• Ana Sayfa
  • Manşet
  • Gar Katliamı davasında ‘kamu sorumluluğu’ tepkisi: ‘Zamanaşımı ile gizleniyor’

Gar Katliamı davasında ‘kamu sorumluluğu’ tepkisi: ‘Zamanaşımı ile gizleniyor’

Ankara Gar Katliamı davası avukatlarından İlke Işık, Antep Emniyeti hakkında verilen “soruşturmaya yer yok” kararına sert tepki gösterdi. Katliam planını çökertebilecek baş şüpheli Yakup Şahin’in adresi önceden bilinmesine rağmen kapısının dahi çalınmadığını vurgulayan Işık, davanın zamanaşımına uğratılmak istendiğini belirtti.

Gar Katliamı davasında ‘kamu sorumluluğu’ tepkisi: ‘Zamanaşımı ile gizleniyor’
Gar Katliamı davasında ‘kamu sorumluluğu’ tepkisi: ‘Zamanaşımı ile gizleniyor’
Haber Merkezi
  • Yayınlanma: 14 Temmuz 2026 09:19
  • Güncellenme: 14 Temmuz 2026 09:20

Gaziantep Emniyet Müdürlüğü hakkında verilen “soruşturmaya yer yok” kararıyla Ankara Gar Katliamı’nın arkasındaki kamu sorumluluğunun gizlenmeye çalışıldığını belirten dava avukatlarından İlke Işık, “Katliamın kilit ismi Yakup Şahin’in adresi önceden tespit edilmesine rağmen kapısı bile çalınmadı” dedi.

IŞİD’in 10 Ekim 2015 tarihinde Ankara’da düzenlenmek istenen Emek, Barış ve Demokrasi Mitingi’ne yönelik gerçekleştirdiği bombalı saldırıda 103 kişi yaşamını yitirdi.

Katliamın üzerinden 11 yıl geçmesine rağmen, saldırının arkasındaki IŞİD yapılanması, katliama giden süreçteki ihmaller ve kamu görevlilerinin sorumluluğu tam anlamıyla açığa çıkarılmadı.

Yargılama süreci, saldırıyı gerçekleştiren kısıtlı sayıdaki fail üzerinden ilerlerken, IŞİD’in Türkiye’deki örgütlenme ağı, saldırıların nasıl planlandığı ve devlet kurumlarının elindeki istihbarat bilgilerinin neden değerlendirilmediği soruları yanıtsız kaldı.

Katliamın firari sanıklarından Ömer Deniz Dündar’ın yıllar sonra Türkiye’ye getirilerek hakim karşısına çıkarılması, IŞİD’in Türkiye yapılanmasının ve 2015 yılında gerçekleşen saldırı zincirinin aydınlatılması açısından önemli bir aşama olarak görüldü. 10 Ekim Ankara Katliamı Davası Avukat Komisyonu Üyesi İlke Işık, son duruşmada yaşananları ve Antep Emniyet Müdürlüğü hakkında verilen “zamanaşımı” kararını değerlendirdi.

İlke Işık, iktidara yakın kaynaklar tarafından “sınır ötesi operasyonla yakalandığı” iddia edilen, ancak emniyet ve mahkeme sorgusunda Heyet Tahrir el-Şam (HTŞ) tarafından MİT’e teslim edildiğini belirten Dündar’ın, IŞİD yapılanması açısından kritik bir isim olduğunu dile getirdi. İlke Işık, buna rağmen mahkemenin, sanıktan örgütün yapısını ortaya çıkaracak bilgileri almaya dönük bir yaklaşım sergilemediğini söyledi.

‘Hakim karşısına çıkması önemli ancak bilinenleri tekrar etti’

Dündar’ın yıllardır dosyanın en önemli firari faillerinden biri olduğunu kaydeden İlke Işık, katliamın hemen ardından savcılığın da Dündar’ın canlı bombalardan biri olduğunu ileri sürdüğünü hatırlattı. Kırmızı bültenle aranmasına rağmen yıllarca yakalanmayan ve 2021 yılından beri Suriye’de HTŞ tarafından tutuklu olduğu öğrenilen Dündar’ın ilk kez hakim karşısına çıkmasının önemli olduğunu ifade eden İlke Işık, şunları söyledi:

“30 Haziran’da ilk kez bir firari sanığın sanık sandalyesinde oturduğu bir duruşma gördük. Ancak sanık aslında bildiğimiz şeyleri tekrar etti; bildiğimiz isimleri, eylemleri ve daha önce çeşitli dosyalarda anlattığı hususları yeniden söyledi. Katliama ilişkin karanlıkta kalan hiçbir noktaya değinmedi. Yunus Durmaz’ın özel ekibinde olduğunu ifade etmesine rağmen bu ekibin ne yaptığını, kimlerden oluştuğunu ve Adıyaman yapılanmasını hiç anlatmadı.”

