Şam güçlerinin Kuzey ve Doğu Suriye halkına saldırılarına karşı Kürtler ve dostları dünyanın pek çok yerinde, Kuzey ve Doğu Suriye yönetiminin seferberlik çağrısı kapsamında eylem ve etkinlikler düzenledi. Kuzey ve Doğu Suriye’de kurulan direniş hattı ve dünyanın dört bir yanında yapılan protestoların ardından, 29 Ocak’ta Kuzey ve Doğu Suriye ile Şam yönetimi arasında yeni bir entegrasyon anlaşması imzalandı.
Saldırılar sürerken ve saldırıların ardından hem ABD Senatosu’nda hem de Avrupa Parlamentosu’nda, Kuzey ve Doğu Suriye halkının yalnız bırakılmaması yönünde çağrılar yapıldı. Portekiz Parlamentosu ise 13 Şubat’ta, “Kürt halkının korunması ve hükümetin Avrupa Birliği ile Birleşmiş Milletler nezdinde Suriye’de Kürt halkını koruyacak mekanizmaların diplomatik ve insani açıdan aktifleştirilmesi” yönünde girişimlerde bulunmasını talep eden bir karar aldı. Karar oy çokluğuyla kabul edildi. Avrupa Parlamentosu’nun Kuzey ve Doğu Suriye’de Kürt halkının haklarının korunmasına ilişkin kararının ardından, ulusal parlamento düzeyinde alınan ilk karar olma niteliği taşıdığı ifade edildi.
İngiltere’de faaliyet gösteren Centre for Kurdish Affairs’te araştırmacı ve London School of Economics’te sosyoloji alanında yüksek lisans öğrencisi olan João Rodrigues, Portekiz Parlamentosu’nda kabul edilen tasarıyı Mezopotamya Ajansı’na değerlendirdi.
‘Partiler üstü vicdani refleks’
Rodrigues, kararın klasik anlamda sağ-sol uzlaşmasından çok, partiler üstü bir vicdani refleks ve milletvekili inisiyatifiyle çıktığını söyledi. Bu nedenle şimdi hükümetin pozisyonunu açıkça netleştirmesi için diplomatik baskıyı artırma ihtiyacı olduğunu vurguladı. Rodrigues, kararın geniş oy çokluğuyla geçtiğini, hükümet koalisyonunu oluşturan iki sağ partinin ise çekimser kaldığını belirtti.
Rodrigues’e göre kararın arka planındaki motivasyonların başında, ocak ayı başında Halep’te Kürtlerin kontrolündeki mahallelere dönük saldırılar sırasında ortaya çıkan görüntülerin Portekiz kamuoyunda ve parlamentoda rahatsızlık yaratması geliyor. Rodrigues, aynı günlerde Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula Von Der Leyen ile yeni Avrupa Konseyi Başkanı António Costa’nın Suriye geçici hükümetiyle ilişkileri güçlendirmek için ülkeye gidip 620 milyon avroluk destek paketi açıklamasının “çelişki” olarak görüldüğünü ifade etti.
‘Avrupa parlamentosu kararı referans oldu’
Rodrigues, 12 Ocak’ta Avrupa Parlamentosu’nda kabul edilen ve Suriye’nin etnik-dini çeşitliliğinin korunmasını, Kuzey ve Doğu Suriye’de istikrarın siyasal geçiş için kritik olduğunu ve IŞİD’in yeniden güçlenmesinin engellenmesi gerektiğini vurgulayan kararın, Portekizli milletvekilleri açısından önemli bir referans noktası olduğunu söyledi. Lizbon’daki kararın, bu metnin ulusal parlamentoya yansıyan ilk örneklerinden biri olarak görülebileceğini kaydetti.
‘IŞİD tehdidi Portekiz’de de kaygı yaratıyor’
Portekiz’in IŞİD’e karşı uluslararası koalisyonun üyesi olmasının ve 2014’ten bu yana Irak’ta asker bulundurmasının, ülkede Kürt güçlerinin IŞİD’e karşı mücadelede oynadığı rolün daha iyi anlaşılmasını sağladığını belirten Rodrigues, DAİŞ’li tutukluların serbest kalması ihtimaline dair haberlerin parlamentoda “Kürtlerin güvenliği korunmazsa IŞİD’in yeniden güçlenmesi herkes için tehdit olur” kaygısını büyüttüğünü söyledi.
‘Avrupa’nın rolü utanç verici’
Rodrigues, Halep’te uluslararası anlaşmanın ihlali ve sonrasında işlenen savaş suçlarıyla başlayan süreçte Avrupa’nın aldığı rolün “utanç verici” olduğunu savundu. Kürt-Arap çatışmasını alevlendiren ve Suriye Demokratik Güçleri’ne karşı kriminalize edici bir dilin, tarihin utanç sayfaları arasında yerini aldığını ifade etti.
‘Tanınma adımı hayati önem taşıyor’
Rodrigues, Demokratik özerk Kuzey ve Doğu Suriye yönetiminin Avrupa Birliği tarafından resmî olarak tanınmadığını hatırlatarak, Kürtlerin ve Suriye’deki diğer halkların haklarının korunması için özerk yönetimin siyasi ve diplomatik düzeyde tanınmasına dönük girişimlerin önemini vurguladı. Bu süreçte Almanya ve Fransa’nın tutumunun belirleyici olacağını belirtti.
Rodrigues, Münih Güvenlik Konferansı’na Kürt siyasi aktörlerinin katılımını da Kürt diplomasisi açısından önemli bir adım olarak değerlendirdi ve Kürtlerin Avrupa güvenlik mimarisinde politik bir kimlikle anılmasının kayda değer bir gelişme olduğunu söyledi.




