğünü ifade ettiniz. Size göre bu davayı çökerten en önemli unsur nedir? Bu sürecin hukuki ve siyasi olarak nasıl bir sonuca varacağını düşünüyorsunuz?

“Bu davanın çöktüğünü söyledim, çünkü iddialar büyüdükçe delillerin zırva olduğu ortaya çıktı; suçlamalar ağırlaştıkça dayanakları yıkıldı, zorla yalan ifade verdirilenler ifadelerini reddettikçe kumpasları aşikar oldu. İlk günden beri milletimizin vicdanına ve hukukun elbet gerçeği ortaya çıkaracağına güvendim.

Bana göre davayı çökerten en önemli unsur hakikatin kendisidir. Çünkü ne kadar büyük bir kurgu kurulursa kurulsun gerçeklerin ortaya çıkmak gibi bir inadı vardır. Gerçekler ortaya çıkar!

Hukuki sonuç er ya da geç hakkıyla tespit edilecek. Ancak önemli olan siyasi sonuçtur. Milletin yolu, geleceği, yaşamıdır. Siyasi sonucu milletimiz belirleyecek. Milletimin ferasetine, aklına hep güvendim. Akla karayı çok net ayırt eder. Şimdi de öyle olacak.

Bir tarafta milleti durdurmak için kırk takla atanlar var, bir tarafta yalnızca milletine konuşan bizler var. Onların tahmin dahi edemeyeceği bir kararlılığa, inanca ve sabra sahibiz biz. Tarihimiz onları 19 Mart ve 21 Mayıs darbelerinin mimarları olarak hatırlayacak. 12 Eylülcülerle, 28 Şubatçılarla ve vesayetçilerle aynı sayfaya yazacak.

Herhangi bir siyasi vizyonları, fikirleri, hedefleri kalmadı artık. Yalnızca koltukta kalmak diye bir hedef olabilir mi? Bizim ise Türkiye için, insanımız için, toplumun barış, huzur ve refahı için hayallerimiz var. Çok şükür milletimizle birlikte uzun bir yolculuğa yetecek kadar nefesimiz var, fakat bu kurguların, siyasi mühendisliğin, hukuksuz süreçlerin nefesi kesilecek. Milletten kaçan kaybedecek, milletle yürüyen kazanacak.”

‘Beni seçen partililerimin adayıyım’

Bugün kamuoyunda yoğun tartışmaların merkezinde yer alan bir partinin, milyonlarca yurttaşın oyuyla belirlenmiş Cumhurbaşkanı adayısınız. Hâlâ kendinizi, yargı kararıyla CHP Genel Başkanlığı atanan Kemal Kılıçdaroğlu CHP’sinin Cumhurbaşkanı adayı olarak görüyor musunuz? Görmüyorsanız bunun temel nedeni nedir?

“Ben milletin adayıyım. Darbe yanlılarının buna dair olumlu veya olumsuz düşüncelerinin bir kıymeti yoktur. Bizim için kıymetli olan, milyonlarca vatandaşımızın ön seçimlerde ortaya koyduğu iradedir. Ben yalnız buna uymakla mükellefim.

Onlar ‘devlet aklı’ diyerek milleti kandırmaya çalıştıkları bir darbe ittifakını tercih ettiler. Biz milletin yüreğini tercih ettik. Devletin namusunu tercih ettik. Cumhuriyeti ve demokrasiyi tercih ettik.

Evet 2 milyon üyesi olan CHP’nin, partimin adayıyım. CHP delegesinin iradesinin oluşturduğu meşru parti yönetimimizin ve ön seçimlerimizde tarihi bir oyla beni seçen partililerimin adayıyım Cumhurbaşkanı adayıyım. Fakat özünde milletimizin adayıyım. Bunun altını çizmek isterim.” 

İmamoğlu’ndan Kılıçdaroğlu yorumu: Dâhili bedhah kayyımı kale almayın

Murat Sabuncu’ya verdiğiniz röportajın ardından, Kemal Kılıçdaroğlu’yla aranızdaki köprülerin tamamen atıldığı yönünde yorumlar yapıldı. Kemal Kılıçdaroğlu ise yaptığı açıklamalarda ısrarla “arınma” vurgusu yapıyor ve CHP’yi yeniden kurultaya götüreceğini söylüyor. Ancak buna ilişkin net bir takvim paylaşmıyor. Öncelikle parti içinde bir temizlik yapılacağını ifade ediyor. Size göre Kemal Kılıçdaroğlu ve ekibi bugün tam olarak ne yapmaya çalışıyor? Hedefleri nedir?

