• Ana Sayfa
  • Haber Zamanı
  • Bahman Ghobadi’yle söyleşi: Kürtlerdeki büyülü gerçekçilik dünyanın başka yerinde yok

Bahman Ghobadi’yle söyleşi: Kürtlerdeki büyülü gerçekçilik dünyanın başka yerinde yok

Kürt sinemasının dünyaca tanınan yönetmeni Bahman Ghobadi, İran’daki protestolardan Rıza Pehlevi’ye, Kürt sinemasının yapısal sorunlarından yeni filmi Ağaçlar’a uzanan kapsamlı söyleşide, sanatçılara düşenleri ve Kürt sanatının görünmezliğini anlattı.

Bahman Ghobadi’yle söyleşi: Kürtlerdeki büyülü gerçekçilik dünyanın başka yerinde yok
  • Yayınlanma: 25 Ocak 2026 14:07
  • Güncellenme: 25 Ocak 2026 15:28

Kürt sinemasının dünya çapında en tanınan isimlerinden biri olan Bahman Ghobadi sinemaya bir halkın hafızasını taşıyan bir yönetmen. Sarhoş Atlar Zamanı, Yarım Ay, Kaplumbağalar da Uçar gibi ünlü filmleriyle Kürt coğrafyasını, sınırları, yoksulluğu uluslararası sinemanın merkezine taşıyan Ghobadi, uzun yıllardır İran dışında yaşıyor.

Sinemasını çoğu zaman kendi hayatından, rüyalarından ve tanıklıklarından besleyen Ghobadi, yalnızca bir yönetmen değil; aynı zamanda sessizliği ve kabulü seçmemiş bir sanatçı.

Ghobadi son yıllarda büyülü gerçekçilik ve sürrealizme yönelen sinema diliyle yeni bir evreye girdiğini söylüyor, Kürt sinemasının karşı karşıya olduğu yapısal sorunları yeniden tartışmaya açıyor.

Geçen hafta bu röportajı yaptığımız sırada İran, odağı sürekli değişen Ortadoğu’nun en önemli gündemiydi. Bu söyleşide Ghobadi’yle İran’daki protestolardan, Rıza Pehlevi’ye yönelik eleştirilere, sanatçıların sorumluluğuna, Kürt sinemasının imkân ve engellerinden yeni projelerine uzanan kapsamlı bir sohbet gerçekleştirdik:

-Adınızın telaffuz şeklini sormakla başlamak istiyorum. Bazıları Bahman, Behmen, Behman diyor nedir aslı?

Aslında adımı Rebwar koymak istemişler. Ancak o dönem iktidarda olan Şah rejimi Kürtçe isimlere izin vermiyordu. Babama bir liste veriyorlar, içinde Arapça isimler olan. Behmen aslında Şubat demek, aynı zamanda da çığ ve efsanelere göre hayvanların tanrısı anlamına da geliyor. Şubat’ta doğduğum için babam Behmen adını vermiş.

-Sizinle filmografinize ve yeni projenize dair konuşmak istemiştim ancak İran’da yine protestolar yaşanıyor, bundan konuşmazsak olmaz diye düşünüyorum. 2022’de Jina Emini olaylarında çok aktiftiniz, şimdiki protestoları nasıl değerlendiriyorsunuz?

Protestolar iyi sonuçlanabilirdi ancak Rıza Pehlevi’nin yanlış politikaları sonucu istenen sonuca ulaşabileceğine inanmıyorum. İran’da bazı kişiler onu desteklerken çoğunluk desteklemiyor. Kürtlerin çoğunluğu onu istemiyor.  Bir defasında kendisiyle zoom üzerinden bir görüşme gerçekleştirmiştim. Pehlevi’ye sadece konuşmalarında sadece merkezdeki vatandaşlarla sınırlı kalmamasını, sınıra yakın vatandaşlara yönelik de kapsayıcı ve çoğulcu mesajlar veren bir konuşma yapması gerektiğini önermiştim. Ancak o bu öneriyi dikkate almadı. Bu Rıza Pehlevi’nin hatasıydı. Şimdi de tek başına devam edecek. Çünkü onda Kürt-Fars-Azeri birliğini kurup rejimi yıkabilecek bir vizyon yok.

