• Ana Sayfa
  • Manşet
  • Dilovası’ndaki fabrika yangını davası 3’üncü gününde: Yangın göz göre göre geldi

Dilovası’ndaki fabrika yangını davası 3’üncü gününde: Yangın göz göre göre geldi

Kocaeli’nin Dilovası ilçesinde 3’ü çocuk 7 kişinin hayatını kaybettiği kozmetik fabrikası yangınına ilişkin dava, 16 sanığın yargılandığı üçüncü duruşmayla Kandıra Cezaevi Yerleşkesi’nde görüldü.

Dilovası’ndaki fabrika yangını davası 3’üncü gününde: Yangın göz göre göre geldi
Dilovası’ndaki fabrika yangını davası 3’üncü gününde: Yangın göz göre göre geldi
Haber Merkezi
  • Yayınlanma: 26 Mart 2026 14:59
  • Güncellenme: 27 Mart 2026 09:52

8 Kasım 2025’te Kocaeli’nin Dilovası ilçesinde 3’ü çocuk 7 kişinin öldüğü, 6 kişinin yaralandığı kozmetik fabrikası yangınına ilişkin, aralarında şirket yetkililerinin de bulunduğu 8’i tutuklu, 2’si firari 16 sanığın yargılandığı davanın üçüncü duruşması bugün Gebze 7. Ağır Ceza Mahkemesi’nce Kandıra Cezaevi Yerleşkesi Duruşma Salonu’nda yapıldı.

Aileler, çocuklarının sigortasız, güvencesiz ve ağır koşullarda çalıştırıldığını belirterek sanıkların sorumluluğuna dikkat çekti. “Evlatlarımızı kömür olarak aldık” diyen aileler, göz göre göre gelen yangında ihmaller zincirinin ortaya çıkarılmasını ve tüm sorumluların yargılanmasını istedi.

Dünkü duruşmada, sanıklardan Ali Osman Akat yangında yaşamını yitiren ailelerin ve avukatlarının bulunduğu tarafa dönerek, “Sesim basiretli geliyor mu?” diye sormuştu. Kimlik tespiti sırasında da mesleği için “basiretli iş adamı” ifadeleri kullanan Akat, bu sözlerine tepki gösteren aileler ve avukatlara, “Şov yapmayın” şeklinde bağırmıştı.

Saat 10.40 sıralarında başlayan bugünkü oturumda ise Ali Osman Akat’ı talimatıyla sanıkların saklanmasına yardım ettiği öne sürülen Onay Yörüklü sanık kürsüsüne geldi. Yörüklü savunmasında genelikle inşaat işinde uğraştığını ve sanıklardan Ali Osman Akat ile siyasi suç nedeniyle girdiği cezaevinde tanıştığını belirtti.

“Bana ‘Yeğenlerimin can güvenliği tehdit altında’ dedi”

Akat şöyle konuştu:

“Tahliye olduktan sonra ben Bodrum’da yaşarken, beni aradı ve ‘gelip burada çalışabilirsin’ dedi. Bunun üzerine ben de Bodrum’dan Çerkezköy’e geldim. Zaman zaman günlük işlerde Ali Osman Akat’ın fabrikasında çalıştım. Olay günü TOKİ şantiyesinde bulunuyordum. Şantiyedeyken Ali Osman Akat aradı ve ‘Burada yeğenlerim var, ağırlayabilir misin?’ dedi. Ben de ‘olabilir’ dedim. Sonra Ali Osman Akat, ‘Haberleri görebildin mi?’ dedi. Ne olduğunu sorduğumda, ‘Anlatırım’ dedi ve telefonu kapattı. Cep telefonumla son dakikalara baktım ancak herhangi bir haber göremedim. Bana haberlerin linkini atmasını istedim. Haber linkini bana yeğenlerini aldıktan sonra attı. İfade edildiği gibi ‘Polise teslim et demiş olsaydı’, ben onları o anda polise götürürdüm.

