Bir iktidarın kadına dokunma biçimi, kendini en çıplak hâliyle saçta ele verir. Çünkü saç, kadının ne söylediğinden çok ne taşıdığıyla ilgilidir. Hafıza taşır, aidiyet taşır, süreklilik taşır. Bu nedenle Rakka’da bir Kürt kadının saçına yönelen saldırı anlık bir vahşet değil; kadının taşıdığı tarihsel yükü hedef alan bilinçli bir müdahaledir.
IŞİD’in kadının saçını kesmesi, dinsel bir yorumdan çok politik bir tekniktir. Örgüt, kadını yalnızca bastırılacak bir beden olarak değil, çözülmesi gereken bir bağ olarak görür. Bu bağ koparıldığında toplumsal direnç zayıflar. Saç kesme eylemi bu yüzden kamusal bir cezaya dönüştürülür. Görüntülenir, dolaşıma sokulur, korku üretilir. Amaç yalnızca kadını sindirmek değil; onu izleyen herkese sınırı göstermektir.
Bu sınır çizme pratiği bu topraklarda da defalarca uygulandı.
Dersim 1938 sonrasında kadınların saçlarının kesilmesi basit bir aşağılama biçimi değildi. Sürgün yollarında, askeri kontrol noktalarında, karakollarda saç kesmek; kadını köyünden, dilinden, kimliğinden, inancından koparmanın bir parçasıydı. Temizlikle, düzenle ya da sağlıkla ilgisi yoktu. Amaç, kadını tanınmaz hâle getirmekti. Çünkü Dersim’de kadın, yalnızca aile içinde değil, topluluk içinde de hafızanın taşıyıcısıydı. Saçına dokunmak, belleğe dokunmaktı.
Bu yöntem Cumhuriyet’in ilerleyen yıllarında biçim değiştirerek sürdü. 12 Eylül askeri darbesi sırasında cezaevlerinde kadınların saçları zorla kesildi. Resmî gerekçe “disiplin”di. Gerçek amaç ise itaat üretmekti. Saç, cop kadar işlevsel bir araç hâline geldi. Kadının bedeni, devlete teslim alınması gereken bir alan olarak tanımlandı.
1990’lı yıllarda gözaltı merkezlerinde ve cezaevlerinde saç kesme tehdidi, kadınlara yönelik sistematik bir sindirme yöntemi olarak kullanıldı. Bu tehdit çoğu zaman fiili şiddetle birleşti. Kadının politik kimliği, bedeni üzerinden bastırılmak istendi aynı mantık farklı dönemlerde tekrar tekrar devreye sokuldu.
IŞİD’in yaptığı tam olarak bu geleneğin devamıdır. Örgüt, kadını aşağılamayı gizlemez; sergiler. Özellikle Kürt kadınlarının hedef alınması rastlantı değildir çünkü bu kadınlar yalnızca hayatta kalmayı değil, özne olmayı da temsil eder. Bu yüzden saldırı bedene yönelmiş gibi görünse de esasen kolektif bir varlığa yöneliktir.
Bu saldırıların ardından kadınların saçlarını örmesi tam da bu nedenle güçlü bir karşılıktır. Saç örmek, kesintiye uğratılmak istenen şeyi yeniden kurma iradesidir. Örgü, koparılmak istenene bağ ekler. Yalnızlaştırmaya karşı temas üretir. Bu yüzden estetik bir tercih değil; bilinçli politik bir eylemdir.
İran’da Mahsa Amini’nin öldürülmesinin ardından kadınların saçlarını kamusal alanda kesmesi, rejimin beden üzerindeki mutlakiyet iddiasına yöneltilmiş açık bir reddiyeydi. Burada saç kesme, iktidarın elinden alınarak tersine çevrildi. Rakka sonrasında ortaya çıkan saç örme eylemleri ise başka bir yerden konuşur. Kadınlar şiddetin biçimini tekrar etmedi; onun mantığını bozdu. Koparmaya karşı bağ kurdu, teşhire karşı ilişki üretti.
Saç örmek tek başına yapılan bir eylem değildir. Zaman ister sabır ister temas ister. Kadınlar saçlarını örerken bildiri okumadı, slogan atmadı. Bedeni korku nesnesi hâline getirmeye çalışan düzene karşı, bedenler arasında bağ kuruldu.
Dersim’de kesilen saçlar, cezaevlerinde yere düşen teller, Şengal’de yarım bırakılan örgüler bu harekette birbirine eklenir. Bu bir anma değil; süreklilik iddiasıdır. “Hâlâ buradayız” demenin sessiz ama inatçı bir yoludur.
Bu tablo yalnızca bu coğrafyaya özgü değildir. Nazi Almanya’sında toplama kamplarına getirilen kadınların saçlarının kazınması, hayatta kalanların anlatılarında insanlıktan çıkarılmanın ilk eşiği olarak yer alır. Saç gittiğinde kimlik çözülür. Hindistan’da Dalit kadınlarına yönelik saldırılarda saç kesme, kast düzeninin kamusal cezalandırma biçimi olarak kullanıldı. Bosna savaşında kadınların saçlarının kesilmesi ve teşhiri, cinsel şiddetin tamamlayıcı parçasıydı; amaç savaşın kadının bedeni üzerinden sürmesiydi. Taliban yönetimi altındaki Afganistan’da ise kadının saçının görünmesi, kamusal alanda var olmanın sınırı olarak cezalandırılır.
İdeolojiler, rejimler ve bayraklar değişir ama akıl yürütme aynıdır: Kadının bedeni denetlenirse, toplum denetlenir. Saç bu yüzden seçilir; kolay kesilir, kolay teşhir edilir, kolay sembolleştirilir.
Kadınların cevabı ise her yerde aynı yönden gelir. Bazen saç keserek, bazen saç örerek, bazen bedeni kamusal alana taşıyarak… Ama her durumda, iktidarın yüklediği anlamı reddederek.
Makas koparır.
Örgü bağlar.
Biri yalnızlaştırır.
Diğeri çoğaltır.
Ve tarih, her seferinde bağ kuranların izini taşır.