Bu protestolarda hiç video çekmedim. Mahsa Amini protestoları sırasında yayınladığım videolarda da Azeri, Fars, Kürt herkesin bir arada olmasını, bunun tek başına yapılacak bir iş olmadığını anlatıyorum.

-Jina Emini protestolarının başarısız olmasında muhalefetin tek bir ses olamamasının etkili olduğu da çokça yorumlanıyor…

Başarıya ulaşacaktı, iyi de gidiyordu. Ancak Rıza Pehlevi ve Avrupa’daki destekçileri devreye girdi sonra  Jin, Jiyan, Azadi birden Pehlevi’nin de tercih ettiği Zend, Zendegî, Azadî oldu. İşler değişti…

-Jina Seqiz’dendi, siz Bane’den. Çok yakın iki kent, Jina protestolarının çıktığı yerler.

Evet arada yarım saat var.

-Sizin de dediğiniz gibi, uluslararası basına baktığımızda Rıza Pehlevi’ye çok fazla alan açılmış durumda ama kimse Kürtlerden bahsetmiyor. Neden sizce?

Bu sefer Jina protestolarına oranla Kürt şehirlerinde daha az hareketlilik var. Bunun sebebi de Rıza Pehlevi. Bu Kürtleri sessizleştiriyor.

-Abbas Vali geçtiğimiz günlerde bir röportajında Pehlevi’nin rejimdeki bazı kimselerle anlaşabileceğini ve halkın protestolarının boşa çıkabileceğini söyledi. Katılıyor musunuz?

Diyebileceğim şey, Rıza Pehlevi’nin 2 yıl öncesi ve bugün alacağı her aksiyon duvara çarpacak ve işe yaramayacaktır. Pehlevi 47 yıldır Amerika’da yaşıyor. İran hakkında doğru düşüncelere sahip değil. Onların konumu konjonktüre ve koşulara göre hızla değişebiliyor. Dolayısıyla güven vermiyorlar. Pehlevi’nin etrafındaki kişiler Humeyni’yi İran’da iktidar olmasına sebep olan kişiler, dolayısıyla onlara nasıl güvenebilir ki?

-Ama İran’ı yer yer tehdit etse bile Trump Pehlevi’ye açıktan bir destek sunmadı.

Evet ,  ABD’nin Rıza Pehlevi’yi desteklediğini düşünmüyorum.  Jina Emini protestoları sırasında Washington’daydım ve orada Dışişleri Bakanlığı’ndan yetkili kişilerle görüşme imkânım olmuştu. Onlar da Pehlevi’nin   İran’da yeniden bir güç olabileceğine inanmadıklarını söylemişti.  İran bundan sonra  güçlü bir  kadın lider  çıkarabilir.

-Aileniz İran’da mı yaşıyor?

Evet hemen hepsi İran’da.

-Haber alabiliyor musunuz?

Hayır hiçbirinden haberim yok. Ulaşamıyorum.

-Çok zor olmalı…

Eğer onlardan biri ölürse, haber geleceğini biliyorum. Annem, kız kardeşim Sine (Senendec) ve yönetmen olan erkek kardeşim Tahran’da.

-Peki sizce bu süreçlerde sanatçılara nasıl görevler düşüyor? İran’da sanatçılar üstlerine düşeni ne kadar yapabiliyor?

Eylemcilere destek vermeliler. Bazıları sanatçıların 10 milyon takipçisi var ve o takipçilerinin şuan çok büyük kısmı sokaklarda. Aslında onlara destek vermeye mecburlar. Ama birçoğu maalesef iki yüzlü. Hayatlarının bozulmasını istemiyorlar.

