DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, Independent Türkçe’den Nevzat Çiçek’in gündeme ilişkin sorularını yanıtladı.
Bakırhan, SDG-Şam arasında imzalanan 30 Ocak anlaşmanın başarısının sahadaki somut sonuçlara bağlı olduğunu söyledi. Anlaşmanın ardından Kobani, Haseke ve Kamışlo’da entegrasyon adımlarının başlamasını “umut verici” olarak nitelendiren Bakırhan, bu uzlaşının Ortadoğu’daki kronik sorunlara yönelik önemli bir adım olduğunu ifade etti. Bakırhan, şunları kaydetti:
“Bu anlaşmanın başarısı siyaseten sonuç üretmesine bağlıdır. Malum söz uçar, icraat kalır. Bu bakımdan mutabakatının hemen ardından Kobanê, Haseke ve Kamışlo’da entegrasyon adımlarının başlaması umut vericidir. Yine diyebilirim ki bu uzlaşı, aktüelde yaşanan gelişmelere bakıldığında, Ortadoğu’nun kangrenleşmiş yarasına sürülen etkili bir merhemdir. Anlaşma sonrası Sayın Erdoğan ve Bahçeli’nin destek açıklamaları son derece kıymetlidir. ‘Komşu komşunun külüne muhtaçtır’ diyen hikmetli bir atasözü vardır. İşte Türkiye, bu anlaşmanın sadece askeri değil; ticarete, sokağa ve yaşama dokunması için aktif bir destekçisi olmalıdır diye düşünüyorum. 2026 dünyasında artık köhnemiş ‘tekçi’ dayatmaların yerini, halkların kendi renkleriyle katıldığı yerel demokrasiye bırakması çok kıymetlidir. Daha önce de ifade ettik. Merkez ile yerelin çatışması değil, uyumu Suriye’nin birliğini kurtaracaktır. Bu anlaşma sonrası sürecin de hızlanması gerektiği bir gerçektir. Toplumun da siyaset kurumundan beklentisi budur. Bu yeni dönem, coğrafyamızın barış anahtarı olarak sıkıca sahiplenilmelidir.”
‘Rojava’daki normalleşme iç barışı etkiler’
SDG ile Şam arasındaki anlaşmanın Türkiye’deki barış sürecine olumlu yansıyacağını söyleyen Bakırhani şu değerlendirmede bulundu:
“Söz konusu anlaşmaya tarafların riayet etmesi durumunda başta Türkiye olmak üzere tüm bölgeye etkisi son derece olumlu olacaktır. Ama özellikle Türkiye’de yürüyen sürecin ivmesini iki temel nedenden ötürü artıracağına inanıyorum. Birincisi; Rojava, Türkiye’nin güvenlik kaygı eşiğini yükselten önemli bir faktör olarak görülüyordu. Siyasi, idari ve toplumsal özgünlüğünü koruyarak Şam ile uzlaşan bir Rojava, zamanla bu kaygı eşiğini düşürecektir.İkincisi; Türkiye’deki Kürtlerle Rojava Kürtleri arasında çok yakın sosyolojik, tarihsel ve siyasi bağlar vardır. Türkiye’nin Rojava’ya tehdit penceresinden bakmaması, Kürtlerin de sürece olan güvenini ve desteğini güçlendirecektir.Türkiye’nin kaygısının azaldığı, Kürtlerin memnun olduğu bir Rojava denklemi, Türkiye’nin iç barışına muazzam ölçüde olumlu yansıyacaktır. İki komşu ev arasındaki duvar alçaldığında, her iki taraf da rahat nefes alır; Rojava’daki normalleşme de Türkiye’nin iç huzuruna giden yolda kritik bir dönüm noktası olacaktır.”
‘Bahçeli’nin açıklamaları süreci yeniden gündeme taşıdı’
DEM Parti Eş Genel Başkanı Bakırhan, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin “Anadolu huzura, Öcalan umuda, Ahmet’ler makama, Demirtaş yuvasına dönünceye kadar kararımız net” açıklamasını değerlendirdi. Bahçeli’nin bu açıklaması hatırlatılarak, “sürece etkisi ne olur” diye sorulan Bakırhan, şöyle yanıtladı:
“Sayın Bahçeli’nin grup toplantısında umut hakkına, kayyımlara ve Sayın Demirtaş’a dair söyledikleri önemlidir. Bir süredir Suriye gündemiyle sessiz moda alınan sürecin tekrar esas gündem olmasını sağlayan kritik bir açıklamadır. Vurgu boyutu ile ikinci bir 22 Ekim diyebiliriz. Sayın Bahçeli’nin bahsettiği adımların atılmasıyla Suriye’deki gelişmeler ve komisyon sürecinden ötürü bir süredir sessiz moda alınan barış ve demokratik toplum sürecinin önü açılır. Süreç gündemine dönmemiz gereken bu günlerde, ön açıcı ve hızlandırıcı adımların iktidar tarafından atılması gerekiyor.