‘Sıradan bir örgüt üyesi değil’

İlke Işık, Dündar’ın 2015 yılında gerçekleştirilen Diyarbakır (Amed), Suruç (Pirsûs) ve Ankara saldırıları açısından kritik bilgilere sahip olabilecek bir konumda olduğunu vurgulayarak şöyle devam etti:

“Dündar, Diyarbakır mitingine yönelik saldırıyı gerçekleştiren Orhan Gönder’den Suruç Katliamı’nı gerçekleştiren Alagöz kardeşlere, Adıyaman’daki ‘Dokumacılar’ yapılanmasına kadar birçok konuda bilgi sahibi ve o ekibin temel unsurlarından biri. Bu nedenle örgütün işleyişini ve katliamların planlama aşamasını anlatabilecek kapasitede. Fakat yeni bir bilgi vermekten, örgütü aydınlatacak somut gerçekleri ortaya koymaktan kaçındı. Soruları profesyonelce yanıtlayarak, kendisine çizilen sınırlar çerçevesinde konuştu.”

Dündar’ın duruşmada örgüt içindeki konumunu önemsiz göstermeye çalıştığını, ancak bunun dosyadaki delillerle uyuşmadığını aktaran İlke Işık, şu çelişkilere dikkat çekti:

“Hatay’da 2017 yılında yakalanan bir araçtaki canlı bomba yeleklerinde Dündar’ın parmak izleri çıkıyor. Bu durum, onun 2017’de yeniden Türkiye’ye sızabilecek kadar örgüt içinde güçlü bir konumda olduğunu gösteriyor. Zaten Hatay’daki dosyada ‘örgüt yöneticiliği’ ile yargılanırken, bizim dosyamızda ‘örgüt üyeliği’ ile yer alıyor. Karşımızdaki tablo, Dündar’ın 10 Ekim davasında sadece bir üye gibi gösterilmeye çalışıldığıdır. Bu durum bile iddianamenin ne kadar eksik hazırlandığının kanıtıdır.”

Firari IŞİD sanıklarının yakalanma ve Türkiye’ye getirilme süreçlerine ilişkin kamuoyuna yeterli bilgi verilmediğini belirten İlke Işık, “Biz bunların tamamını sorduk. Nerede kaldılar? Ne zaman ve kaç kişiyle getirildiler? Emniyet ifadesinden önce kimlerle görüştüler? Ancak hiçbirine açıklama yapılmadı. Dündar, hakkında tutuklama kararı olduğu için mahkemeye çıkarıldıktan sonra ‘etkin pişmanlık’ hükmünden yararlanmak istediğini belirtiyor ve cezaevinden Terörle Mücadele (TEM) şubesine götürülerek yeniden ifadesi alınıyor. 11 yıl sonra örgütün yöneticilerinden biri yakalanmış; normal şartlarda bu kişiden azami istihbarat bilgisi alınması gerekir. Daha geçen haftalarda Ankara’da yeni bir IŞİD operasyonu yapıldı, örgüt hâlâ aktif. Elinizde hayati bilgiler alabileceğiniz bir sanık varken, adli makamlardan bu yönde bir çaba göremiyoruz” dedi.

‘Antep Emniyeti Yakup Şahin’i yakalasaydı katliam engellenirdi’

Gaziantep Emniyeti hakkında 17 Haziran’da verilen “Soruşturmaya yer yok” kararına değinen İlke Işık, bu kararın katliamdaki ihmaller zincirinin en somut delili olduğunu ifade etti:

“Biz bu evraklara ‘kayıp dosyalar’ diyoruz. Görev yeri değişen savcılar, bu belgeleri odalarında gizlemiş ve belgeler ancak 2019 yılında Ankara Adliyesi’nin ortasında klasörler halinde tesadüfen ortaya çıktı. Soruşturmanın en başından beri var olan bu evraklar dosyaya eklenmemiş. Peki ne yazıyordu bu evraklarda? Katliamın baş faili Yakup Şahin, saldırıdan 8-10 gün önce Nizip Emniyeti tarafından tespit edilmiş. Tonlarca amonyum nitrat gübre almak istemesinden şüphelenilmiş, adresi ve kimliği belirlenmiş. Nizip Emniyeti, Antep Emniyeti’ne ‘Bu adrese gidip şüpheliyi kontrol edin’ yazısı göndermiş. Ancak Antep Emniyeti o adrese gitmemiş, Yakup Şahin’in kapısını bile çalmamış. Oysa Şahin, canlı bombaların yeleklerindeki malzemeleri temin eden ve bombacıların Ankara’ya girmesini sağlayan kişiydi. Şahin 10 gün önce yakalansaydı bu katliam engellenirdi. Şimdi karşımızda buna engel olmamış bir emniyet yapılanması var.”

