İsmail Saymaz tanığım biri değildir; internet üzerinden yaptığım bir aramaya göre gazeteci ve yazardır; bunun dışında Halk TV’nin de yorumcusudur… Halk TV’de bir tek programını izlemişliğim vardır ki bu, Şivan’la ilgili olandır, Kürtlerin yaşadığı vahşete denk gelmiştir, biri önermiştir, bu kadardır. Saymaz’ın Şivan’la ilgili yazdıklarını bir kâğıda yazdım, hepi topu bir paragraftır. Hal hareketlerine de baktım, konuşurken bir şey anlatmıyor, beden dilini kullanıyor, sinirli oluyor, sonra hemen gevşiyor, birkaç dakika içinde sinirlenen ve gevşeyen biri, elbette bir şey söylemiyor, sadece bir şey ima ediyor; bu ima, ben konuştuğum adamım anlamına geliyor, bir ispat ama içtenlik de taşımıyor, bu haliyle, bir fikir adamı değildir, bir gazeteci değildir, bir haber şovmeni olarak dikkat çekiyor. Grok’a sordum, dedi, eski ülkücü, sonra solcu ama Marksist değil… Fikir değiştiren insanlar önemlidir; çünkü bir düşünce stresi söz konusudur, bir hesaplaşan adam anlamına gelir; bilmekle/fikriyatla ilgili olan bir şeydir bu, değerlidir…
Tom Barrack, “Suriye’de artık SGD’ye ihtiyaç kalmadı” diyor; Şivan, bir video yapıyor: “Bizi kullanıp attınız. Amerika, Sayın Trump bunu yapmayın” diyor…
Saymaz, bu sözleri eleştiriyor… Hakkı var mı? Bugün, yoktur! Bir Kürt televizyonunda eğer bunları söyleseydi, anlamlı olurdu belki ama bir Türk TV’sinde bunları söyleme hakkı yoktur; bu TV’yi CHP’liler izler, izleyen şunu düşünür: Kürtler ağlıyor, yalvarıyor… Amaç burada haber değildir; izleyene, ağlayan ve yalvaran biri (Kürtler) tablosu çizmektir. Sonra bir de şu vardır: Gazeteci etiği… Bir gazeteci, “bilgi veya görüşlerin yayılmasının nefret ve önyargıya yol açmayacağından emin olmalı, toplumsal, bölgesel veya etnik köken ile ırk, cinsiyet, cinsel yönelim, dil, engellilik, siyasi görüş ve başka sebeplerle yapılan ayrımcılığı yaymamak için azami çaba göstermelidir…” Saymaz, bütün bunları ihlal ediyor, hepi topu sekiz dakikalık bir zaman dilimi için…
Saymaz’ın ilk cümlesi şu: “Kürtler duygusal kopuşlar yaşadı, önlem alınmalı…”
Kim önlem alacak, Saymaz bunu söylemiyor… Halk TV’de benim severek dinlediğim, çocukluktan beri tanıdığım Şivan’a ağır sözler ediliyor/ Ne dediğini de bilmiyor, “mahalli ağız” diyesim geliyor ama mahalli edebiyat, mahalli müzik ciddidir. Doktor civanım vardı; Saymaz, psikologluğa soyunuyor, gazeteciliği bir yana bırakıyor, gazeteci civanım oluyor.
Hem duygusal kopuş nedir ki?
Duygusal kopuş, kendi duygularıyla, başkasının duygularıyla bağ kuramamaktır… Saymaz bilmediği bir şeyden söz ediyor. Kürtler kendileriyle bağ kuruyor, dünyanın dört bir yanında, birbirleriyle dayanışma içindeler, dahası sahada hatırı sayılır bir sosyalist/demokrat kesimle de birlikteler. Duygusal kopuşta sevdiğimiz biri, aşık olduğumuz biri, bir anda duygularımızı inkar eder ve bu bizde, bir bağlanma krizine neden olabilir; istismar edilmişizdir, ağır bir ihanete uğramışızdır; empatimiz kalmamıştır, içimize kapanmışızdır, açılamıyoruzdur, kimse dost değildir bize, uyuşmuşuzdur; geldiğimiz yer, kişilik bozukluğudur: Depresyondayız, bipolar bozukluk başlamıştır vs bir haldeyizdir. Bunun için doktorlar anti depresan öneriyor. Saymaz “önlem alınmalı” diyor, önerdiği ilaç, Kürtlerin ve pek çok halkın birleştiği Şivan’ı tiye almak oluyor, kızmak oluyor, azarlamak oluyor; dahası kimden, önlem alınmasını istiyor, söylemiyor.
