Ercüment Akdeniz / Rojda Aslan / Kıvanç Eliaçık
ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırıları ve İran’ın misillemeleri bölge genelinde emekçileri zor durumda bıraktı. Sivil can kayıplarının büyük bölümü göçmen işçilerden oluşuyor. Göçmenler ekonomik zorluk ve yeni ayrımcılık türlerine de maruz kalıyor. İnsan Hakları İzleme Örgütü (HRW), Uluslararası Göç Örgütü (IOM) ve Anti-Slavery International (Uluslararası Kölelik Karşıtı Örgüt) raporları bunlara dikkat çekiyor.
HRW’ye göre sivil ölümlerin büyük bölümü göçmen işçilerden oluşuyor. Sivil havalimanlarına yönelik SİHA saldırılarında havalimanı çalışanları ve güvenlik görevlileri hedef oldu. Lübnan’da 31, İran’da 55 sağlık çalışanının görev başında öldürüldüğü bildirildi. Dubai Finans Merkezi ve lüks otellere yapılan saldırılar garson, temizlikçi ve güvenlik görevlilerini ateş hattında bıraktı. Bahreyn, Umman ve İsrail’de göçmen ev işçilerinin ölümleri haberlere konu oldu. Yakın zamanda (8 Şubat-12 Mart arası) Dubai, Doha ve Riyad gibi merkezlerde 18 bin 400’den fazla uçuş iptal edildi. Başta Nepal, Bangladeş ve Filipinler’den gelen binlerce işçi havalimanlarında mahsur kaldı.
Körfez Arap devletlerinde uygulanan “kafala sistemi” nedeniyle işçilerin pasaportları işverenler tarafından alıkonulmuş durumda. Kafala sistemi işveren vekilliğine dayanıyor ve işçileri haklardan yoksun bırakıyor. Göçmen işçiler yasal engeller ve pasaportlarına erişememeleri nedeniyle çatışma bölgelerinden tahliye edilemiyorlar.
İran: Göçmen işçiler Pakistan ve Azerbaycan’a geçmeye çalışıyor
Hürmüz Boğazı’nın kapatılması ve sivil gemilere yönelik saldırılar, denizcilik sektörü çalışanlarını büyük risk altına soktu; ticari gemiler “savaş suçu” sayılabilecek şekilde hedef alınıyor. Öte yandan göçmen işçiler, dil bariyeri veya eksik bilgilendirme nedeniyle sığınaklara erişemiyor. Birçok işçi, sığınaklara alınmıyor veya gelişmelerden habersiz kalıyor. Özellikle yabancı ev işçileri, dış dünyayla bağları kopuk olduğu ve işverenlerinden izin alamadıkları için sığınaklara gidemiyor ve ülkeden ayrılamıyor.
İran’daki 4.4 milyon kadar Afgan mülteci, hem bombardıman hem de artan siyasi baskılar nedeniyle zorla geri gönderilme riskiyle karşı karşıya. İran’da yaşayan göçmen işçiler Pakistan ve Azerbaycan’a gitmeye çalışıyor. İşverenler savaşı bahane ederek maaşları ödemiyor, işçileri tazminatsız işten çıkarıyor veya zorla ücretsiz izne ayırıyor. İşçiler eşyalarını ve birikmiş ücretlerini alamadan ortada kalıyor.
Uluslararası Bankacılık işlemlerinin durmasıyla işçiler memleketlerine para gönderemiyor. Bu durum, Güney Asya ve Afrika’daki milyonlarca aileyi açlık sınırı ve ekonomik krizle karşı karşıya bırakıyor.

Abudabi ve Doha: ‘Şu anda acil talep bölge dışına çıkabilmek’
Körfezde yangını büyüyen savaş sadece mavi yakalı değil beyaz yakalı çalışanları da etkiliyor. Gabriel Talbot (44), Abudabi ve Doha’da yaklaşık 2 yıldır çalışıyor. Sorularımızı yanıtlayan Talbot gözlemlerini şöyle aktarıyor:
“Çatışma hâlâ çok yeni olduğu için, durumdaki belirgin değişimleri gözlemlemek zor. Ancak çalıştığın ülkeden ayrılabilme konusunda net bir ayrışma var: beyaz yakalı çalışanlar, mavi yakalı işçilere kıyasla bölge dışına çıkma ya da başka yerlerde çalışma konusunda çok daha fazla imkâna sahip. Benim gözlemlerime göre en yaygın endişe, insanların ülkeden ayrılamaması. Bu yalnızca savaştan kaçmakla ilgili değil; aynı zamanda önceden planlanmış tatiller kapsamında ailelerini ziyaret edememeleri de önemli bir sorun. Öte yandan bazı kişiler bulundukları yerde mahsur kaldı ve geri dönemedi. Bir diğer büyük sorun ise birçok mavi yakalı çalışanın açık alanda çalışması. Bu durum, saldırılar sırasında ortaya çıkan enkaz ve parçacıklardan korunmalarını ciddi şekilde zorlaştırıyor. Şu an en acil talepleri ülkeden çıkabilmek. Bu işçilerin büyük kısmı Güney ve Güneydoğu Asya’dan geliyor ve Suudi Arabistan’a vize almakta bile ciddi zorluk yaşıyorlar. Yoğun başvuru nedeniyle süreç oldukça uzun sürüyor ve ciddi gecikmeler yaşanıyor”.