Büyük bir sanatçı vardı Abbas Kiyarustemi, bir aralar çok yakındık. Bir kere bana neden İran’dan gittin? İran güzel bir yer, ne istersen yapabilirsin diye sitem etti. Ben istemiyordum kendim için para kazanmayı. İran’da evet 2 şirketim vardı, ama rahat yaşayamıyordum. Ben ve çocuklarım rahat uyuyoruz derdi kendisi. Ben yapamazdım. Komşularım ve halkım acı çekerken rahat uyuyamıyordum. İran’da toplumcu yaklaşım zayıf. Bundan kastım bir binada yaşıyorsanız, herkes kendi dairesini temizler. Apartmanın temizliği çok da umursanmaz. Ama gerçek şu ki bina pisse her bölümüyle pistir ve sonunda her dairede oturanı bu pislik etkileyecektir. Bu protestoların yine de daha çeşitli olduğunu düşünüyorum. Pehlevi’ye rağmen. Sebep çünkü ekonomik kriz. İnsanlar ekonomik sebeplerden ötürü sokağa çıktı ilk olarak. Ama Kürtler için durum böyle değil. Kürtler için ekonomi ilk planda değil. İlam’da yere saçılan pirinçleri gördünüz mü?

-Evet o videoyu izledim. Ne düşünüyorsunuz?

Hükümet’e ait bir mağazanın pirinçleriydi. Kürtler onu eve götürmek yerine havaya saçtılar. Bunun dünyada çok örneğini göremezsiniz. Bu Kürtler için ekonominin ön planda olmadığının da bir kanıtı.

-İlam protestolar başladığında epey hareketliydi de.

Evet.

-Peki şimdi biraz sizden konuşmak istiyorum. Çok yıl önce verdiğiniz bir röportajda yurtdışında olmaya alışamadığınızı söylemiştiniz. Ben sizi kendi toprağınızda çektiğiniz filmlerinizle tanıdım. Çok zaman sonra Türkiye’de Gergedan Mevsimi çekildi ve şimdi bir burada film daha çektiniz. Artık alıştınız diyebilir miyiz?

Her şeyden önce ben çok değiştim. Eski Behmen değilim. Kalbim, ruhum ve fikirlerim çok değişti. Eğer mekan değişirse ruh da değişiyor. Artık bu önünüzdeki çayı içemiyorsunuz, Alman çayı içiyorsunuz örneğin. 18 yıl geçti. Artık eski ben olmadığımı biliyorum. Eski sinemacılık anlayışım gibi de düşünmüyorum artık. Her şeyin bir devri var. Örneğin 20 yıl önce bu telefonlar yoktu. Ruhlarımız makinelerden çok daha çabuk değişiyor. Öyle düşünün.

Gurbetin zor gelip de Kürdistan Bölgesi’nde yaşamaya karar verdiğim zamanlar, orada huzurumu kaçıran çok sayıda şeyle karşılaştım. Memleketim İran’a dönemiyorum. Irak ve Suriye’ye de gidemiyorum. Türkiye’yi seviyorum burada çok fazla Kürt var. Yakın 1-2 arkadaşım da var. Çok fazla kimseyle görüşmesem de tanıdık Kürdî bir atmosferin olması beni mutlu ediyor.

-İstanbul’da bunun için yeteri kadar Kürt var. 

Evet. İkincisi de kardeşlerimi daha rahat görebiliyorum. Yakınlarım, arkadaşlarım bir vize ile buraya gelebiliyor. Huzurla yaşadığım yerlerden biri burası. Yılın bir ayını İstanbul’da geçiriyorum. Geçtiğimiz yıl bir ay İtalya’da 2 ay Hindistan’da 3 ay Kırgızistan’da kaldım. 2 film çektim. Bir tanesi çobanlar üzerine kara mizah bir film. Aslında Türkiye’deki Kürt illerinde çekmek istedim ama burada beni “Kürtleri neden çoban olarak gösteriyorsun” diye eleştirdiler. Bu yüzden filmimi Kırgızistan’da çektim.