Fabrikanın outlet kısmına gittiğimde oradaki güvenliğe ‘burada kimse var mı?’ diye sordum. Arabada bekleyen 2 yeğen ve Apo (Abdurrahman Bayat) denilen kişiyle karşılaştım. Dayılarının isteği üzerine kendilerini almaya geldiğimi söyledim. Abdurrahman daha çok Altay’la konuşuyordu. Ya Altay ya İsmail, Abdurrahman’a ‘Çantaları al götür, Gökberk’e ulaştır’ dedi. Kendi çantalarını da benim arabaya koydular. Ben ayrıldığımda Abdurrahman daha çıkmamıştı. Daha sonra onları alıp doğrudan Marmara Ereğlisi’ne götürdüm. Arkadaşım Ömer’e mesaj attım. Sahilde bir yer vardı. Ben o saate kadar bir suç işlendiğini bilmiyordum. Ömer sahile yakın bir ev olduğunu söyledi. Ömer, bu evin kirasının nasıl ödeneceğini sordu. Eve vardık. Ömer’in yeğeniyle beraber eve bir şeyler aldık. Ben evden ayrıldıktan sonra cep telefonuma haber linki geldi. Haberin içeriği tüyler ürperticiydi. Bu olay nerede oldu diye Ali Osman Akat’a mesaj attım. Bana ‘Bu yeğenlerimin babasının fabrikası. Yeğenlerimin can güvenliği tehdit altında olduğu için orada bulunuyorlar’ dedi.”

Adının dava dosyasında geçmesinden dolayı ailesinin kendisiyle ilişkisini kestiğini ifade eden Yörüklü, olayın ardandan ablasının STK’larda yer aldığını ve mağdur aileler ile anma törenine katıldığını belirtti. Yörüklü, “Böylesi bir dosyada yargılanıyor olmanın utancı içerisindeyim. Kendi geçmişime, demokratik topluma karşı utanç içerisindeyim” şeklinde konuştu.

‘Ali Osman Akat emniyetle irtibat halindeyim dedi’

Oransal kardeşleri kendi iradesiyle emniyete teslim ettiğini öne süren Yörüklü, o anlarda yaşananları şöyle anlattı:

“Ben evden ayrıldıktan sonra Ali Osman Akat, ‘Ben emniyet ile irtibat halindeyim. Orada bekle, onlar bir yere kaçmasın’ dedi. Ben de kimsenin bekçisi olmayacağımı söyledim. Sonra 115 ve İstanbul Emniyet Müdürlüğü’nü aradım. Erhan isimli bir polis memuru beni aradı. Kendisiyle uzun uzun konuştuk. O da bana ‘Whatsapp üzerinden konuşalım’ dedi. Sonra ben polise canlı konum attım. Fakat internetim olmadığı için mesajlarım gitmedi.

‘Çocukların babasının fabrikası, bunların suçu yok’ 

Ancak ben ‘birilerini bana yönlendirin bunları yakalatalım’ dedim. Kocaeli Emniyeti’nden beni arayan polis memurlarıyla beraber, 2 kardeşin olduğu eve gittim. Onları polise teslim ettim. Ardından bana ‘şimdi git yarın Kocaeli’ne ifade ver’ dediler. 5 dakika sonra ‘Savcı seni görmek istiyor, beraber gideceğiz’ dediler. Ali Osman Akat bana, ‘Bu çocukların babasının fabrikası, bunların suçu yok’ dedi. Can güvenliği gerekçesi olduğunu söylediler. Ben de internetten araştırdım o yüzden gittim. Bilsem asla gitmezdim. Ali Osman Akat’a iletmek üzere, Çetin dayıma haber verin diye bir not ulaştırdılar. Ali Osman Akat’ı defalarca aradım. ‘Yeğenlerim ilgili hiçbir sorun yok rahat olsunlar. Oradan ayrılmasınlar, ben emniyet ile iletişim halindeyim’ dedi. Kendi iradem ile polisi arayarak ihbar ettim. Kocaeli Emniyeti ile görüştüğümde şu anda onların evine doğru yoldayım, gelin buluşalım dedim. Marmara Ereğlisi girişinde bir market var. Marketin önünde polisle buluşup, sanıkların bulunduğu eve doğru gittim. Sonrasında ben oradan ayrılmadım. Gelen polisler gidersin Kocaeli Emniyet’e ifade verirsin dedi. Sonrasında ise savcının beni de istediği söylenerek gözaltına alındım”