“Dâhili bedhah kayyımın ne düşündüğünü bilmem, ilgilenmiyorum da. Milletimize de huzurlarının kaçmaması adına bu kişiyi kaale almamasını tavsiye ederim. Çünkü Türkiye’nin ondan çok daha önemli, çok daha ciddi meseleleri var.

Benim gördüğüm, Cumhuriyet Halk Partisi’nin milletin gündeminden koparılmak istendiğidir. İktidarın en büyük arzusu da bu zaten. Çünkü onlar Cumhuriyet Halk Partisi’nin emeklileri, gençleri, işsizleri, çiftçileri, kadınları, kaçıp giden yatırımları, açlığı, umutsuzluğu konuşmasını değil; hukuk maşa yapılarak sanki bir iç mesele varmış gibi onunla meşgul olmasını istiyor. Muhterisler, milyonlarca insanın umudunu büyüten, Türkiye’nin birinci partisi olmuş, iktidara yürüyen bir partiyi kendi içine kapatıyor, enerjisini milletin sorunlarından koparmaya çalışıyor.

Biz koşuyoruz, onlar kaçıyor. Ara seçim deniyor, çıt çıkmıyor. Ekonomi deniyor, çıt çıkmıyor. Tapular ortaya saçılıyor, yine çıt çıkmıyor. Karşılığı ise darbe olarak önümüze konuyor. Allah kimseyi bu duruma düşürmesin. Bizler koşarken onlar ne var ne yok yıka yıka ilerlemekten ve soluk soluğa kaçmaktan başka bir şey yapamıyor. Biz milletimizle birlikte koşmaya devam edecek ve Türkiye’yi bu her şeyi yıkmaktan anlayan zihniyetten arındıracağız.

Bizim hayallerimiz ve hedeflerimiz var. Türkiye için yapacaklarımız var. Ben Türkiye’nin 2050’ye nasıl gireceğini, ekonomide, sanayide, tarımda, ulusal güvenlikte neler yapacağımızı, millet olarak nasıl barış ve huzur içinde yaşayacağımızı düşünüyorum ve çalışıyorum her gün. Millet zaten bunların notunu verir. Ben çok seviyorum onları, çok güveniyorum.

Millet, dahili bedhah kayyımın da onun emir aldığı, millet iradesini çiğneme planları yapanların da notunu verir.”

‘Demokrasiyi ortadan kaldıran akıl, benim devletimin aklı olmaz’

Tam da bu tartışmaların ortasında Bülent Kuşoğlu, yaşananları “devlet aklı” kavramıyla açıkladı ve mutlak butlan kararının da bu çerçeveden bağımsız değerlendirilemeyeceğini söyledi. Size göre burada kastedilen “devlet aklı” kimdir ya da nedir? Ne amaçlanmaktadır?

“Gülünç bir açıklamadır. İktidar içerisindeki bir takım siyasetçi ve bürokrata bir tür sorumsuzluk zırhı giydirme girişiminden başka bir şey değil. Nasıl devlet aklıysa akşam üniversite kapatıp sabah geri açıyor. Vatandaşın en basit sorunlarını çözemiyor, her gün bir yenisini ekliyor. Bunlara maşa olanlar da ‘devlet aklı’ laflarıyla ortaya gülünç ifadeler saçıyor.

Siz kimsiniz, millete sormadan bu ülkenin siyaseti için karar alma yetkisini size kim verdi? 2026’da mıyız, yoksa 1996’da mıyız? Türkiye’yi eski karanlık yıllarına, vesayet anlayışına döndürmeye çalışan bir yapıdır bu, sahibi de Erdoğan’dır.

Bugün Türkiye’nin ekonomisi çökmüştür, asayişi çökmüştür, gıda enflasyonu patlamıştır, teknoloji yarışında geri kalınmıştır, ülke doğum oranlarında Avrupa ülkelerinin bile altına düşmüş durumdadır. Belli ki ‘devlet aklı’ diyerek millete yutturmaya çalıştıkları yapı yeterli olamıyor bu ülke için. O yüzden biz millet aklını işleteceğiz.

