• Ana Sayfa
  • Manşet
  • Gözden kaçan rapor: Göçmenlere sağlık engeli genel halk sağlığını da etkileyecek

Gözden kaçan rapor: Göçmenlere sağlık engeli genel halk sağlığını da etkileyecek

İstanbul Göçmen Dayanışma Ağı geçtiğimiz günlerde kritik bir rapor açıkladı. Fakat rapor, göç alanına ilgi duyanlar dışında pek görünür olamadı. Oysa rapor, sağlığa erişim konusunda mültecilere ciddi engeller getirildiğini söylüyor. Yeni düzenleme göçmenler kadar genel halk sağlığını da olumsuz etkileyecek. Aşı ve birinci basamak sağlık hizmetlerinin dışına düşen göçmenler bulaşıcı hastalıklarla yüz yüze kalacak. Toplumun bir parçası olan ve çoğunluğu kentlerde yaşayan göçmenlerin karşılaştığı yeni durum genel halk sağlığını da tartışmaya açıyor.

Raporda neler var?

  • Nisan 2025’te alınan idari kararla, Suriyelilerin mahallelerindeki Aile Sağlığı Merkezlerinden (ASM) kayıtları silindi.
  • Gebe takibi ve bebek aşılaması gibi koruyucu sağlık hizmetleri artık büyük sorun.
  • Göçmenler ASM’lerin yerine Göçmen Sağlığı Merkezlerine (GSM) yönlendirilecek. İstanbul’da kayıtlı bulunan 400 bin kadar Suriyeli sadece 33 adet GSM’ye gidebilecek. Ki bu büyük bir yığılma demek. Ayrıca sağlık merkezlerine ulaşım sorunu daha da çetrefil hale gelecek.
  • Özel hastanelere erişim ise ekonomik gücü bulunan elit bir göçmen kesim için mümkün.

Sağlık hizmetine katılım payı şartı 

  • 1 Ocak 2026’ta yapılan düzenleme ile sorun daha da büyüdü. Geçici Koruma Kapsamındaki sığınmacılar sağlık hizmeti almak için bundan böyle katılım payı ödemek zorunda kalacak. Yani sağlık hizmeti, koruma kapsamında olması gereken mülteciler için de paralı hale getirildi. Büyük çoğunluğu yoksul olan göçmen/mülteci aileler sağlık birimlerinden uzak kalacağı için hastalıkların artması muhtemel.
  • Katılım payı ödemeyen, kaydın dışına düşenler yakalanma ve sınır dışı edilme endişesi taşıyor.
  • Rapora göre; yeni düzenlemenin ardından doğum sonrası bebeklerin rehin tutulması ve cenazelerin teslim edilmemesi gibi vakalar yaşanmaya başladı. Yakalanma riski nedeniyle vefat edenler bahçelere veya ıssız yerlere gömülebiliyor.

Uluslararası kurumlar çekiliyor, fonlar kesiliyor

  • GSM’lere başvuru artınca ve yığılma yaşanınca bu kez Yabancı Uyruklular Poliklinikleri (YUP) açıldı. YUP’lara geçici koruma kapsamında olmayan göçmenler de gidiyor. Fakat hizmet yine yeterli olmuyor.
  • Aynı dönemde “Dünya Doktorları” gibi uluslararası kurumlar da sahadan çekiliyor. Uluslararası kurumlarının sağlık alanına desteği azalırken insani yardım fonları da kısıtlanmış durumda. Bu ortamda yeni bir sağlık piyasası oluştu ve “turist tarifesi” başladı. Turist tarifesine göre göçmenlerden sağlık hizmetleri için 8 kat fazla tutarda para isteniyor.
  • Peki ya göçmen işçiler? Türkiye’de çalışan göçmenlerin sayısı 1 milyon civarında. Nisan 2025’te kişi başına 3 bin TL GSS prim ödeme şartı getirildi. Bu miktarı ödeyemeyenler de facto olarak temel sağlık hizmetlerden de dışlanıyor. Yeni durum iş kazası ve meslek hastalıklarının tırmanışa geçmesine neden olabilir.
  • Rapora göre; sadece merkezi yönetimler değil yerel yönetimler de iyi sınav vermiyor. Örneğin İBB’nin Aksaray’da bulunan GSM’si pratikte işlevli değil.

