The Economist’in yayımladığı Josh Cohen imzalı makaleye göre, insanlık “mükemmeliyetçilik” tuzağında yeni bir psikolojik krizin eşiğinde.
The Economist’te yayımlanan “The perfectionism trap” başlıklı makaleye göre modern toplum bireyleri sürekli “daha mutlu, daha fit ve daha zengin ol” talimatlarıyla kuşatıyor. Peki neden sıradan olmaktan bile memnun olamıyoruz?
Londra Goldsmiths Üniversitesi psikanalisti ve modern edebiyat profesörü Josh Cohen’in aktardığı hikâyeye göre, 20 yıl önce bir üniversitede genç bir akademisyenken 19. yüzyıl Amerikan edebiyatı dersleri veriyordu. Cohen, bu dönemi çok sevse de öğrenciler aynı tutkuyu paylaşmıyordu; çoğu birkaç sayfa sonra Moby-Dick veya Ralph Waldo Emerson’un denemelerini bırakıyor ve seminerlerde sessizce oturuyordu.
Roy’un hikâyesi: Mükemmeliyetçiliğin bedeli
Cohen’in öğrencisi Roy ise farklıydı. Olağanüstü bilgiliydi ve ders metinlerini tutkulu bir yoğunlukla tartışıyordu. Dönem sonunda çoğu öğrenci sıradan ve kayda değer olmayan ödevler teslim ederken, Roy son teslim tarihinden iki gün önce Cohen’in ofisine gelerek süre uzatımı istedi.
Cohen, ek süreyi doktor raporu olmadan veremeyeceğini ve gecikmeli teslim nedeniyle puan kaybı olacağını açıkladı. Roy, ödevini zaten yazmış olduğunu söylediğinde Cohen şaşırdı. “Neden teslim etmedin?” sorusuna Roy, “Çünkü korkunç” yanıtını verdi. Sonuçta ödev bir gün gecikmeli olarak teslim edildi ama yüksek puan aldı.
Roy, yüksek lisans programına geçtiğinde ödevleri daha da gecikmeye başladı ve nihayetinde danışmanının desteğiyle süresi uzatıldı. Ancak Cohen, Roy’un sürekli mükemmeliyetçilik kaygısıyla mücadele ettiğini, bazen ödevlerini tamamen silmek zorunda kaldığını belirtiyor. Cohen’e göre bu durum, mükemmeliyetçiliğin birey üzerindeki tahrip edici etkilerini gözler önüne seriyor.
Hawthorne’un The Birth-Mark öyküsü: Mükemmeliyetçiliğin klasik örneği
Cohen, Roy’un hikâyesini Nathaniel Hawthorne’un 1843’te yazdığı The Birth-Mark kısa öyküsü ile ilişkilendiriyor. Öyküde, genç bilim insanı Aylmer, eşinin yanaklarındaki küçük kırmızı doğum lekesini kusur olarak görür ve mükemmel güzelliğe ulaşma takıntısı ile onu ölüme sürükler. Cohen, bu öyküyü mükemmeliyetçiliğin psikolojisinin en çarpıcı örneklerinden biri olarak tanımlıyor.
Modern dünyada mükemmeliyetçilik
Cohen, mükemmeliyetçiliğin modern dünyada yaygın biçimde nasıl yaşandığını şöyle anlatıyor:
Reklam panoları, TV ekranları ve sosyal medya platformları sürekli olarak “kusursuz” yaşamları gösteriyor.
İnsanlar kendilerini sosyal medya karşılaştırmaları, akademik başarı ve fiziksel görünüm üzerinden değerli veya yetersiz olarak ölçüyor.
Pandemi döneminde kısa süreli bir rahatlama gözlemlense de, eski baskıcı standartlar geri dönüyor ve mükemmeliyetçilik tekrar etkili oluyor.
Psikolojide üç tür mükemmeliyetçilik
Josh Cohen, Randy Frost’un geliştirdiği “çok boyutlu mükemmeliyetçilik ölçeğine” atıfta bulunarak üç tür mükemmeliyetçiliği aktarıyor:
Kendi kendine yönelik mükemmeliyetçilik: Kişi sürekli kendisini eleştirir ve daha iyi olmaya zorlar.
Sosyal olarak dayatılmış mükemmeliyetçilik: Çevresindekilerin beklentilerini karşılamaya çalışır.
Başkalarına yönelik mükemmeliyetçilik: Başkalarının da mükemmel olmasını talep eder ve eleştirir.
Cohen’e göre modern toplumda bu türler birbirine karışıyor, bireylerde depresyon, anksiyete, yeme bozuklukları ve beden algısı bozukluğu gibi psikolojik sorunlara yol açıyor.
Tarihsel ve kültürel bağlam
Mükemmeliyetçilik, Cohen’e göre tarih boyunca farklı biçimlerde var olmuş:
Din ve mitolojiler, insanı kusurlu kabul etmeyi öğretmiş, mükemmelliğin yalnızca Tanrı’ya ait olduğunu vurgulamış.
Endüstri ve modernite ile birlikte insanlar kendi başarı ve görünürlüklerini yeni “tanrılar” olarak benimsemiş: kültür, bilim, ticaret, devlet ve bireysel başarı.
Toplumsal ve ekonomik etkiler
Josh Cohen analizinde, özellikle genç kuşakların, artan iş rekabeti, yüksek yaşam maliyetleri ve sosyal medyanın yarattığı görünürlük baskısı altında olduğunu gösteriyor. Aşırı korumacı veya mükemmeliyetçi ebeveynlik, çocuklarda başarı baskısını artırıyor.
Mükemmeliyetçilik ve insan psikolojisi
Cohen, mükemmeliyetçiliğin hem motive edici hem de yıpratıcı olduğunu belirtiyor. Mükemmeliyetçi bireyler, başarıları sayesinde kendilerini “ayakta tutabiliyor” ama sürekli tatmin eksikliği hissediyor. Psikanalitik bakış açısına göre, mükemmeliyetçilik hem kendini sevmek hem de kendini cezalandırmak üzerine kurulu bir psikolojik mekanizma.
Kusurlu olmayı kabullenmek
Cohen, mükemmeliyetçiliğin yetişkin başarılarını motive edebileceğini, ama temel olarak çocukça bir tutum olduğunu vurguluyor. Hayatın, en iyi versiyonumuz olma hayalinden vazgeçtiğimiz anda başlayabileceğini belirtiyor. Cohen, bireylerin kendi değerlerini başkalarının onayına bağlamadan, kusurlu ama özgür bir hayat sürmelerinin önemine dikkat çekiyor.