Türk devletinin aklı, milletinin aklını rehber edinirse anlam taşır. Devlet yönetimi ne zaman milletin aklından, halkın vicdanından, kamunun menfaatinden ve adaletten uzaklaşırsa, orada akıl kendini inkâr eder ve birilerinin hizmetine girer. Burada devlet aklı gider, vesayet aklı gelir.

Bunların ‘devlet aklı’ dediği, beceriksizlik ile iç içe geçmiş kötülüğün perdesi olarak kurgulanmıştır. Meşruiyetini yurt dışında arayan bir anlayış, devlet aklının yanından geçmez. Belki başka devletlerin aklı olabilir kastettikleri. Koltuk uğruna Cumhuriyeti, demokrasiyi ortadan kaldırmaya çalışan akıl, benim devletimin aklı olmaz.

O yüzden bu kavrama sarılanlar bugün Türkiye’de gülünç haldedir. Bu devletin aklı, her gün devletine ve milletine hizmetini onur, şeref ve izzetiyle yapan, siyasete değil, işini iyi yapmaya odaklanmış, çalışkan ve fedakar memurlardır, ter döken işçilerdir, dirsek çürüten öğrencilerdir. Yolunu şaşıran varsa onların aklını takip etsin, onlar elbet bizi doğru yola götürecektir.”

‘CHP Erdoğan’dan medet umanların eline geçmiştir’

TBMM’de yaşanan son grup toplantısı kriziyle birlikte kamuoyunda uzun süredir konuşulan “iki CHP” tartışmasının somutlaştığı yorumları yapılıyor. Bir tarafta seçilmiş genel başkan Özgür Özel, diğer tarafta atanmış bir yönetim… Siz Ekrem İmamoğlu olarak bu tabloyu nasıl değerlendiriyorsunuz? Yerel seçimlerden birinci parti olarak çıkan CHP bu süreci nasıl aşabilir? Ya da atanmış bir yönetimle aşması mümkün mü? Çünkü kamuoyunda artık yeni bir partinin kaçınılmaz olduğu yönünde değerlendirmeler de yapılıyor. Kamuoyu araştırmalarında parti tabanının büyük ölçüde Özgür Özel liderliğinde ve sizden yana olduğu değerlendirmeleri söz konusu, son söyleşinizde yeni parti ihtimaline de kapıyı tamamen kapatmadığınız yorumları yapıldı. Sizce bu kriz yeni bir siyasi oluşumla mı, yoksa kurultay süreciyle mi aşılabilir?

“CHP birdir, zorla esir alınmış ve CHP delegesinden değil, Erdoğan’dan medet umanların eline geçmiştir. Zor kullanarak, şaibeli yargı süreçleri oluşturarak, medyada iftira kampanyaları düzenleyerek işgal edilmiştir CHP. Bu operasyon, 19 Mart’ta başlayan darbenin ikinci adımıdır. Sahibi de Erdoğan’dır.

Partimizin delegesinin iradesi Sayın Genel Başkanımız Özgür Özel’i lider olarak seçmiştir. Hukukun gereği olan kurultay kararının verilmesi halinde yine seçecektir. Fakat kayyım olmak için kırk takla atanlar gördüğümüz üzere kurultaydan adeta kaçmaktadır. CHP’nin delegesinden utanmaktadır. Genel merkez binamıza polisle girerek partiyi yönetebileceklerini zannetmiş ve adeta çöktükleri genel merkezimizde ‘CHP’cilik’ oynayacak hale gelmişlerdir.

İnanın, iktidarın onlara biçtiği rolü koşa koşa kabul edenlerin hiçbir önemi yok. Milletimiz de onlara bakıp hiç canlarını sıkmasın.

Şimdi bine yakın delegemiz kurultay için imzasını verdi. Biz hala kurultayımızın gerçekleşmesi için uğraşıyoruz. Fakat CHP’lilerin talebi olan kurultay zorla engellenirse, milletin yürüyüşünü yavaşlatmak bir yana, giderek hızlandıracak yola siyaseten, ruhen ve bedenen hazırız. Bu iktidara bir seçimin daha hediye edilmesine izin vermeyeceğimizin bilinmesini isterim.

Türkiye’de artık CHP değil, çok partili siyaset ve Cumhuriyet tehlike altındadır. Demokrasi ve adalet tarumar edilmiştir. Bizler bu sorumlulukla 86 milyon yurttaşımızın mücadelede azim ve kararlılığa sahip insanlarız.”