Müşteki avukatından soru

Mahkeme başkanı telefon çözümünün dosyada yer almadığı belirterek, “Telefonun şifreli mi? Geri mi aldın. Dosyada görünmüyor” dedi. Yörüklü, “Telefonumu teslim ettim, şifresini de kaldırdım. Telefonumun neden incelenmediğini anlamış değilim. Verdiğim dilekçede de telefonumun bir an önce incelenmesini istedim. Eğer telefonumun başına bir şey geldiyse, o telefon benim masumiyetimin belgesi” şeklinde konuştu.

Bir müşteki avukatı Yörüklü’ye, “Ali Osman Akat ile cezaevinde tanıştınız. Akat’ın 110 kilo kokainle yakalandıktan sonraki hızlı yükselişini sorgulamadınız mı? Bunu sorgulayarak mı Çerkezköy’e gelip Ali Osman Akat’la çalışmaya başladınız?” sorusunu yöneltmesi üzerine Yörüklü, “Bunun bir sorun olacağını düşünmedim. Sosyal ilişkilerin belirli şeylerle sınırlandırılması gerektiğini düşünmüyorum” yanıtını verdi.

Evrensel’in aktardığına göre tutuksuz sanık Ömer Aktan ise savunmasında, olayla bağlantısının ev kiralama süreciyle sınırlı olduğunu öne sürdü. “Arkadaşıma ev tuttuğum için böyle bir davada yargılanıyor olmaktan utanç duyuyorum” dedi. Aktan, olay günü Çetin’in talebiyle kısa süreli kiralık ev aradıklarını, akşam saatlerinde kardeşlerin eve yerleştiğini anlattı. Daha sonra telefon görüşmeleri yapıldığını ve haberlerde yangını gördükten sonra durumdan şüphelendiğini belirtti. Aktan, “Google’dan haberleri araştırdım. Onay’a olayı sordum. Bana bunların fabrika sahibinin çocukları olduğunu söyledi. ‘Bunlarla ne işin var?’ dedim. Hatta kendisine, böyle bir dosyada isminin geçmesinin doğru olmadığını söyledim. Onay’ın ihbarı ne zaman yaptığını bilmiyorum. Emniyet gelip beni de gözaltına aldı” dedi.

Yangından yaralı kurtulan işçiler anlattı

Sanık savunmalarının tamamlanmasının ardından müşteki beyanlarına geçildi. Önce yangından patlamadan yaralı kurtulan müştekiler, aynı zamanda tanık sıfatıyla dinlendi.

‘Lider Kozmetik, LCW ve DeFacto gibi markalara parfüm üretiyorduk’

Ravive Kozmetik yangınından yaralı olarak kurtulan yaklaşık 4-4.5 yıldır burada çalıştığını belirten Gülhan Bendi’nin beyanı ile devam etti. Bendi, işyerinde Kiva Kozmetik, Lider Kozmetik gibi firmalara ve bunların yanı sıra Defacto, Lc Waikiki, Oransal kardeşlere ait Shauran ve Sheliq ile Çetin Akat’a ait Vertus marka parfümlerin, A101, BİM ve Şok zincir marketlerinde satılan parfümlerin imalat, dolum ve paketlemesinin de yapıldığını belirtti.

