• Ana Sayfa
  • Manşet
  • ÇEVİRİ-RÖPORTAJ | İranlı anarşistler: ‘Örgütlenmeye ve direnmeye devam ediyoruz’

ÇEVİRİ-RÖPORTAJ | İranlı anarşistler: ‘Örgütlenmeye ve direnmeye devam ediyoruz’

Ülkedeki diğer muhalif gruplar gibi, İran İslam Cumhuriyeti’nin on yıllardır süren sistematik baskılarına ve “Dey 1404” olarak bilinen protestolardaki katliamlara rağmen geri adım atmayan anarşistler, bugün iki ateş arasında kalmış durumda. Britanya’nın 1886’dan bu yana yayın hayatını sürdüren köklü basın organlarından Freedom News, 10 Mart 2026’da İranlı “Anarşist Cephe” ile bir söyleşi gerçekleştirdi.

ÇEVİRİ-RÖPORTAJ | İranlı anarşistler: ‘Örgütlenmeye ve direnmeye devam ediyoruz’
  • Yayınlanma: 16 Mart 2026 19:02
  • Güncellenme: 16 Mart 2026 19:28

Britanya’nın en eski anarşist yayınlarından “Freedom News” İran’daki “Anarchist Front (Anarşist Cephe)” ile 10 Mart 2026’da yaptıkları söyleşiyi yayımladı.

Ülkedeki diğer muhalif gruplar gibi, İran İslam Cumhuriyeti’nin on yıllardır süren sistematik baskılarına ve son olarak 28 Aralık 2025’te başlayan ve “Dey 1404” olarak bilinen protestolardaki katliamlara rağmen geri adım atmayan anarşistler, bugün iki ateş arasında kalmış durumda.

Söyleşide, bir yanda rejimin baskıcı yapısı diğer yanda ise Batılı güçlerin askeri müdahalesi kıskacındaki İran halklarının, geleceğini belirleme iradesi ele alınıyor.

Freedom’a en son konuştuğunuzda İran’da protestolar hızla yayılıyordu ancak aynı zamanda baskı da artıyordu. O zamandan bu yana neler olduğunu ve kolektifinizin neler yaptığını anlatabilir misiniz?

“Son röportajımızdan bu yana İran’daki durum şiddetli ve eşi görülmemiş bir biçimde değişti. Birçok şehirde yayılan kitlesel protestolar sert bir baskıyla karşılaştı. Güvenlik güçleri göstericilere gerçek mermilerle saldırdı, binlerce kişi öldürüldü ya da yaralandı ve on binlerce kişi tutuklandı. Ülkenin tamamına ağır bir güvenlik atmosferi hakim oldu. Ayrıca mevcut savaş koşulları altında bazı tutukluların hava saldırılarına açık yerlerde tutulduğunu ve fiilen insan kalkanı olarak kullanıldıklarını gösteren raporlar ve belgelenmiş kanıtlar da bulunmaktadır.
Bütün bunların ortasında, hareketin kendini yeniden örgütleme fırsatı bulamadan önce başka bir gelişme yaşandı. 28 Şubat 2026’da Amerika Birleşik Devletleri ve İsrail’in İran’a karşı geniş çaplı askeri saldırıları başladı ve ülke genelinde yüzlerce hedef vuruldu. Bu saldırılarda İslam Cumhuriyeti’nin bazı üst düzey komutanları ve siyasi figürleri öldürüldü ve ülke artık bir savaşın içinde. İslam Cumhuriyeti’nin iktidar yapısı ciddi bir krizle karşı karşıya, ancak ülkenin siyasi geleceği hala belirsiz ve tartışmalı.
ABD ve İsrail güçleri İran’da çok sayıda noktayı hedef aldı ve bu saldırılarda askeri hedeflerin yanı sıra siviller de öldürüldü. Aynı zamanda İslam Cumhuriyeti de füze kapasitesini kullanarak bölgede bazı hedefleri vurdu. Bu karşılıklı saldırılar bölge genelinde milyonlarca insanın hayatını tehdit ediyor ve şu ana kadar yüzlerce sivil hayatını kaybetti. Bölgenin tarihsel deneyimi de gösteriyor ki dış müdahaleler nadiren gerçek özgürlüğü sağlamıştır. Çoğu zaman yeni tahakküm biçimleri, istikrarsızlık ve jeopolitik rekabet üretmiştir.
Bu koşullar altında biz anarşistler faaliyetlerimizi sürdürdük. Olayları belgeleyerek, açıklamalar yayımlayarak, uluslararası dayanışma ağlarını sürdürerek ve işçilerin, kadınların ve toplumun çeşitli kesimlerinin sesini dış dünyaya aktararak baskı ve savaş ortamında bu seslerin susturulmasını engellemeye çalıştık. Aynı zamanda mahallelerde, işyerlerinde ve üniversitelerde öz örgütlenme ve yatay örgütlenme tartışmalarını genişletmeye ve bu çekirdekleri daha geniş toplumsal dayanışma ağlarına bağlamaya özel önem verdik. Çünkü böyle toplumsal temeller olmadan her protesto dalgasının devlet baskısı karşısında kırılgan kalacağına inanıyoruz.”