Saymaz spekülasyon yapıyor. Şivan’ın söylediklerini düşük bir fiyattan alıyor, güya tam zamanıdır deyip, reyting uğruna yüksek fiyata satıyor. Normal bir gazetecilik yapmıyor, eğer normal bir gazeteci olsa, ağlamakla ilgili bir psikolog görüşüne başvurur, o konuşur, Saymaz dinlerdi. Söz konusu Şivan’sa, bir müzisyenle konuşur, aynı duyguları paylaşıyor musun diye sorardı… Saymaz, Şivan’ın videosunu stoka çeviriyor, onu allıyor, Urfa üzerinden feodal bir bağ da kuruyor: Urfalılar ağlamaz…
Bir sonraki cümlesi DEM partiye oluyor. Şunu söylüyor: “DEM Partili’lerin sorumsuzca davranışları…” Örneğin aynı ifadeleri AKP ya da başka bir parti için kullanabilir mi? Yok, Kürtlere vurmak, böyle konuşmak kolaydır, suç taşımıyor. DEM partililerin sorumsuzca davranışları nelerdir? Onlara sorumsuz diyerek, izleyenlere şunu diyor: “Onlar sorumsuz kimselerdir.” DEM partililer dediği binlerce kişi… Örneğin DEM partiden filanca kişi dese, itiraz etmem ama toptan bir şey söylüyor; bu ona bir efelenme, izleyiciye de “ha aslanım” naraları verebilir ama Saymaz, bunu söylerken biri ya da birilerini kıracağını düşünmüyor… Düşünmediği bir şey var, Kürtler maço dili sevmiyor, kabadayı ağzını da… Saymaz’ın tek bir özelliği var; Türk’tür, bir TV’de konumlanmış, bu ona istediğini söyleme, ayar verme hakkını verebilir mi?
Şivan’ın ağlamasına gelelim… Hatta yeri gelmişken maçodan devam edelim. Maço nedir?
Duygu Dinçer’in “Safiye Erol’un hikâyelerinde maço arketipleri” adıyla iyi bir incelemesi var… Maço, Fransızca erkek, eril, erkeksi; İspanyolca,“erkek, zorlu, sert erkek, cesur” ve “erkek hayvan, erkek hayvan davranışı” gibi anlamlara geliyor. Türkçe, aklıma gelen örnek şudur: Horozlanma!
Maço’nun en büyük özelliği ağlamazdır. Saymaz, Şivan için diyor ki, “Yıllardır dinlerim, beğenirim.” Mübarek otoritedir, dinlemek ayrıdır, beğenmek ayrıdır, buraya girmeyiyim hiç, devam ediyor: “Geçmişte sol, sosyalist karakterdeydi. Trump’a himmet etmesi, dilenmesi çok yaralayıcı” (Bu arada bağırıyor, açalım sesini”). Şivan’ın söylediği Ho Şi Minh ve Avusturya İşçi Marşı’nı dile getiriyor. Şivan, bu şarkıları hala söylüyor. Saymaz’ın derdi, Şivan artık sosyalist değil! Hala dinlediğine göre, kendisi sosyalist! Peki, sosyalistlere şu an düşen nedir? Buraya girmiyor. Yazayım: Sosyalistler, Kürtlerin yanında, sosyalist geçinenler, karşısında. Devam ediyor: “Amerika’dan şefaat dileniyor, Orta Doğu sana düşman olur. Ne bu salya sümük ağlama, hiçbir Urfalı bu duruma kendini düşürmez.” Yanındaki “Urfalılar Fransızlara karşı direndiler” diyor, “Urfa, şanlı adını buradan aldı…” Yanlarında oturan kadın, “diyorlar ki sesi güzel…” Urfa sıra gecesi oldu ekran… Başka bir şey, Kürtleri şimdi, kardeş dediği kimseler vuruyor…
Burada fikir diye bir şey yok. Tartışacağımız bir mevzu yok. Orta Doğu, şu bu diye ortaya atılan cümleler siyasal derinlikten yoksundur; bir fiil vardır, ağlamak, bunun üzerinde durmak gerekli…
Türk toplumunda erkekler ağlamaz diye bir klişe vardır. Ağlamak buna göre kadınlara, kız çocuklarına göredir. Erkeğe yakışan gözyaşlarını tutmak, duygularını gizli bir yere çekmektir. Hisleri yansıtmak ayıptır, hatta suç sayılır, bir daha ağlarsan…
Ağlamak, devrimci bir eylemdir, akıllıdır, bilgisini iç dünyadan alır; sarılacak kimse yoktur şu an: Ağlamak, kendine sarılmaktır… Şivan, kendine sarılmıştır. Kürtler kendilerine ve dost olan sahici demokrat ve sosyalistlere sarılmıştır… Trump diyecektir birileri, hatta bununla bir teori bile ileri sürülecek, HTŞ ve yaptığı zulümler halı altına itilecektir; Amerika, 11 Eylül’ü yaşamıştı, 2 bin 977 kişi hayatını kaybetmiş, 6 bin kişi yaralanmıştı, dünyanın değiştiği gün diyordu birileri, dünya değişmişti, benzerlerini Türkiye’de çok yaşamıştı, kiliseler, sinagoglar bombalanmıştı, hele Kürtler çok acı çekmişlerdi. Şimdi, El Kaide ve İŞİT’in sentezi, dostu HTŞ, Kürtlere saldırıyordu; İŞİT’e karşı savaşan kimselerdi Kürtler, Fransızlar, Almanlar, İngilizler buna kadın devrimi diyordu, şimdi, bu gün bütün dünya Kürtlere sırtını dönmüştü; sırtını dönen, arkadan bıçaklayanların simgesiydi Trump, Şivan ona sesleniyordu, halini, ahvalini anlatırken de ağlıyordu, Trump’a ağlamıyordu, sırtını dönmüş dünyaya ağlıyordu… Bağlarken, birileri Ahmet Hakan’a niye bir şey demeyeceksin diye soracaklardır; yanıt, Orhan Kemal’in hatırı vardır, bilen bilir zati, Mürteza diye biri, memur kısmına el kaldırmaz ki…