Bendi beyanında “Kurtuluş Oransal Gebze Adliyesinde beklerken ‘Benim gelinimin burada ne işi var’ dedi. Yukarda işçilerin sigortası olduğunu söyle dedi ve para teklif etti. Ayrıca Altay Ali Oransal ve İsmail Oransal gelmedik görmedik bilmiyorduk diyorlar yalan söylüyorlar. Aleyna Oransal da geldi. Sheliq remlerinin dolumunu yapıyorduk, Fransa’da üretiyorum dediği Shauran marka parfümü de üretiyorduk. Bize parfümlerin hammaddeleri Tekirdağ Çorlu’dan geliyordu” dedi.

‘Sürekli elektriklerde sorun vardı, şalter atıyordu’

Bendi, “Sürekli elektrik sorunları yaşanıyordu şartel atıyordu. Tuncay, parfüm yapılan makinenin içine mikseri koyup fişi takınca yangın çıktı. Üstüm başım yanar halde dışarı çıktım, tüm kıyafetlerim yandı. Dakikalar içerisinde işyerinin tamamı yanmaya başladı.” dedi.

Olay günü cumartesi olmasına rağmen işçilerin Kurtuluş Oransal’ın talimatıyla mesaiye çağrıldığını söyleyen Bendi, cezaevinde ölen patron Kurtuluş Oransal’ın yangın merdiveni için birilerini getirdiğini aktardı, “Gelip bakmışlar 300 bin istemişler ‘çok pahalı yaptıramam’dedi. Sonra bir kere daha geldiler 500 bin istemişler o zaman da maliyetli olacak diye yaptırmadı” dedi.

“Altay Oransal’ın ‘Fransa’da üretiliyor’ dediği ürünleri yanan fabrikada kendimiz üretiyorduk. Bunun hepsinin delili var. Diğer ürünleri de yine biz yapıyorduk” diyen Bendi, Ataşehir’deki ofise de defalarca gittiklerini anlattı: “Şimdi bizi tanımadıklarını söylüyorlar, hepsi yalan. Ölen arkadaşlarla birlikte oraya defalarca gittik” dedi.

‘Kurtuluş personel sigortalıydı dememi söyledi, rüşvet teklif etti’

Sanıkların yalan beyanda bulunduğunu belirterek Gülhan Bendi, “Dün inkâr etti ama fabrikanın tadilat ve tamirat masraflarını İsmail Oransal ödüyordu. Aleyna Oransal ‘Fabrikaya gitmezdim’ dedi ama geldi, çalıştı. Gökberk de defalarca geldi ve çalıştı. Gökberk, İsmail’in ofis çalışanıydı… Islak imzayla işyeri sahibi olanlar kendi sorumluluklarını inkâr ederken beni neye dayanarak işyeri sorumlusu ilan ediyor? Nezarethanede Kurtuluş bana, ‘Personelim sigortalıydı’ dememi söyledi. Bunun karşılığında bana para teklif etti. Altay ve İsmail Oransal müşterilerini fabrikaya getirip makineleri ve yapılan işleri övüyordu. Şimdi burada neden yalan söylüyorsunuz? Anneler, genç kızlar öldü; vicdanınız rahat mı?” diyerek tepkisini dile getirdi.

‘LCW ve DeFacto gibi markalara parfüm üretiyorduk’

Bendi, “Biz fabrikada Ali Osman Akat’ın kardeşi Çetin Akat’ın ürünlerini de imal ediyorduk. Yeni yere taşındığımızda LCW, DeFacto gibi markalarla da anlaşıp onlara parfüm üretmeye başladık. Sheliq remlerinin dolumunu yapıyorduk, Fransa’da üretiyorum dediği Shauran marka parfümü de üretiyorduk. Bize parfümlerin hammaddeleri Tekirdağ Çorlu’dan geliyordu. İsmail Oransal, Tuncay’a ve Hürol’a formül atıyordu. Üretim o şekilde yapılıyordu. İsmail ve Altay fabrikaya geldiklerinde bazen çalışır, iş konuşur ve müşteri ağırlarlardı. Altay daha aktifti.” dedi.