 İnsanlar karşı karşıya kaldıkları baskıya karşı kendilerini savunabildi mi?

“İnsanlar farklı yollarla kendilerini savunmaya çalıştı. Yaralıları tedavi etmek ve tutukluların ailelerine yardım etmek için dayanışma ağları kurmaktan, çeşitli sokak direnişi biçimlerine kadar. Ancak gerçekçi olmak gerekir. İslam Cumhuriyeti’nin baskı aygıtı son derece geniş ve çok iyi örgütlenmiş durumda. Bu da kolektif savunmayı zorlaştırıyor.
Bu yüzden nsanlar sokaklarda hızlı dağılma, anonim örgütlenme ve mahalle içi karşılıklı destek gibi yöntemler geliştirdi. Kürdistan ve Belucistan gibi, toplumsal direniş tarihinin daha uzun olduğu bazı bölgelerde yerel topluluklar kimi zaman kendilerini daha iyi koruyabildi. Ancak büyük şehirlerde baskı son derece ağır oldu.
En kırılgan grup ise siyasi tutuklular olmaya devam ediyor; özellikle son protestolar sırasında gözaltına alınanlar son derece tehlikeli koşullarda tutuluyor ve ağır cezalar hatta idam tehdidiyle karşı karşıya. Bu dönemin deneyimi, yerel toplumsal dayanışma ağlarının hem toplumsal savunmada hem de direnişi sürdürmede önemli bir rol oynayabildiğini gösterdi.”

Anarchist Front ile yaptığımız son söyleşide İran hükümeti interneti tamamen kapatmıştı. O zamandan bu yana iletişim kurma ve internete erişim konusunda önemli değişiklikler oldu mu?
İnsanlar bu kısıtlamaları aşabildi mi?

“İran hükümeti internet kesintilerini ya da kısıtlamalarını baskının başlıca araçlarından biri olarak kullanmaya devam ediyor. Son yıllarda internet geniş ölçekte kesildiğinde bunun çoğu zaman protestoculara yönelik şiddetli baskı ve doğrudan ateş açıldığı aynı zamana denk geldiğini gördük. Savaşın başlamasıyla birlikte geniş çapta internet kesintileri bir kez daha uygulandı ve milyonlarca insan çevrimiçi iletişimden mahrum bırakıldı. Aslında savaş başlamadan önce bile son protestolar sırasında internet kısıtlamaları eskisinden daha sert ve daha uzun süreli hale gelmiş, aktivistler arasındaki iletişimi haftalarca kesintiye uğratmıştı.
Buna rağmen insanlar bu kısıtlamaları aşma konusunda önemli deneyim ve beceri kazandı. V2Ray protokolleri gibi araçlar ve Psiphon ile Lantern gibi uygulamalar yaygın biçimde kullanılıyor. Bağlantı sağlanabildiği her durumda Telegram en önemli iletişim platformlarından biri olmaya devam ediyor. Uydu interneti de bazı aktivistler için önem kazandı, ancak buna erişim hala sınırlı.
Aynı zamanda yılların deneyimi şunu gösterdi. Hiçbir toplumsal hareket yalnızca internete dayanamaz. Her toplumsal hareketin gerçek temeli, insanlar arasındaki doğrudan ilişkiler, karşılıklı güven ve gerçek bağlar üzerinden kurulur.”