-Yani bir çeşit sansüre uğradınız.

Evet bu da bir sansür. Kürt sansürü. Bütün sansürlerden daha büyük. Ben her şeyden önce bir insan olarak doğdum, ve beni bir insan olarak mezara gömecekler. Ama dilim Kürtçe ve Kürt coğrafyasında doğdum. Sanıyorum İran tarihinde tüm kısa filmleri Kürtçe olan tek Kürt yönetmendim. İran’ın 1. TV kanalında çıkan ilk Kürtçe film benim filmimdi. 2 diyalog Farsça, 2 diyalog Kürtçe oluyordu. Elbiseler, kostümler hazırlayıp Kiyarustemi’yi Kürdistan’a götürdüm, Mahmelbaf’ı aynı şekilde. Önceleri kötü aksiyon filmlerini çekmek için gidilirdi sadece Kürdistan’a. Ben de Sarhoş Atlar Zamanı’ndan önce 40 kısa film çekmiştim ve bu yavaş yavaş duyulmuştu. Mesela Kiyarustemi Kirman’da çekim yapmak istedi, ben ısrarla onu Kürdistan’a götürdüm. Mahmelbaf, Fermanara ve nicesi de. Sonra herkes gidip Kürdistan’a film çekti. Ve bunlar iyi sanat filmleri olarak anıldılar. Bu büyük bir değişimdi.

Sonra İran’da çektiğim filmler Kürtçe olduğu için bazıları bana “neden sadece Kürtçe film mi çekiyorsun ayrılıkçı mısın diye sormaya başladılar. “Hayır” dedim. “Bedenim İran’sa kalbim Kürdistan ve mesele sadece bu” dedim. Şimdilerde bir film burada çektim, bir film de Kırgızistan’da birini de Hindistan’da çekiyorum. Bir Kürt olarak buralarda film çekebiliyorum ama mesela Başur’a gittiğimde türlü zorluklarla karşılaşıyorum. Halk tarafından değil ama yönetim tarafından.


Sarhoş Atlar Zamanı filmininden bir kare.

-Kürt coğrafyasının doğasında, Kürt çocuklarıyla çalışmayı özlüyor musunuz?

Hayır, asla. Çünkü koşullar zor ve acı verici.

-Çok zordu değil mi?

Tam bir işkenceydi. Sarhoş Atlar Zamanı’nı çekerken asistanım falan yoktu. Prodüksiyon, set, hiçbir şey. Kardeşim, amcamın oğlu, annem, 5-6 kişiydik. Yardıma gelenler bırakıp gidiyordu. Geri getiremiyorduk. Yarım Ay’ı çekerken 2 yeni kişi eklendi ekibe sonunda. Plan, program ben her şeyi kendim yapıyordum. Farslar buna çok şaşırıyorlardı.


Bahman Ghobadi Yarım Ay filminin setinde.

Bu yüzden artık kimsenin bakış açısı konusunda hiç endişem yok. Sınır filmi yapıyorum, “neden Kürtleri kaçakçı olarak gösteriyorsun” diyorlar.

-Bu Kürtlerin acı bir gerçeği halbuki.