‘Markalar üretimi kontrole geliyordu’

Denetimlerin yetersiz olduğunu vurgulayan Bendi, markaların üretimi kontrol etmeye geldiğini ancak resmi kurumların denetim yapmadığını, gelen zabıta ekiplerinin ise çay kahve içip parfüm gibi hediyelerini alıp gittiklerini söyledi.

‘Mutfakçı diye alındım, her işi yaptırıldı’

Fabrikada çalışan işçilerden müşteki Keriman Miskin mutfakçı olarak işe alındığını ama her işi yaptığı anlattı: “Eski işyerinde sadece dolum yapardık. Yeni işyerine geldiğimizde tadilat yapılmadı. Buraya taşındıktan sonra kolonya, parfüm, krem ve benzeri ürünlerin üretimini yapmaya başladık. Son dönemlerde sürekli İsmail Oransal’ın siparişlerini üretiyorduk. Vücut losyonları da üretiyorduk. İsmail Oransal ve Altay Oransal da işyerine gelirdi. Ürün getirip götürürlerdi. Lider Kozmetik’e ürün yetiştirmek için gece yarılarına kadar çalışıyorduk. Gökberk de mal getirip götürürdü. Son dönemlerde kendi ürününü getiriyordu, bazen kendisi de üretim yapıyordu. İsmail ve Altay’ın Ataşehir’deki ofisine birkaç kez gidip ürünlerin kargo paketlemesini yapıyorduk; orada bize Gökberk talimat veriyordu.” dedi.

Olay günü ambalaj sorunu nedeniyle iade edilen ürünlerin yeniden ambalajını yaptıklarını aktaran Miskin, “Tuncay ürün hazırlıyordu; patlama da bu sırada meydana geldi. Patlama anında alevler yükseldi, kutular havaya uçtu ve tutuştu” dedi.

Farklı zabıtalar gelirdi, hepsine hediye verilirdi

İş güvenliği eğitimi verilmediğini, koruyucu malzeme ve ekipman sağlanmadığını ifade eden işçi Miskin, “Komşular, koku ve kapının önüne bıraktığımız kutular nedeniyle sürekli gelip şikâyet ediyordu. Zabıta geldiğinde ise Kurtuluş’la konuşup geri gidiyordu. Zabıtalar geldiğinde fabrikada üretilen ürünlerden hediye verilerek gönderilirdi. Farklı zabıtalar gelirdi, hepsine hediye verilirdi. Zabıtaları görsem hatırlayabilirim. Zaten küçük bir belediyeyiz, çalışanlar belli. Ama çok sayıda zabıta gelirdi” dedi.

‘5 yıldır çalışıyorum sigortam yapılmadı’

Miskin’in beyanına göre 5 yıldır çalıştığı sürede hiç sigortası yapılmadı. Yemeklerini paletlerin üzerine oturarak yediklerini belirten Miskin “Başka bir imkânımız yoktu. Yemeklerimizi evden getirip o şekilde yerdik. Mutfakta küçük bir tüp ve birkaç tabak çanak vardı. Tek dinlenme alanımız orasıydı” diye konuştu.

Pandemiden beri işyerinde çalıştığını beyan eden, patlamadan ağır yaralı olarak kurtulan işçilerden müşteki Ayten Aras da olay gününü şöyle anlattı:

“Saat 08.00’de işe başladık. Tuncay parfüm hazırlıyordu. Saat 09.10’da patlama oldu. Bir anda üstümüz yanmaya başladı. Panikle dışarı kaçıp üzerimdeki alevleri söndürdüm. Arkadaşlarımı göremedim. Anlatınca üzülüyorum, kendimi toparlayamıyorum.”