Öte yandan Sayın Bahçeli’nin partimize dönük çağrısı ve kaygılarını da dinledik. Eminiz ki, en çok Sayın Bahçeli ve MHP’liler bizim barış talebinde ne kadar ısrarcı ve inatçı olduğumuzu biliyor. Sayın Öcalan’ın 27 Şubat’ta yaptığı Asrın Çağrısı’na hem fikri hem de kalben katılıyoruz, destekçisiyiz. Çağrının barışa dönüşmesi için elimizden geleni yaptık ve yapmaya devam edeceğiz. Bu kapsamda, Sayın Bahçeli’nin açıklamalarının bize bakan yönü açıktır. Üstümüze düşeni yaparız. Fakat iktidarın, Sayın Bahçeli’nin bahsettiği ve süreci hızlandıracak, önünü açacak adımları atması hepimizin ortak beklentisi ve talebidir.”
”Ulusal birlik’ çağrımız, barışçıl bir birlik çağrısıdır’
“Zaman ‘Kürt Ulusal Birliği’ni sağlama zamanıdır” söylemini değerlendiren Bakırhan, bunun hak temelli ve demokratik bir dayanışma çağrısı olduğunu ifade etti:
“Kürt halkı bugün farklı ülkelerin sınırları içinde, farklı coğrafyalarda, farklı toplumsal koşullar ve kültürlerde yaşıyor. Ama eşit yurttaşlık, kimliğin tanınması, dil-kültür hakları, adalet, barış ve demokrasi gibi temel talepler bakımından ortak bir kaderi ve ortak bir duygusu var. Bir yerde inkâr, baskı ya da hak ihlali yaşandığında, buna karşı duygudaş olmak, ses olmak, demokratik dayanışmayı büyütmek zaten en doğal tutumdur. Dolayısıyla bizim ‘ulusal birlik’ çağrımız; hak temelli, demokratik, barışçıl bir birlik çağrısıdır. Grup bağlamında ifade ettiğim ‘Ulusal birlik’ çağrısı; dört parçanın birleşmesi gibi jeopolitik bir hedef değil. Tarif ettiğimiz ulusal birlik; ruhta, duyguda, dayanışmada ve siyasette ortak tutumdur. Toplumu gerilime sürükleyen, korku üreten yorumlara değil; demokratik siyaseti güçlendiren, ortak aklı büyüten, barışı çoğaltan bir anlayışa işaret eder. Bu birlik, çatışmayı değil; diyaloğu, çözümü ve toplumsal dayanışmayı büyütmek içindir.”
‘Beklenti: Somut adımlar, somut sonuçlar’
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın son açıklamalarını da değerlendiren Bakırhan, daha itidalli bir dil kullanılmasını önemli bulduklarını ifade etti. Türkiye’nin Suriye’deki yükünün hafiflemesinin, ülke içinde barış ve demokrasi açısından fırsat yaratabileceğini söyledi. Bakırhan, şu ifadeleri kullandı:
“Sayın Cumhurbaşkanı’nın Şam-Rojava çatışmasında daha itidalli bir dil tutturması ve son dönemdeki sürece yönelik pozitif açıklamalarını önemsiyoruz. Türkiye’nin üzerindeki Suriye yükünün hafiflemesi, ülkemizin barış ve demokrasi menziline daha kararlı adımlarla yürümesi için tarihi bir fırsattır. Dış cephede kapanan her yara, iç barış için açılan bir kapı olmalıdır. Komisyon çalışmalarının uzlaşı zemininde olgunlaşmasını ve Türkiye’yi gerçekten ferahlatacak bir ufuk açmasını bekliyoruz. Ancak artık sözün eyleme, raporun hayata dönüşme zamanıdır. Hukuki düzenlemeler yapılmalı, özgürlük alanı genişlemeli, toplumsal barışın önündeki engeller kaldırılmalıdır. Beklentimiz açık: Somut adımlar, somut sonuçlar.”
‘Bahçeli’den özür diledi’ iddialarını yalanladı
Bakırhan, gazeteci Çiçek’in, “Geçtiğimiz günlerde sosyal medyada ve bazı haber sitelerinde Devlet Bahçeli’yi arayıp Nusaybin’deki konuşmadan ötürü özür dilediğiniz yazıldı. Haber doğru mu? Sayın Bahçeli’den özür dilediniz mi” sorusunu şöyle yanıtladı:
“Siyaset diyalogsuz olmaz; görüşme ve fikir alışverişi siyasetin temelidir. Yeri ve zamanı geldiğinde Sayın Bahçeli ile elbette görüşürüz. Ülkenin barışa, demokrasiye ve ortak akla ihtiyacı var. Bu ihtiyaç için temas da görüşme de ilkesel olarak mümkündür ve olmalıdır. Ancak yakın zamanda Sayın Bahçeli ile herhangi bir görüşme gerçekleşmedi. Ama gerçekleşmesi barışa ulaşma yolunda faydalı olacaktır. Bu tür operasyonel haberlerle müzakere ve diyaloğun önüne geçilmesi hedefleniyorsa başarılı olamayacaklar.” (ANKA)




