• Ana Sayfa
  • Manşet
  • Depremin yıldönümünde Türkiye’nin zemin etüt sistemi değişiyor
Depremin yıldönümünde Türkiye’nin zemin etüt sistemi değişiyor
Mehmet Horuş 9 Şubat 2026

Depremin yıldönümünde Türkiye’nin zemin etüt sistemi değişiyor

6 Şubat depremlerinin yarattığı yıkımın acıları, aradan geçen zamana rağmen ilk günkü ağırlığıyla hayatlarımızın üzerinde duruyor. Son dönemde sorumluların yargılandığı davalarda verilen sembolik cezalar ve beraat kararları, yakınlarını kaybeden ailelerde yeni yaralar açtı.  Her yıl dönümünde kaybettiğimiz canları anıyor, bir daha aynı acıların yaşanmaması dileğiyle geleceğe dair umutlar kurmak istiyoruz. Bu duyguları yaşarken TBMM’de Tapu Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Teklifi ile deprem sonrası kritik bir düzenleme yasalaştırılıyor.

Türkiye bir deprem ülkesi. 6 Şubat depremlerinden önce, yıkımın yaşandığı kentlerde meydana gelebilecek bir depremin sonuçlar raporlarla ortaya konmuştu. Depremin ne zaman olacağına ilişkin kesin tahminler dışında, neredeyse tüm parametreler bilimsel olarak hesaplanabiliyor. Bu nedenle Türkiye’de yaşanan depremler, bir doğa olayından çok taammüden işlenmiş cinayetleri andırıyor. Bu ihmalleri görmek için Jeoloji Mühendisleri Odası’nın yıllardır yaptığı uyarılara ve yayınladığı raporlara bakmak yeterli. Yaşanan acılardan ders almadığımızı görmek için yine Oda’nın resmi sayfasından güncellenmeye devam eden “Fay Üzerinde Yaşayan Kentlerimiz” raporlarına (https://www.jmo.org.tr) bakabilirsiniz. Geçtiğimiz 11 Ağustos’ta meydana gelen 3,2’lik deprem, Ankara’nın en gözde mahallelerinin içinden geçen Bağlıca fayının aktif olduğunu gösterdi. Yaklaşık 25 kilometre uzunluğundaki fayın, 6 ve üzerindeki bir depreme kaynaklık edebileceğine ilişkin açıklamalar, yine Jeoloji Mühendisleri Odası tarafından kamuoyuyla paylaşıldı. Geçtiğimiz hafta Erzincan Kemah’ta meydana gelen 4.9 büyüklüğündeki deprem ise gözleri bir kez daha bölgedeki maden projelerine çevirdi. İliç felaketinde olduğu gibi, maden sahalarının bulunduğu yörelerdeki diri fay haritaları yeniden tartışma konusu oldu.

Yerkabuğu, canlı bir varlık gibi hareket ediyor. Kapitalist aklın doğaya hükmetme propagandasının bu jeolojik güç karşısında esamesi bile okunamaz. Doğanın bilgisini edinmek, bize doğayla uyumlu yaşamanın olanakları sunar. Ancak bu bilginin doğaya hükmetmenin aracı olduğu yanılsamasına kapılırsanız, doğa her seferinde daha büyük felaketlerle karşınıza çıkar. Büyük iş makineleriyle, beton santralleriyle, demir ve çelik üretim kapasitesi ve ucuz emek sömürüsüyle devasa inşaatlar yapabilirsiniz. Ama bu şekilde sadece “iyi inşaat” yapmış olursunuz. Ürettiğiniz konut stokları, daha iyi kentler kurduğunuz anlamına gelmez.

6 Şubat depremlerinin ardından başlayan yıkım ve yeniden inşa tartışmaları, halen sürüyor. Felaket kapitalizmi, depremi inşaat sektörü için fırsata çevirmeye çalışırken özellikle Antakya, inşaat sektörü için hukuksal ve teknik açıdan bir laboratuvar olarak kullanıldı. Riskli alan ve acele kamulaştırma uygulamaları, buradan bütün ülkeye ivmelenerek yayıldı. Deprem bölgesi, inşaat şirketleri için bir performans alanına dönüştürüldü. Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum’un bütçe görüşmeleri sırasında, deprem bölgesindeki politikaları nedeniyle yapılan eleştirilere karşılık verirken kendisini “şantiye şefi” ilan etmesi, bu sektörel performansı siyasal olarak üstlenmesi anlamına geliyor.

Bu gelişmelerden sonra getirilen mevzuat değişikliğinin Tapu Kanunu üzerinden gerçekleştirilmesi şaşırtıcı değil. Deprem, bir kez daha barınma hakkı üzerindeki piyasa hakimiyetinin aracına dönüştürüldü. Tapu Kanunu ile birlikte İmar Kanunu, Çevre Kanunu, Kat Mülkiyeti Kanunu, Kooperatifler Kanunu, Toplu Konut Kanunu, Kadastro Kanunu, Yapı Denetimi Hakkında Kanun, Kamu İhale Sözleşmeleri Kanunu, Özelleştirme Uygulamaları Hakkında Kanun ve son olarak Hazineye Ait Taşınmaz Malların Değerlendirilmesi ve Katma Değer Vergisi Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun’da değişiklikler yapılıyor. Bu geniş kanun seti, kentsel ve doğal varlıkların piyasada birer kıymetli evrak gibi dolaşımını hızlandırmayı hedefliyor. Paketin en can alıcı kısmı ise zemin ve temel etüdü hizmetlerinin şirketleşmesi ve Bakanlığın tasarruf alanına açılmasını içeriyor. Depremlerdeki can kayıplarının en önemli nedenlerinden biri olan zemin kaynaklı hatalar konusunda jeoloji mühendislerinin görüşleri yok saylıyor. Hangi ilde kaç firmanın çalışacağı, kimlerin bu hizmeti vereceği Bakanlığın insafına bırakılıyor. Yapı üretim süreci, dar anlamda bir inşaat işine indirgeniyor. Kentler, birer bina topluluğuna, binalar ise inşaat kalıplarına sıkıştırılıyor.

Türkiye’nin zemin etüt sistemini değiştiren bu düzenlemelerle inşaat şirketleri, felaketten fırsat çıkarmaya devam ediyor. Yasalaşma sürecinden sonra yönetmeliklerle çok daha radikal adımların atılacağını tahmin edebiliyoruz. Ama bu adımlarla yaşadığımız şehirler daha güvenli olmayacak.

 

* ilketv.com.tr’de yayımlanan yazılar, yazarların görüşlerini yansıtmaktadır. Yazılar İlke TV’nin kurumsal bakışıyla örtüşmeyebilir. Yazıların tüm hukuki sorumluluğu yazarlarına aittir.