‘Hiç iş güvenliği eğitimi almadım’

Fabrika sahiplerinin işyerine sıklıkla geldiğini bazen üretime de yardım ettiklerini söyleyen Aras, “Hatta zaman zaman başka arkadaşlarını da getiriyorlardı. İş yetiştirmek için gece 11-12’lere kadar çalışıyorduk… Hiç iş güvenliği eğitimi almadım. Arada ‘Denetime gelecekler’ denilerek bizi işyerinden çıkarıyorlardı. Denetlemeye kimin geldiğini bilmiyordum. Kurtuluş ise bize sürekli, ‘Durmadan çalışın, benden bir şey istemeyin’ diyordu… Kurtuluş, çocuklarına danışmadan hiçbir iş yapmazdı. Çocuklarını çağırır, onlara danışırdı. Kendi aralarında toplantılar yaparlardı” dedi.

‘Çalışanlar arasında çocuk ve göçmen işçiler de vardı’

Av. Elif Yetişgin’in sorusu üzerine Aras da yemek ve çay verilmediğini, makinelerin arasında yemek yiyip ibadetlerini yerine getirdiklerini anlattı: “İşyeri adeta cezaevi gibiydi” dedi. Aras çalıştırılanlar arasında çocuk ve göçmen işçilerin de olduğunu ifade etti.

‘Zabıtalar gelir, çay kahve içer, hediyelerini alıp giderdi’

Av. Gülyeter Aktepe’nin sorusu üzerine Aras, “Üretim sırasında bize koruyucu ekipman verilmedi. Çevreden gelen şikâyetler üzerine de herhangi bir işlem yapılmazdı. Zabıtalar gelir, çay kahve içer, hediyelerini alıp giderdi” dedi.

Aileler: Evlatlarımızı kömür olarak aldık

Görgüye dayalı müşteki beyanlarının tamamlanmasının ardından, yaşamını yitiren işçilerin ailelerinin beyanlarına geçildi. Aileler, çocuklarının sigortasız, güvencesiz ve ağır koşullarda çalıştırıldığını belirterek sanıkların sorumluluğuna dikkat çekti. “Evlatlarımızı kömür olarak aldık” diyen aileler, ihmaller zincirinin ortaya çıkarılmasını ve tüm sorumluların yargılanmasını istedi.

Nisanur Taşdemir’in annesi Altun Taşdemir: “Kızım kömür oldu. Kızım yaşamak istiyordu. Bir yıldır orada çalışıyordu, dolum yapıyordu. Kızım, yol ve yemek parasının verilmediğini, fazla mesai ücretlerinin ödenmediğini, koruyucu ekipman sağlanmadığını söylüyordu. Eşim kanser hastasıydı; kızım da orada Gülhan aracılığıyla çalışmaya başlamıştı. Sigortası yoktu, kızımın kefeni olmadı. Şikâyetçiyim, davaya katılmak istiyorum.”

Nisa Taşdemir’in babası Vedat Taşdemir: “Ben kanser olduğum için kızım orada çalışmaya başladığında hastanede yatıyordum. Kızımın cesedini toprak halinde aldım. Meğer kızım kaldırım taşlarının üstünde yemek yiyormuş. Kızımın maaşını bile zamanında vermiyorlardı, kesinti yapıyorlardı. Evlatlarımızı kömür olarak aldım. Adalet istiyorum sayın hâkim. Şikâyetçiyim, davaya katılmak istiyorum.”

Tuba Taşdemir’in annesi Saliha Taşdemir, “Kızımı oyalayıp sigortasını yapmadılar. Sürekli ücretinden kesinti yapıyorlardı. Kızımın hakkını yediler. Bizim canlarımızı siz öldürdünüz. Kurtuluş’un çocuklarımıza sürekli hakaret ettiği söyleniyordu.”

Tuba Taşdemir’in babası Şahin Taşdemir: “İçimiz yanıyor. Çocuklarımız birbirine sarılarak, çığlık çığlığa can verdi. 300 bin lira için yangın merdiveni yapılmamış. Cenazelerimiz kül olmuştu. Adalet istiyoruz. Şikâyetçiyiz. Burası çok uzak, gelemiyoruz. Davanın Gebze’ye alınmasını istiyoruz” dedi.