Kimse bununla ilgilenmiyor. Birileri sadece can yakmak istiyor. Tek amaçları kalbinin camlarını kırmak. Bir TV kanalı için 30 dakikalık bir film çekmiştim. Sine’de sade bir hayat yaşayan bir çifti anlatıyordu. Sine’de 2-3 kişi sokakta üzerime yürüyüp Kürtleri neden bu kadar iyi gösteriyorsun dedi. Niye iyi göstermek gibi bir derdim olsun bu hayat ve ben hayatın bir parçasını işledim deyince “hükümetten para mı aldın” dediler… Yani ne yaparsam yapayım kimse memnun olmuyor. Bana Peşmerge filmi çek diyorlar ama o filmi çekmem için gereken bütçeyi birkaç kişi bir araya gelip toparlayamıyor. Üstelik hakarete uğruyorsunuz. Kürdistan Bölgesi hükümeti örneğin sanatçıları kendisinden sadaka isteyen ihtiyaç sahipleri olarak görüyor. Böyle bir mantalite var. Kürtler de sürekli bana mesaj atıp neden Kürt filmi çekmiyorsun diyorlar. Film yapmayı, kafe açmak kadar kolay sanıyorlar. Bugün bir Kaplumbağalar da Uçar çekmek isterseniz 60-70 Milyon TL bütçenizin olması gerekir. Bu parayı kimse vermez. Bana rahatlıkla “neden Türkiye’de film çekiyorsun” diye sorabiliyorlar. Çünkü Türk biri sinemamı sevebiliyor. Neden ona düşman olayım. Nasıl ki iyi Kürtler ve kötü Kürtler varsa, iyi Türkler de var. Bu konuda sınırlarım yok. Şimdi burada çektiğim bir film var adı Ağaçlar. Yapımcıları 2 Türk. 50 dakikası Kürtçe filmin. Film için ne gerekiyor diye sordu söyledim ve sağladı. Ne Kürt düşmanıydı ne Türk düşmanı bence hepsi bu. Zaten birinin ne olduğundan çok benim ne olduğuma saygı duymasını önemsiyorum. Bu filmi çekerken çok rahattım. Film İngilizce ve Kürtçe, çok az da Türkçe var, bir memurun diyalogu. Ana karakter Mardinli bir Kürt.

-Filmin adı bazı mecralarda İki Ağaç diye geçiyor, siz Ağaçlar dediniz. Doğrusu bu değil mi?

Evet, doğrusu Ağaçlar. Farklı bir iş çıkarttık.

Neyi konu alıyor?

Benim kabuslarım, kız kardeşimin bir hikayesi üzerine üzerine kurulu. Filmde Şerko Bêkes’in  çok etkilendiğim bir şiiri var. Üzerine esinlenerek yeni bir şiir yazdım. İkinci hayat üzerine. Şerko Bekes, iki tanrı vardır diyor şiirinde. Ben 2 hayat vardır diyorum. Ölürüz ve ağaç oluruz. Sonra ağacı keserler ve sandalye olur. Filmim aslında bir sandalye üzerine. Kürt bir annenin bir sandalye olarak hayata yeniden dönüşü. Ama hareket edebilen bir sandalyeye.

Bu filmde yine bir yön değişikliği istedim. Her filmimde Avrupalı ya da Amerikalı bir starın oynamasını istiyorum. Çünkü Kürt izleyicim yok. Kürtler internette filmlerimi yayınlıyor. Başur’daki sinema salonlarında Kürt filmleri değil Hollywood filmleri gösteriliyor. İran’da zaten filmlerim gösterilmiyor. Suriye’de zaten savaş var. Hala film yapabilecek 20-30 yılım varken bütün bu sorunlarla geçmesini istemiyorum. Ama Kürtler adına gidip Hollywood’da Bollywood’da filmler çekiyorum. Sinemayı ciddiyetle ele alıyorum. Görüyorum çok sayıda yönetmen var, daha iyi işler yapmalarını diliyorum. Meydanı onlara bırakıp başka bir meydanda film yapmaya karar verdim. Beşiktaş’ta oynayan bir Kürt iken Bayern Munich’e transfer olmak gibi.

Biraz önce de söylediğim gibi son filmimi kabuslarım üzerine çektim. Çok kabus görüyorum.

Pozitif yanı şu ki, kabuslarımdan uyanıp hemen sahnelerimi yazıyorum. Bu süreçte iki de kitap yazdım kendi hayatımı anlatan. Şimdi değil ama 10 yıl sonra bastıracağım. Şimdilik en yakın arkadaşlarım okumak, yazmak, anlamak.