‘Zamanaşımı kararı için süreç kasıtlı uzatıldı’

Klasörlerin ortaya çıkmasının ardından Antep Emniyeti hakkında suç duyurusunda bulunduklarını, ancak savcılığın yıllarca soruşturma açmayarak dosyayı zamanaşımına uğrattığını söyleyen Işık, süreci şöyle aktardı:

“Mahkemeden suç duyurusunda bulunmasını talep ettik, reddettiler. Biz kendimiz başvurduk, yine reddedildi. İdare Mahkemesi’ne gittik ve Bölge İdare Mahkemesi açıkça ‘soruşturma izni istenmeksizin kamu görevlileri hakkında soruşturma açılması gerektiğine’ hükmetti. Buna rağmen Antep Başsavcılığı direndi. Müvekkillerimiz ve katliamda yakınlarını kaybeden aileler savcılığa giderek durumun önemini anlattı. Ancak günün sonunda ‘zamanaşımı’ kararı verildi. Eğer yargı süreci mahkeme kararlarıyla bu kadar uzatılmasaydı, bu zamanaşımı kararı çıkarılamazdı.”

Sivas Katliamı hafızası ve ‘insanlığa karşı suç’ vurgusu

Savcılığın zamanaşımı kararını Madımak Katliamı’nın yıl dönümü olan 2 Temmuz’da açıklamasının sembolik bir anlamı olduğunu ifade eden İlke Işık, “Zamanaşımının bu topraklarda kötü bir hafızası var. Sivas Katliamı davası nasıl zamanaşımıyla düşürüldüyse, 10 Ekim Ankara Katliamı’ndaki kamu görevlilerinin sorumluluğunu da aynı yöntemle kapatmak istiyorlar. Yıllardır bu katliamın ‘insanlığa karşı işlenen bir suç’ olduğunu savunuyoruz; çünkü bu suçlarda zamanaşımı uygulanamaz. Bu dava, IŞİD’in gerçekleştirdiği alelade bir cinayet dosyası değildir” dedi.

Mahkeme heyetlerinin tahammülsüzlüğü

Davada mahkeme heyetlerinin sürekli değişmesinin yargılamanın sağlığını bozduğunu belirten Işık, son olarak görevden alınan mahkeme başkanının yerine duruşmadan sadece bir gece önce yeni bir başkanın atandığını vurguladı:

“11 yıl sonra ilk kez bir firari sanığı salonda canlı gördük. Tüm salon dikkatle ne diyeceğini dinlerken, mahkeme heyeti müvekkillerimizin öğleden sonra sanığa gösterdiği ufak tepkilere bile tahammül edemedi. Sanıktan örgütle ilgili kritik bilgileri almaya çalışmak yerine, acılı aileleri duruşma salonundan atmakla tehdit eden bir heyet vardı karşımızda. İkinci heyet de geçmişte bir müvekkilimizin ‘Adalet istiyoruz Sayın Başkan’ demesi üzerine duruşmayı bitirip duruşmayı bir hafta sonraya ertelemişti. Değişen tüm heyetlerde bu tahammülsüzlüğü görüyoruz.”

‘2015 Türkiye’si tartışılmasın isteniyor’

Mahkeme heyetinin bu sert tavrının, davanın kamusal alanda takibini ve soruşturmanın genişlemesini engelleme amacı taşıdığını iddia eden İlke Işık, sözlerini şöyle tamamladı:

“Bu dosyaların toplumsal hafızada da zamanaşımına uğramasını istiyorlar. Kimse hatırlamasın, kamusal sorumluluklar tartışılmasın, IŞİD’in bu ülkede nasıl rahatça hareket edebildiği ve 2015 Türkiye’sinde nelerin yaşandığı konuşulmasın isteniyor. Ancak ailelerin adalet arayışındaki kararlı ısrarı bu planı bozuyor.

Mahkemenin tehditkar tavrı üzerine son duruşmada Dündar’ın sorgusunu yarım bırakarak salondan çıkmak zorunda kaldık. 25 Eylül’de görülecek bir sonraki duruşmada sorularımıza, teşhislerimize ve karanlık noktaların üzerine gitmeye devam edeceğiz. Bu dava, sadece 103 kişinin yaşamını yitirdiği bir katliamın davası değil; aynı zamanda bu katliamın tüm ortaklarının açığa çıkarılması mücadelesidir.” (MA)