‘Sürekli sözlü şiddete uğruyordu’

Cansu Esetoğlu’nun annesi Filiz Esetoğlu: “Kızım 1,5 senedir orada çalışıyordu. Sürekli sözlü şiddete uğruyordu. Mecburiyetten orada çalışıyordu. Mesaiye kalmak istemezse işten kovulmakla tehdit ediliyordu. Fazla mesai ücreti de ödenmiyordu. Sigortasızdı. Şikâyetçiyim.”

Cansu Esetoğlu’nun babası İbrahim Esetoğlu: “Para hırsıyla bu insanların canını aldınız. ‘Senede şu kadar kazanıyoruz, bir şişe parfümümüz şu kadar’ diyorsunuz. Bu insanların kanını emerek kazandınız. Siz kan emici vampirlersiniz, gözünüz doymadı. Onları köle gibi çalıştırdınız. Bu insanları kapalı bir kutuya koydunuz. 7 cana karşı bilerek ve isteyerek cinayet işlediniz. Hiçbir önlem yoktu, her yer ihmal doluydu. En ağır cezayı almalarını talep ediyorum. Şikâyetçiyim. Babalarına suç atıyorlar. Kızım bana onların da babalarıyla birlikte üretim yaptıklarını, birlikte para kazandıklarını söylemişti. Neden yalan söylüyorsunuz? Sizin savunulacak hiçbir yanınız yok. Ben kızımı ancak dişlerinden tanıyabildim.”

Esma Gikan’ın eşi Aytekin Gikan: “Eşim mükemmel bir insandı. Gariptim ama mutluydum; şimdi huzurum yok. 3 çocuğum annesiz kaldı. Bunun sebebi gözlerini para hırsı bürümüş bu insanlar. İnsanları sigortasız çalıştırdınız; bindiğiniz araba kaç para? 5 aydır işsizim. Artık çocuklarımın hem annesi hem babasıyım. Bu olaydan sonra çocuklarımı okula bıraktığım için işe yarım saat geç kaldım diye işten çıkarıldım. Siz insana mı değer veriyorsunuz, paraya mı?”

‘Çorlu’daki fabrikası denetlenecek yer olarak gösteriliyordu’

Tuncay Yıldız’ın oğlu Alihan Yıldız: “Ben patlamanın olduğu yere bir kez gittim. Patlama riski bulunan yerde Kurtuluş Oransal sigara içiyordu. Tek sorumlu o değildi; Altay, İsmail ve Gökberk de sorumluydu. Bu fabrikayı Ali Osman Akat’ın maddi desteğiyle kurdular. Üretim yeri olarak Çorlu’da bir fabrika gösterilerek markaların denetiminden geçiliyordu. Ancak ürünler gerçekte patlamanın yaşandığı yerde üretiliyordu. Bunları bana babam anlattı. Gökberk bir çalışan değildi. Babam hem Gökberk’ten hem İsmail’den hem de Kurtuluş’tan maaş aldı. Bana, ‘Ataşehir’deki ofisten maaşımı alıp geleceğim’ diyordu. O ofis, Ravive’nin merkez ofisiydi” dedi.

Tuncay Yıldız’ın kızı Nursema Yıldız: “Kurtuluş ve oğulları olaydan 1 ay önce dedemin cenazesine ve evimize geldiler; şimdi ise burada bizi tanımadıklarını söylüyorlar. Babamdan, İsmail ve Altay’ın da şirket sahibi olduğunu, babalarıyla birlikte çalıştıklarını duydum. Bu işin başı Ali Osman Akat’tır. Çorlu’daki fabrikası denetlenecek yer olarak gösteriliyordu. Babam, Akat’ın bağlantıları olduğunu ve bu şekilde denetimlerden geçtiklerini söylemişti. Kurtuluş, babama oğullarının dayıları Ali Osman Akat’a çok düşkün olduğunu söylüyordu. Dava öncesinde Çetin Akat bizimle iletişime geçmeye çalıştı. Ancak bu görüşmeyi kabul etmedik. Ali Osman Akat kendi ailesinden biri yanarak ölse, burada güldüğü gibi gülebilir miydi? En çok onun soruşturulmasını ve yargılanmasını istiyorum. İşyeri karışık ve düzensizdi; babamın çekip bana gönderdiği fotoğrafları dosyaya sundum. Kurtuluş fabrika işlerinden, oğulları merkez ofisteki pazarlama işlerinden, Gökberk ise şirketin yurt dışı işlerinden sorumluydu. Hepsinin sorumluluğu vardı. Şikâyetçiyim, davaya katılmak istiyorum.”