Süreç yorumu: Burada çıkacak yasalar silah bırakmadan ileri gitmeyecektir

Türkiye’nin sosyal, ekonomik ve bölgesel pek çok önemli meselesi bulunuyor. Ama Türkiye gündemi CHP’deki iç tartışmaları ve yargısal süreçleri konuşuyor. Ya da buna hapsediliyor. Pek tabii en önemli meselelerin başında da Kürt meselesinin demokratik çözümü geliyor. Devam eden bir süreç var ve bu sürecin temmuz ayında yasal bir çerçeveye kavuşabileceği ifade ediliyor. Ancak önce Suriye’deki gelişmeler, ardından İran ve son olarak CHP’de yaşanan tartışmalar nedeniyle sürecin beklenti aşamasına geçtiği yönünde yorumlar yapılıyor. Siz geçmişte de bu konuda çok sayıda açıklama yaptınız. CHP’de yaşanan tartışmalar nedeniyle “önce kendi iç meselelerimizi çözelim, sonra bu konuya odaklanalım” yaklaşımını mı doğru buluyorsunuz? Yoksa Türkiye’nin bu tarihsel sorununun, siyasi gündem ne olursa olsun çözüm yolunda ilerlemesi gerektiğine mi inanıyorsunuz? Eğer ikinci görüşe sahipseniz, demokratik ve kapsamlı bir siyasi dönüşüm olmadan bu sürecin başarıya ulaşabileceğini düşünüyor musunuz?

“Öncelikle burada ‘CHP’de yaşanan tartışmalar’ tanımını kabul etmiyorum. CHP kendi dinamikleri ile iktidara yürüyen bir parti iken iktidar partiye yargı yoluyla darbe yapmış ve kendi işbirlikçilerini partinin başına koymuştur, yani CHP’yi ‘dondurmuştur’. Burada tartışılması gereken iktidarın demokrasiyi tamamen askıya alma girişimidir.

Böyle bir iktidar anlayışı ile elbette bu süreç hiçbir yere varmaz. Bugün böyle bir süreç varsa bunun tek sebebi Kürt yurttaşların oy gücüdür. Bu işe sadece çatışmayı bitirme mantığıyla bakarak yol yürünemez. Türkiye olarak bu süreci yalnızca değişerek, dönüşerek ve demokratikleşerek başarıyla sonuçlandırabiliriz. ‘Silahlar bırakılsın, barış olsun’ buna kim itiraz edebilir. Burada çıkacak yasalar da silah bırakma aşamasından ileri gitmeyecektir. Güvenlik meselesini, terör meselesini ihmal etmeden Kürt meselesini haklar ve özgürlükler meselesi, demokrasi meselesi, millet olarak zenginleşme, refah ve kalkınma meselesi olarak ele almak gerekirdi. Bu yapılmayıp mesele terör parantezine sıkıştırıldıkça hem haklar ve özgürlükler kısıtlanmaya devam edecek hem de millet olarak demokrasimizden ve refahımızdan feda etmeye devam edeceğiz.

Biz bu nedenle ‘Terörsüz Türkiye’ şeklinde adlandırılan bu sürecin ‘Terörsüz ve Demokratik Türkiye’ şeklinde genişletilmesini önerdik. Fakat iktidarın, özellikle de bu süreci kendi çıkarına olacak biçimde dar tutma eğilimini de görüyoruz ve bunu değiştirmeye çalışıyoruz. İktidar açıkça demokrasiye ve hukuk devletine dönmek istemiyor. Bu dönüşümü varlıklarına, iktidarlarına bir tehdit olarak görüyorlar. Böyle bir yaklaşımla ancak liderlik düzeyinde bireysel pazarlıklar olur. Yurttaş lehine buradan bir şey çıkmasını bu haliyle çok zor görüyorum.

Erdoğan, bütün süreci kendi siyasi takvimine bağlamış bir şekilde yola devam ediyor. Elbette bölgemizde yaşananlar titizlikle hareket edilmesini gerektirir. Fakat özellikle sürecin toplumsallaşması nezdinde ne siyasette ne medyada ne de düşünce dünyasında bir adım bile hareketlenmenin olmaması, iktidarın niyetini gösterir.

Ben gerçekten çok üzülüyorum süreçte gelinen noktaya. İçinde milletin olmadığı bir süreç yürütülüyor. Görüyorum ki bir kez daha milletin barış ve huzur umudu, siyasetin vesayeti altına alınıyor.”