İstanbul’da İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin görevden alınan Başkanı ve CHP’nin Cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu’nun tutuklanmasının birinci yıl dönümünde Saraçhane’de “Yeniden Milletin Evinde Buluşuyoruz” mitingi düzenlendi.
Miting öncesinde yurttaşlar, Yenikapı Marmaray Durağı’nda bir araya gelerek Saraçhane’ye doğru yürüdü.
Bölgede güvenlik önlemleri artırılırken, polis ekipleri miting güzergahında kontrol noktaları oluşturdu.
Saraçhane’deki tarihi İBB binası önünde gerçekleştirilen buluşmaya soğuk havaya rağmen on binlerce kişi katıldı. Miting, farklı siyasi parti temsilcileri, sivil toplum kuruluşu üyeleri ve yurttaşların katılımıyla gerçekleşti.
Etkinlikte, İmamoğlu Silivri’den kaleme aldığı mektup ile seslendi. Mektubunda, siyasi rakipleri üzerindeki yargı süreçlerine ilişkin değerlendirmelerde bulunan İmamoğlu, “Böyle davalarda son sözü millet sandıkta söyler” ifadelerini kullandı.
Miting kapsamında çeşitli etkinlikler de düzenlendi. Hava koşulları nedeniyle iftar ve lokma dağıtımı İBB binası içerisine alındı.
#CANLI | 19 Mart operasyonunun üstünden 1 yıl geçti
📍CHP’nin Saraçhane mitingi hazırlıkları ne durumda?
🎙️Ahmet Ayva sahadan aktarıyor@cimencannn @ahmetayvaa https://t.co/Yx52Euaved
— İlke TV (@ilketvcomtr) March 18, 2026
Öğrenciler Beyazıt’tan yürüdü

19 Mart operasyonunun birinci yıl dönümünde üniversite öğrencileri Beyazıt’ta toplandı, geçen yıl barikatın aşıldığı yerden geçerek Saraçhane’ye yürüdü.
Yere çömelen öğrenciler “Yoksulluğa, anti demokratik uygulamalara, eşitsizliğe, paralı eğitime, liyakatsizliğe, hukuksuzluğa baş kaldırıyoruz’ diyerek seslendi ve ayağa kalktı.
Daha sonra Beyazıt Meydanı’nda bir açıklama yapan öğrenciler, üniversitelere ve belediyelere yönelik kayyum politikaları ile muhalefete yönelik baskıların son bulmasını istedi. Açıklamada, “Başta Ekrem İmamoğlu olmak üzere tüm siyasi tutsaklar serbest bırakılsın! KYK burslarına enflasyon oranında zam yapılsın! Tüm krediler bursa dönüştürülsün ve ihtiyacı olan her öğrenciye burs verilsin! Çocuk işçilik yasaklansın! Genç işçiliği güvenceli hale getirilsin! NATO’dan çıkılsın! Bütçe savaşa değil eğitime harcansın!” talepleri sıralandı.

‘Önümüze kurulan barikatları tanımadık, yıktık’
“Bir yıl önce bugün 19 Mart’ta üniversite öğrencileri olarak geleceğimizi çalanlara karşı ayağa kalktık. Kampüslerden sokaklara taştık. Önümüze kurulan barikatları tanımadık, yıktık. Beyazıt’tan Saraçhane’ye aktık geldik. O gün yalnızca bir eylem yapmadık. İktidarın örmeye çalıştığı korku duvarlarını yıktık ve yan yana geldiğimizde ne kadar güçlü olduğumuzu gördük. Üniversitelerden yükselen ses kısa sürede meydanlara yayıldı. Gençliğin öfkesi ve umudu şehirlerin sokaklarında yankılandı.” denilen açıklama şöyle devam etti:
“19 Mart, bu ülkenin gençliğinin yoksulluğa, baskıya ve geleceksizliğe karşı artık yeter dediği gündü. Geleceğimizi karartanlara, üniversiteleri susturmak isteyenlere ve gençliği yalnızlaştırarak teslim almak isteyenlere karşı sözümüzü söylediğimiz gündü. O gün barikatların ardında yalnızca polisler yoktu. Gençliğin önüne çekilmiş karanlık bir düzen vardı. Ve biz o gün yalnızca barikatları değil bu düzenin bize dayattığı çaresizliği de yıktık. Aradan bir yıl geçti. Peki 19 Mart’ı yaratan koşullar ortadan kalktı mı? Hayır. Aksine daha da ağırlaştı.”

İlk sözü öğrenciler aldı
İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi önüne kurulan polis barikatını aşan üniversite öğrencileri temsilcileri de otobüs üzerinden konuşmalar gerçekleştirdi. Boğaziçi Üniversitesi’nden Gilda Silifkeli ve İstanbul Üniversitesi’nden Selinay Uzuntelli birer konuşma yaparak; duygularını, taleplerini ve çözüm önerilerini dile getirdi.