Dava tanıkların dinlenmesiyle devam etti. Duruşmada dinlenen ilk tanık Cemil Düzgüner, patlamanın yaşandığı atölyenin 6-7 metre uzağında ikamet eden bir vatandaş olarak mahkemeye önemli beyanlarda bulundu.

Büyükakın ‘Sorumluluk Dilovası’nda’ demişti

Patlamanın ardından işçi aileleriyle bir araya gelen Kocaeli Büyükşehir Belediye Başkanı Tahir Büyükakın, söz konusu işletmenin varlığından haberdar olmadığını iddia etmişti. Büyükakın, iş yerinin ruhsat ve denetim sorumluluğunun tamamen Dilovası Belediyesinde olduğunu ileri sürerek Büyükşehir’in sorumluluğu olmadığı iddia etmişti.

Kaçak bina şikayetleri sonuçsuz kaldı

Tanık Düzgüner, binanın parfüm deposu olarak kullanılmaya başlanmasından önce kaçak olduğuna dair CİMER üzerinden üç kez şikayette bulunduğunu belirtti. Düzgüner, şikayetlerine verilen yanıtları şöyle aktardı: “İlk şikayetimde adresin belirlenemediği yanıtını geldi. Sonraki süreçte ise binanın yıkım kararı olduğu ve mahkemesinin devam ettiği bildirildi.”

“Zabıtalar çatı yapımı için sokağı tuttu”

Düzgüner’in en dikkat çekici beyanlarından biri, yıkım kararı olan binanın tadilat sürecine dair oldu. Tanığın beyanına göre hakkında yıkım kararı bulunan binanın çatısının yapılması için sokağın başı zabıtalar tarafından tutuldu. Duruma tepki gösteren Düzgüner, “Yıkım kararı olan bir binanın çatısı nasıl yapılıyor?” diyerek sürece itiraz ettiğini dile getirdi.

“Büyükşehir İtfaiyesi biliyordu”

Binanın parfüm deposu olarak kullanıldığı dönemde Kocaeli Büyükşehir Belediyesi İtfaiyesine bağlı ekiplerin binaya geldiğini gördüğünü belirten Düzgüner, şu ayrıntıları paylaştı: “İtfaiye görevlilerinin binadan çıktığına şahit oldum. Olay yerinde itfaiye aracı değil, Büyükşehir İtfaiyesine ait sivil bir araç vardı.”

Koku şikayetlerine rağmen önlem alınmadı

Tanık, 2024 yılının ağustos ayında bölgedeki ağır koku nedeniyle hem Beyaz Masa’ya hem de Dilovası Belediyesine şikayette bulunduğunu kaydetti. Buranın bir parfüm deposu, depolama ve imalat yeri olduğunu yetkililere bildirmesine rağmen patlama anına kadar herhangi bir somut adım atılmadığını vurguladı.

Kocaeli Büyükşehir Belediye Başkanı Tahir Büyükakın işçi aileleriyle yaptığı görüşmede kendisinin bu iş yerinin varlığından haberdar olmadığını, iş yerine ilişkin tüm sorumluluğun Dilovası Belediyesinde olduğunu söylemişti. Bugün mahkemede dinlenen tanık Cemil Düzgüner ise Kocaeli Büyükşehir Belediyesi’ne ait itfaiyenin parfüm deposuna geldiğini gördüğünü söyledi.