Bir asırlık Migros hikâyesi: Kamyon kasasından depo direnişine

İstanbul halkına ucuz gıda ulaştırmak için devlet eliyle kurulan Migros, bugün rekor kâr oranları ve tarihinin en büyük işçi eylemleriyle gündemde. 1925’te İsviçre’de başlayan hikâye, 2026’da “sefalet zammı” protestolarına uzanıyor.

Bir asırlık Migros hikâyesi: Kamyon kasasından depo direnişine
  • Yayınlanma: 9 Şubat 2026 10:51
  • Güncellenme: 9 Şubat 2026 10:52

Migros’un hikâyesi 1925 yılında İsviçre’nin Zürih kentinde başladı. Brezilya’daki kahve plantasyonlarında başarısız olduktan sonra ülkesine dönen girişimci Gottlieb Duttweiler, gıda fiyatlarını düşürmek için radikal bir fikir ortaya koydu: Aracıları ortadan kaldırmak.

Duttweiler, beş eski Ford kamyonunu seyyar dükkâna çevirdi. Kahve, pirinç, şeker ve sabun gibi temel ürünleri bakkallara göre yaklaşık yüzde 30 daha ucuza satmaya başladı. Adını da “yarı toptancı” anlamına gelen Mi-Gros koydu.

Perakendecilerin boykotlarına, tedarik ambargolarına ve gazete ilanı yasaklarına rağmen halk bu sisteme büyük ilgi gösterdi. Süreç, Duttweiler’in şirketi müşterilerine devretmesiyle devasa bir kooperatif yapısına dönüştü.

1954: İstanbul’un pahalılığına İsviçre modeli

1950’li yılların Türkiye’sinde karaborsa, narh sistemi ve gıda tedarikindeki sıkıntılar özellikle İstanbul halkını zorluyordu. İstanbul Belediyesi İktisat Müdürü Ferruh İlter, Amerika ve Avrupa’daki incelemeleri sırasında Migros modelini keşfetti ve Duttweiler’i Türkiye’ye davet etti.

Amaç netti: Spekülatif fiyat artışlarını önlemek ve halka ucuz gıda sağlamak.

Bu çağrı, 1954’te İsviçre Migros Kooperatifleri Birliği ile İstanbul Belediyesi ortaklığında Migros-Türk’ün kurulmasıyla sonuçlandı. Migros, Türkiye’de özel bir şirketten çok, kamusal bir “tanzim satış” projesi olarak doğdu.

Efsanevi gezici kamyonlar dönemi

Migros, Türkiye’de mağazalardan önce turuncu-beyaz seyyar kamyonlarıyla tanındı. Yedikule’den Aksaray’a, Beşiktaş’tan Silivrikapı’ya uzanan güzergâhlarda günde 18–25 durak yapan yaklaşık 40 araç, ucuz gıdayı mahallelere taşıdı.

Kamyonlar geldiğinde sokaklarda kuyruklar oluştu; kuru gıda, bakliyat ve temizlik ürünleri kısa sürede tükenirdi.

Sistem o kadar benimsendi ki, 27 Mayıs 1960 darbesinden sonra Migros’un zarar ettiği gerekçesiyle tasfiye edilmesi gündeme geldiğinde, Milli Birlik Komitesi üyesi Cemal Madanoğlu şu sözlerle savunma yaptı:

“Biz evde Migros’un perakende satış yapan arabasını pencereden beklerdik. Faydalı bir teşkilattır. İstanbul halkı sabırsızlıkla Migros’u bekliyor.”

Bu savunma Migros’un ömrünü uzattı. Şirket, zamanla devlet destekli bir ucuzluk projesinden Türkiye’nin en büyük perakende zincirlerinden birine dönüştü.

Vitrinin arkasındaki emek gerçeği

Migros’un “halka hizmet” vitrininin ardında, kuruluşundan itibaren süren bir emek sancısı vardı.
1950’lerde seyyar kamyonları kullanan şoför-satış elemanları günde 13–14 saate varan mesailerle çalışıyor, fazla mesai ücretlerini alamadıklarını dile getiriyordu.

Bu dönemde kurulan Migros ve Satış İşçileri Sendikası, işçilerin ilk örgütlenme denemelerinden biri oldu. Öncü işçiler, işten atılma pahasına hak aradı.

Aradan geçen 70 yılda kamyonların yerini devasa lojistik depolar, şoförlerin yerini ise binlerce depo işçisi aldı. Ancak talep değişmedi: insanca çalışma koşulları.

2026: Rekor kâr ve ‘sefalet zammı’ direnişi

2026 itibarıyla 5,6 milyar TL net kâr açıklayan Migros, işçilerine asgari ücretin üzerine yalnızca yüzde 1 zam önerdi. İşçiler bu teklifi “sefalet zammı” olarak niteledi.

Bardaktaki son damla böyle taştı. Adana başta olmak üzere 7 ildeki depolarda çalışan işçiler 23 Ocak’ta iş bıraktı. Grev, 31 Ocak’ta Anadolu Grubu Yönetim Kurulu Başkanı Tuncay Özilhan’ın Beykoz’daki villasının önüne taşındı.

İşçiler Özilhan’dan “Biz bir aileyiz” yanıtını aldı. Protestolar ise polis müdahalesi ve gözaltılarla sona erdi.

Bir asırlık döngü

Tarih, 1950’lerin seyyar kamyonlarında ter döken şoför ile 2026’nın soğuk depolarında direnen işçiyi aynı noktada buluşturdu:
Emeğin karşılığını istemek.

Migros’un bir asırlık serüveni, ucuz gıda idealiyle başlayan bir kamusal projenin, bugün kâr rekorları ile emek mücadelesinin iç içe geçtiği bir yapıya dönüşümünün de hikâyesi olarak kayıtlara geçti.