Öğrencilerin ardından sırasıyla; DİSK Genel Başkanı Arzu Çerkezoğlu, İmamoğlu’nun eşi Dr. Dilek Kaya İmamoğlu, Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş ve CHP İstanbul İl Başkanı Özgür Çelik birer konuşma yaptı.
İmamoğlu’nun mektubu okundu
Çelik, İmamoğlu’nun Silivri’den gönderdiği mektubu da kamuoyu ile paylaştı.
İmamoğlu, mektubunda şu ifadeleri kullandı:
“Merhaba Saraçhane, merhaba dünyanın en güzel şehri, canım İstanbul. Silivri Zindanı’ndan milletin evi Saraçhane’ye yürek dolusu bir merhaba… Kıymetli İstanbullular; benim onurlu, yiğit, güzel yürekli hemşerilerim, sizleri saygıyla, sevgiyle selamlıyorum. Hasretle kucaklıyorum. Bu mübarek ayın sonuna gelirken, Ramazan Bayramınızı kutluyor, ülkemize adalet, bereket ve huzur getirmesini diliyorum. Sevgili kardeşlerim; 1 yıldır büyük bir adalet ve demokrasi mücadelesi veriyorsunuz. Cumhuriyet’in vatandaşa sağladığı tüm hak ve hürriyetlere göz dikmiş, millet iradesini hiçe sayan bir avuç insana karşı hukuku ve demokrasiyi, milli iradenin onurunu savunuyorsunuz. Yüz yıl önce Gazi Mustafa Kemal Atatürk ne dediyse, bugün siz de aynısını söylüyorsunuz: Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir! Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir! Sizlerle gurur duyuyorum. Her birinize yürekten teşekkür ediyorum, sağ olun, var olun.
Her türlü zulme rağmen, bizim içimiz umut ve iyilik dolu, sevgi ve hoşgörü dolu; ülkeyi yoksulluğa, adaletsizliğe, umutsuzluğa sürükleyenlerin ise akıllarını kötülük, yüreklerini korku sarmış. Serbest ve adil şartlarda bir daha asla seçim kazanamayacaklarını biliyorlar. Çeyrek asırdır kendilerine verilen bütün kredileri tüketenler tükettiler. Bir daha asla milletin gönlüne giremeyeceklerini biliyorlar. O yüzden, siyasi rakiplerini yargı eliyle saf dışı etmek, milli iradeyi baskı altına almak için zalimleştikçe zalimleşiyorlar. Zalimin zulmü varsa, bizim de aslan gibi yüreğimiz, dağ gibi dimdik, eğilmez başımız, seçimlerde bükemedikleri bileğimiz var. Demokrasinin ve aydınlık geleceğimizin önüne dikilmek istenen tüm barikatları yıkıp geçen, ateş gibi gençlerimiz var. Zalimin zulmü varsa, bizim de darbeye karşı, milletin evi Saraçhane’ye, aziz bir emaneti korur gibi sahip çıkan milyonlarca hemşerimiz var. Zalimin zulmü varsa, adalete susamış milletimizin de engin vicdanı, haysiyeti ve feraseti var.
Bu ülkede her iktidar, milletten aldığı yetkiyi millete teslim etmeye mecburdur. Hükümetler gelir geçer, milletin hükmü baki kalır. Silivri Zindanı’nda kurulmuş, özel maksatlı bir mahkeme ile tarihin akışını tersine çeviremezsiniz. Gözlerden uzak tutulmaya, milletten gizlenmeye çalışılan bir yargılamayla, milletin egemenlik hakkını tutsak edemezsiniz. ‘Silivri Zindan Mahkemesi’, millet adına karar verme sorumluluğuyla kurulmuş, adaletin tecelli edeceği bir yer değildir. ‘Silivri Zindan Mahkemesi’, serbest ve adil seçimlerden ölesiye korkan, siyasi rakibini yok etmek için yargının arkasına sığınmış bir kötü aklın eseridir. Orada yürümekte olan dava, ülkemize zarar veren, geleceğimizi riske atan bir büyük siyasi hırsı gizlemek için dikilmiş bir kılıftır. Her tarafı dökülen, dikiş tutmayan, bu sözde hukuki kılıfla hiçbir kötülüğü örtemezsiniz.
Bu davanın amacı; gerçeği aramak, adaleti sağlamak değil, seçim yenilgisinden kaçma telaşıdır. Ancak, böyle davalarda hükmü millet verir. Böyle davalarda son sözü millet sandıkta söyler. 19 Mart 2025 günü bir zafer kazandıklarını, koltuklarını nihayet sağlama aldıklarını zannedenler, bugün daha da büyük bir korku ve çaresizlik içindeler. Çünkü hesapları milletten döndü. Millet bu kötülüğü, bu adaletsizliği kabullenmedi. Şimdi aziz milletimiz, son sözü söylemek için gününü bekliyor. O gün gelecek ve millet ne derse o olacak. Bu ülkeyi her türlü kötülükten, her nevi badireden yine milletin azim ve kararı kurtaracak. Her şey çok güzel olacak. Ekrem İmamoğlu. Silivri Zindanı.”