-Bu süreçte sinemacılık anlayışınızda neler değişti?

Büyülü gerçekçiliğe yöneldim. Hatta sürrealizm sınırına vardım diyebiliriz. Bence dünya sinemasında da bir örneği yok. Bazen bu fikirler aklıma nasıl, niçin geliyor diye soruyorum. İşte tüm bunların sebebi başta da söylediğim ruhumdaki değişim.

-Bir gün topraklarınıza döndüğünüzde çekmek istediğiniz senaryolarınız var mı yazdıklarınızın içinde?

O kadar çok var ki. Üretmediğim hiçbir anım olmadı. Her zaman bir projem vardır yazdığım. Evde en az 15 hazır film senaryom var. Bazıları 10 yıl önceden kalma. Bazılarını 2-3 sefer baştan yazdım. Bir gün çekilir mi bilmiyorum ama en azından benim içimde tamamlanmış filmler.

-Dijital platformlar hakkında ne düşünüyorsunuz?

Film yapmak zor bir iş. Gurbette olmanın en kötü yanı bin bir zorlukla film yapmış olmak. Kürtler üzerine film yapmak istediğimde platformların ilgisini çekmiyor. Ama içine biraz İngilizce, Hintçe vs. koyduğumda hemen Netflix’in ilgisini çekiyor. Neden? Çünkü Kürt izleyicileri yok. Birazcık Türkiye’de var kullanıcıları ama onu da Türkiyeli olarak görüyorlar Kürt izleyici olarak değerlendirmiyorlar.

-Başka kaynaklar, fonlar, bunlar Kürt filmlerine nasıl yaklaşıyor?

Kürtlerin sinema için bir fonu yok. Burada biraz eksikliklerin olduğunu düşünüyorum. Mesela Kürdistan Bölgesi’nde yılda 2-3 festival yapıyorlar. Peki festivali niçin yaparsınız? Yılda sadece 3-4 film üretiyorsunuz 3 festival yapıyorsunuz. Gerekirse 2 yılda bir festival yapın ama o bütçeyi de Rojava, Rojhilat, Başur, Bakur’daki sinemacılara verin. Festival tüketeceğinize, yönetmen yetiştirin. Sadece reklam için yapıyorlar başka bir şey değil. Bu şuna benziyor: Ring yapıyorsunuz ama boksörünüz yok. Festivallerin bütçesinin de yanlış yönetildiğini düşünüyorum. O bütçelerle çevre ülkelerden sinemacılar davet ediliyor ve hiçbir zaman yerel sinemacılar o bütçelerden payını alamıyor, yerel sinemacılara ödül verilmiyor.

-Biraz önce Sarhoş Atlar Zamanı’nı çekme koşullarından bahsettiniz. Bir şekilde anlatmak istediğinizi anlatabilmiştiniz ama. O koşullar mı daha zordu, yoksa şimdiki bütün bu meseleler mi?

Eskiden film çekmek çok maliyetli bir iş değildi. Ben Sarhoş Atlar Zamanı’nı 30 bin dolara çektim. Bugün ancak 1 milyon dolara o filmi çekebilirsiniz. Ama 10 bin dolar bile vermez kimse şu an size. Ancak siyasi birtakım ilişkileriniz olacak vs. Her yere o kadar paralar akıyor ama Kürt sineması için yılda 10 milyon ayıramıyorsun. 2.5 milyonunu parçalara dağıtsa, ardından festival düzenlese, yarışmalar düzenlese, Kürt sinemasını bu büyütür. Ama hükümette bunu yapacak vizyon yok.

Bir kere hükümetten bir temsilciyi gördüm “neden bu kadar şikâyet ediyorsun” dedi. Sanatın kıymetini bilmiyorlar. Sadece inşaattan para kazanarak büyüyeceklerini sanıyorlar.