Deportizasyon basıncı

Raporda dikkat çekilen sorunların sosyo ekonomik arka planına bakmakta da fayda var. Zira Suriye’de iç savaşın görece sona ermesi üzerine “Suriyeliler dönsün” baskısı güçlendi. Buna Suriye’nin yeniden inşası gündemi eklendi. Hem demografik hem de işgücü piyasası açısından Suriye’ye dönüşler teşvik ediliyor. Ucuz ve güvencesiz istihdam ihtiyacı yeni inşanın kaynağı olarak görülüyor. Dolayısıyla sağlık hizmetlerine erişim kısıtlaması dolaylı olarak geri dönüş baskısını da yaratıyor.

Aynı dönemde Avrupa ülkeleri de Suriyelilerin koruma kapsamından çıkarılması gerektiğini tartışmaya açtı. Onlara göre Suriye’de savaş bitti ve sığınmacıların kalması için bir neden kalmadı. Önümüzdeki süreç yoğun bir deportizasyon getirebilir. Fakat geri gönderme baskısı BM 1951 Cenevre Mülteciler Sözleşmesine aykırı. Bu nedenle doğrudan geri gönderme yerine de facto düzenlemelerle mülteciler baskı altına alınıyor. Yani Türkiye’deki sınırlama ve kesintiler sadece buraya özgü değil. Zorla geri gönderilemeyenler diğer ülkelerde de “gönüllü geri dönüş” baskısı kıskacında. Bu durum temel insan haklarının ihlal edilmesi anlamına geliyor. Oysa çatışma riskinin sürdüğü yerlere, insani yaşam koşullarının henüz oluşmadığı ülkelere mülteciler geri gönderilemez. “Rıza” almak üzere doğrudan veya dolaylı engel veya dayatma kabul edilemez.

Esas tehlike hastalıkların “görünmez” kılınması

2026 Bütçe görüşmelerinde de görüldüğü üzere “kamuda tasarruf tedbirleri” gündeme geldi ve bundan genel sağlık hizmetleri de etkilendi. Mülteci veya sığınmacılara getirilen sağlık kesintilerinin bir nedeni de bu olabilir. Fakat bu durum mülteciler kadar genel halk sağlığını da olumsuz etkileyecek.  Merdiven altı poliklinikler ya da kaça tedavi yöntemleri artışa geçebilir. Ayrıca özel poliklinik ve hastaneler göçmenler için fahiş kar artışına gidebilir.

Kısacası, zaten “görünmez” halde yaşayan göçmenler yeni düzenlemeyle daha görünmez hale gelecekler. Deportizasyon kıskacında sağlık hizmetleri kesilen göçmenlerin daha da görünmez hale gelmeleri iyiye işaret değil. Çünkü bilinir görünür birçok hastalık da böylece şeffaf ve denetlenebilir alandan çekilecek. Özellikle bulaş hastalıklar daha da tehlikeli hale gelebilir.

Bu durumda yeni düzenlemenin iptal edilmesi ve daha insani bir çözüm bulunması en iyisi. Sağlık meslek örgütleri ve TBMM’nin konuyu etraflıca gündem yapmasında mutlak fayda var: hem mülteciler hem de genel halk sağlığı için.

 

 

* ilketv.com.tr’de yayımlanan yazılar, yazarların görüşlerini yansıtmaktadır. Yazılar İlke TV’nin kurumsal bakışıyla örtüşmeyebilir. Yazıların tüm hukuki sorumluluğu yazarlarına aittir.