Dubai: Savaş sirenleri çalıyor, işçilerin telefonuna uyarı mesajları geliyor
İstanbul’dan Körfez ülkelere çalışmak için giden Elektrik Mühendisi V. Tatan, Dubai’den sorularımızı yanıtladı. Tatan’a göre savaş bölgesini ilk terk edebilenler beyaz yakalılar. Mavi yakalı çalışanlarda durum çok daha zor. Yanlarında eş ve çocuklarını götürenler ise ilk olarak ailelerini çıkarmanın derdine düşmüşler. Hükümet okullarda ara tatili uzatmış. Uçuşlarda aksamalar olduğunu ifade eden Tatan, bilet fiyatlarının yükseldiğini söylüyor. Dubai’den İstanbul’a uçuş ise neredeyse 8 saati buluyor. Savaş nedeniyle uçuş rotaları değiştiği için İstanbul’a giden uçaklar Arabistan, Süveyş Kanalı, Mısır ve Kıbrıs’ın batısı üzerinden dolanıp gidiyorlar. Devamını kendisinden dinleyelim:

“Dubai’de metro yapımı işinde bir Türk firmasında çalışıyoruz. Şimdilik 100’ün üzerinde eleman var. Proje kapsamında sayı artacak. Metro projelerinde yaklaşık 8 bin çalışan var. Ayrıca on binlerce inşaat işçisi yüksek katlı yapılarda çalışıyor. Villa yapımı da var. Genelde Hindistan, Pakistan, Filipin, Bangladeş gibi ülkelerden göçmen işçiler geliyor. Türkiyeli işçiler sayıca daha az. Uzak Asya’dan gelenler vize sorunu yaşayabiliyor. Beyaz yakalı çalışanlarda Hindistan, Türkiye, Suriye, Mısır gibi ülkeler öne çıkıyor. Türkiyeli işçiler kendi firmalarıyla geliyor. Savaş, İran’ın dışında bölge ülkelerini de etkiledi. Bazen bomba düşme haberlerini alıyoruz. Parçalar düşüyor, havada vurulanlar oluyor. Çalışanlarda açık alanda çalışma kaygısı var. Buradaki Hükümet de ‘Açık alanda çalışmayın’ diye direktif veriyor. Alarm, siren sesleri altında çalışıyor insanlar. Cep telefonlarına saldırı uyarı mesajları geliyor. Metro yapımındaki işçiler henüz yer altına inmediği için benzer endişe içindeler. Ama yine de genel bir panik havası olduğu söylenemez. Ücret ödemelerinde şimdilik aksama olmadı. Fakat gıda dışındaki diğer ürünlerde tedarik sorunları yaşanıyor. Savaş Dubai’de en çok turizm sektörünü vurdu. Uçuşlar seyreldi, rezervasyonlar düştü. Turizm sektöründe çalışan işçiler de bu durumdan etkileniyor. İşçiler çarşıya kontrollü gidebiliyor. Ailelere para göndermede pek sorun olmadı. Ama burada internet alt yapısında bazen duraksamalar oluyor.”
Etiyopya, Libya, Arabistan: Göçmen işçilerle sendikal dayanışma
Türkiye’den yurtdışına çalışmaya giden inşaat işçileri genelde birikmiş ücretlerini alamıyor. DİSK’e bağlı Dev Yapı-İş Sendikası Genel Başkanı Özgür Karabulut, “Sorun bize gelince uluslararası kurumlar, sendikalarla görüşüyoruz. Uluslararası Sendikalar Konfederasyonu (ITUC) ile ilişki halindeyiz. Dışişleri Bakanlığıyla da görüştüğümüz oluyor. Bugüne kadar genellikle sorunları çözdüğümüzü söyleyebilirim” diyor.
Karabulut’un savaşa ve inşaat işçilerine dair değerlendirmesi ise şöyle: “Halen Suudi Arabistan’da çözemediğimiz bir mesele var. İnşaat işçileri parasını alamadı. Yaklaşık 18 aylık alacakları duruyor. Bölgede bir savaş durumu var ve bu arkadaşlardan bir grup işçi hala orada. İnşaat sahibi firma bankalara borcu olduğunu söylüyor. İşçiler hakları için eylem yaptı fakat gözaltına alındılar. Bu konuda girişimlerimiz oldu. Suudi Arabistan’da “kafala” denen sistem nedeniyle güvenceli, sendikalı çalışma söz konusu değil. Sendikaların yerine geçen işçi komitesi var. Onlar devreye girdiler ama meseleyi çözemediler. Uluslararası Af Örgütü ile temasa geçtik, işverenler üzerinde belli bir baskı oluşturdular. Mart sonunda paraların işçilere ödeneceği söylendi”.