Arzu Çerkezoğlu: Anlayın artık ‘hayır’ diyoruz
DİSK Genel Başkanı Arzu Çerkezoğlu konuşmasında özetle şu görüşleri dile getirdi:
“Sevgili dostlar, bugün Türkiye demokrasiyi ve anayasal düzeni hedef alan akıl almaz bir tabloyla karşı karşıyadır. Toplumsal desteğini yitiren siyasi iktidar, baskıyla ve hukuksuzlukla iktidarını sürdürmeye çalışıyor. Siyasi iktidar, sandıkta yenemediğini yargı sopasıyla bileğini kırmaya çalışıyor. Siyasallaşmış yargıyla ‘Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir’ ilkesine meydan okuyorlar. İstiyorlar ki; işçiler sesini çıkarmasın, verilenle yetinsin. Emekliler itiraz etmesin, pazar artıklarıyla yaşamaya mahkûm edilip ölümü beklesin istiyorlar. İstiyorlar ki; gençler, o barikatları yıkıp gelen gençler, üniversiteliler bu ülkede hayal kurmasın, bırakıp gitsinler bu ülkeyi diyorlar. İstiyorlar ki; kadınlar eşitlik demesin, adalet demesin, özgürlük demesin.
Ve seçme ve seçilme hakkımızı elimizden alanlar, aslında bizim hak arama özgürlüğümüzü yok etmeye çalışıyorlar dostlar. Seçme ve seçilme hakkımıza müdahale edenler, bizim ‘hayır’ deme hakkımızı elimizden almaya çalışıyorlar.”
“O zaman buradan, Saraçhane’den hep birlikte söyleyelim: Buna izin verecek miyiz? Türkiye’nin açlık sınırının altındaki asgari ücretliler ülkesi olmasına izin verecek miyiz? Türkiye’nin çalışmak zorunda kalan emekliler ülkesi olmasına kabullenecek miyiz? Türkiye’yi patronundan daha çok vergi veren emekçiler ülkesi haline getirmelerine sessiz kalacak mıyız? Ülkemizi şiddet mağduru kadınlar, okula aç giden çocuklar, geleceğinden umudu kesen gençlerin ülkesi haline getirmelerine izin verecek miyiz? Ülkemizi hapishanelerinde gazetecilerin, siyasetçilerin, sanatçıların, sendikacıların olduğu bir ülke haline getirmelerine izin verecek miyiz? İşte yanıt, işte meydan! ‘Hayır’ diyoruz, anlayın artık ‘hayır’ diyoruz!”
Ne olmuştu?
İstanbul Üniversitesi Yönetim Kurulu, 18 Mart 2025 tarihinde Ekrem İmamoğlu’nun lisans diplomasını iptal etti. Bu karar, İmamoğlu ile birlikte toplam 28 kişinin diplomasını kapsıyordu. Üniversite, iptal gerekçesi olarak “açık hata” ve “yokluk” ifadelerini kullanırken; yatay geçiş sürecinde usulsüzlükler, not ortalaması yetersizliği ve belgelerde tutarsızlık gibi nedenlerin bulunduğunu açıkladı.
Kararın ardından konu hem idari hem de cezai yargıya taşındı. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından “resmi belgede sahtecilik” iddiasıyla soruşturma başlatılırken, İmamoğlu’nun avukatları da diploma iptalinin hukuka aykırı olduğu gerekçesiyle dava açtı.
İmamoğlu, kararın açıklandığı gün yaptığı açıklamalarda bu işlemi sert şekilde eleştirdi. Kararı hukuksuz ve siyasi olarak nitelendiren İmamoğlu, üniversitenin yetkisini aştığını savundu ve yargı yoluna gideceğini belirtti. Ayrıca sürecin arkasında siyasi baskı olduğunu ima ederek, “adalet ve demokrasi mücadelesine devam edeceğini” vurguladı.
Süreç 2025 boyunca devam etti. Temmuz 2025’te yürütmenin durdurulması talepleri reddedildi, Ağustos ayında ise diploma bilgileri üniversite sistemlerinden ve e-Devlet kayıtlarından kaldırıldı.
Dava süreci 2026 yılında da sürdü. İstanbul 5. İdare Mahkemesi, 23 Ocak 2026 tarihinde İmamoğlu’nun açtığı davada yürütmeyi durdurma talebini reddetti ve diploma iptali işlemini hukuka uygun buldu. Bunun üzerine dosya istinaf mahkemesine taşındı.
Bu süreçte İmamoğlu, mahkemelerde ve kamuoyuna yaptığı açıklamalarda kararın siyasi olduğunu yineleyerek, “hukuk mücadelesini sürdüreceğini” ve hakkını aramaya devam edeceğini ifade etti.