-Yani Kürt sanatçıların kıymeti bilinmediğini söylüyorsunuz. Bir kıyas dahilinde değil ama Blake okuyorum ve sonra Abdulla Peşêw, Şêrko Bêkes okuyunca, daha çok etkileniyorum, dünyada sınır temalı film çeken harika yönetmenler var ama Ghobadi filmleri bambaşka. Aynı şekilde Marquez okuyorum sonra Bahtiyar Ali okuduğumda çok daha etkileyici olduğunu görüyorum…

Bu senin çok Kürt olduğun anlamına gelir. Bir gerçek de şu ki Kürtlerde var olan büyülü gerçekçilik Meksikalı’larda yok. Dünya üzerinde en çok büyülü gerçekçiliği hikayelerinde taşıyan milletin Kürtler olduğunu düşünüyorum. Jina Emini’nin hikayesi tek başına yeter. Bunu kimse ne bir filmle anlatabilir, ne de Marquez üzerine bir şeyler yazabilir. Dinleyemez bile. Bu her şeyi etkisi altına alan büyük bir tsunamiydi.

Marquez bu topraklarda olsaydı kimse değerini bilmeyecekti. Yılmaz Güney hayatta olsaydı, kimse değerini bilmeyecekti. O bir efsane oldu neden? Çünkü öldü. Bugün ben de ölürsem, bir ölüden efsane çıkaracaklar. Kürt sanatı bu demek. Halkı kastetmiyorum. Halk benim annemdir, kardeşimdir, sizin anneniz ya da kardeşinizdir. Bahsettiğim Kürtlerin küçük bir bölümü, yüzde 5’lik çok varlıklı olan kesimi. Çok sayıda Kürt iş insanı var. Paralarını Kürdistan’dan kazanıyorlar ama kimse dönüp onlara sen Kürt sanatının ve kültürünün gelişimine yardım etmek zorundasın demiyor. Bir yazarı desteklemelisin ki kitap yazabilsin. Evet Bahtiyar Ali’miz, Şerko Bekes’imiz var ama biz biliyoruz, internette arama yaptığınızda isimleri çıkmıyor, uluslararası platformda tanınmıyorlar, eserleri farklı dillere çevrilmiyor. Ben 185 dilden bahsediyorum. Belki de o sanatçının bir gün büyüyüp kendilerine zarar vermesinden korkuyorlar.

Halbuki üretilen şeyler çok kıymetli. Silahtan, top-tüfekten daha kıymetli. Örneğin, İran bugün yanıyor ama kendilerini destekleyecek 5 tane dünya çapında sanatçıları yok. Bu Kürtlere de Türklere de Araplara ve Farslara da örnek olmalı. Sanatçılarını desteklemeliler. Yani yeni Yılmaz Güney’ler olmalı, Behmen Ghobadi’ler olmalı.

-Genç Kürt yönetmenleri takip ediyor musunuz?

Evet takip ediyorum. Türkiye’de çok iyi Kürt yönetmenler var. Ama desteklenmiyorlar. Çok güçlüler, çok yürekten kimseler tanıyorum ama kendilerini ifade edecekleri bir mecraları yok.

Birisi var, kendisine çok kızgınım, Chobani’nin sahibi. Kendisine bu sanatçıları desteklemesi gerektiğini söyledim. Kendisiyle önce bir kafede tanıştık. Sonra birkaç gün süren sohbetimizde bunu yapabileceğini söyledi ancak sonra birden yok oldu.  Bu beni gerçekten hüsrana uğrattı. Anlamakta güçlük çekiyorum.

-Yani Kürt iş insanları Kürt sanatçılarla bir araya gelemiyor…

Evet malesef durum bu.

-Sorularımı yanıtladığınız için çok teşekkür ederim.

Rica ederim, başarılar diliyorum.

(Röportaj Kürtçe yapılıp, Türkçeye çevirilmiştir.)