Daha önce monarşistlerin (protestolarda küçük bir azınlık olmalarına rağmen) bu protestoları kendi siyasi hareketleri için bir sıçrama tahtası olarak kullanma tehdidine dikkat çekmiştiniz. Sizce bu konuda ne kadar başarılı oldular?

“Monarşist akımlar, kontrol ettikleri medya platformlarını ve bazı yabancı hükümetlerin desteğini kullanarak kendilerini tek siyasi alternatif gibi göstermeye çalıştı. Rıza Pehlevi ve destekçileri kendilerini geçiş hükümeti olarak konumlandırmak için aktif girişimlerde bulundu ve Farsça yayın yapan bazı medya kuruluşları ile bazı Batılı hükümetlerden destek gördü.
Ancak bu akımın İran içindeki gerçek toplumsal tabanı medya görünürlüğünün ima ettiğinden çok daha sınırlı. Protestolara katılan pek çok insan aslında her tür otoriterliğe karşı sokağa çıktı ve monarşinin geri dönüşünü bir çözüm olarak görmüyor.
Gerçekte İran toplumunun büyük bir kısmı bir otoriter biçimin yerine başka bir otoriter biçimin geçirilmesinin çözüm olmadığını çok iyi biliyor. Bu nedenle biz İran’da özgürlüğün geleceğinin ne monarşinin yeniden kurulmasında ne de başka otoriter yapıların sürdürülmesinde yattığını vurgulamaya devam ediyoruz. Özgürlüğün yolu toplumsal öz yönetimden ve toplumun demokratik örgütlenme biçimlerinden geçer.
Bizim perspektifimize göre İran halkının özgürlüğü yabancı güçlerin dayattığı projelerin sonucu olamaz. Özgürlük ancak halkın kendi mücadelesinden ve iradesinden doğabilir. Toplumsal hareketleri devletler arası rekabetlerin araçlarına dönüştürmek ise sonunda topluma zarar verir.”

İran’daki durum hakkında bilinmesi gerektiğini düşündüğünüz başka bir şey var mı?

“İran halkının bu savaşın sadece pasif kurbanları olmadığını anlamak önemlidir. İran toplumunun içinde işçiler, kadınlar, öğrenciler, etnik topluluklar ve anarşist aktivistler gibi birçok toplumsal hareket var ve bunlar son derece zor koşullar altında direnmeye ve örgütlenmeye devam ediyor. İran toplumu karmaşık, çok etnisiteli ve dinamiktir. Özgürlük mücadelesi birçok biçimde sürüyor. En önemli olan şey devlet projelerine ya da yukarıdan dayatılan alternatiflere destek vermek değil, halk hareketleri arasındaki uluslararası dayanışmadır.
İran dışındaki dayanışmak isteyenler, bağımsız sesleri büyüterek ve dayanışma etkinlikleri düzenleyerek ve İran’daki toplumsal mücadeleleri daha görünür hale getirmeye yardımcı olarak önemli bir rol oynayabilirler. Bu sesler ne kadar çok duyulursa onları susturmak o kadar zor olacaktır.

Biz buradayız.
Örgütlenmeye ve direnmeye devam ediyoruz.
Ne Molla, Ne Şah!
Kadın Yaşam Özgürlük!”


Kapak fotoğrafında yer alan duvar yazısı: “Ne şah istiyoruz ne rehber, ne kötüyü istiyoruz ne beterini.”