Savaş nedeniyle işçilerde can güvenliği kaygısının öne çıktığına vurgu yapan Karabulut devamında şunları dile getiriyor: “Şimdi de İran savaşı ve bölgede vurulan ülkeler var. Henüz işçilerden bize başvuru gelmedi. Bu tip durumlarda Dev Yapı İş olarak Dışişleri Bakanlığıyla irtibat kuruyoruz. Daha önce Libya iç savaşında da benzer durumlar oldu. Mahsur kalan işçiler Bakanlık kanalıyla Türkiye’ye taşınmıştı. Yine Etiyopya’daki çatışmalarda da inşaat işçileri Türkiye’ye taşındı. İran ve bölgesindeki gelişmeleri bu gözle takip ediyoruz”.
Karabulut, Dev yapı-İş’in önerilerini ise şöyle sıralıyor: “Körfez ülkelerinde ciddi sendikal yapılar yok. Bu durum güvencesizliği artıyor. Bu konuda ITUC ve ilgili Bakanlıklar sorumluluk almalı. İşçilerin kaçak değil yasal izinle gitmeleri sağlanmalı. İlgili firmalar bu konuda denetlenmeli. Genelde denetim olmuyor. Körfez ülkelerde bir üyemiz varsa onun haklarını ararız. Üyemiz olmasa da bunu yapıyoruz. İşçiler Türk firmalarda SGK’lı ise sendikamıza üye olabilir. Üyelikler internet üzerinden yapılabilir. Bütün inşaat işçilerine sendikalara üye olun diyoruz. Fakat şöyle bir durum da var: Pandemi sonrasında patronlar sigorta yapma sistemini değiştirdiler. Türk firmaları buradan SGK göstermek yerinde daha güvencesiz ülkelerde gösteriyorlar. Oysa işçi hangi menşe ülke şirketinde çalışıyorsa sigortası oradan gösterilmeli. Her savaş dönemi inşaat işçileri için sıkıntılı geçer. Şimdi de aynı durum yaşanıyor. Türkiye’de var olan inşaatlarda ödemeler ciddi aksıyor. Savaş bahane gösteriliyor. Önümüzü göremiyoruz, ne olacağı belli değil. Son iki ayda istihdam rakamları birbirine yakın geldi. Ama ciddi bir işsizlik olup olmadığını Mart sonunda göreceğiz. Çünkü bayramda evlerine giden inşaat işçilerinin çoğu geri dönmedi”.

Suudi Arabistan: ‘Burada kaldık hareket edemiyoruz’
Sendika aracılığıyla Suudi Arabistan’daki mahsur kalan işçilerle görüştük. Yaşadıkları sorunları şu şekilde aktarıyorlar: “Bizler Mekke’de çalışan inşaat işçileriyiz. Çalıştığımız yerde 150’si Türkiyeli toplamda bin civarında işçi var. Bize, 18 aylık alacak paramız verilmiyor. Bu yüzden Temmuz ayında grev yaptık. Nezarete atılan arkadaşlarımız oldu. Konsolosluğa, birçok yere başvurduk. İşçi arkadaşları bıraktılar. Ama “Bir daha grev yaparsanız sonuçları ağır olur” dediler. Yani aba altından sopa gösterdiler. Ana firma grevden sonra çalıştığımız firmayla sözleşmeyi feshetti. Şantiyede işçi kamplarında kalıyoruz. Bizi buralardan atmakla tehdit ettiler. Alın terini alamadığımız için birçok arkadaşımız borçlandı. Zaman uzadıkça durum daha da zorlaşıyor. Oturum ve çalışma izinleri kaldırılıyor. Memleketteki ailelerimize bakmak zorundayız. Yetkili firmanın büyük para gücü var. Buna rağmen işçinin hakkını vermiyorlar. Mahkemelik olduk ama sahte evrakla işi oyalıyorlar. Biz gurbet emekçileri eşinden, çocuğundan, sevdiklerinden ayrılıp hayatımızı idame etmek için Suudi Arabistan’a geldik. Haklarımızı alıp ülkemize dönmek istiyoruz”.
İşçileri dile getirdiği şu sözler ise oldukça çarpıcı: “Burada kaldık, hareket edemiyoruz. Yarın Arabistan’da bir savaş çıksa burada kalırız!”
Sonuç:
Körfez Arap devletleri, savaş nedeniyle göçe zorlanan mültecileri kabul etmekte yıllarca çok cimri davrandılar. Buna karşılık göçmen işçi sömürüsü ve transferinde adeta vahşi bir kapitalizm modeli oluşturdular. En son yaşanmakta olan savaşta Körfez’in göçmen işçileri bir kez daha sahipsiz bırakıldılar.
KAYNAK:
- https://www.antislavery.org/latest/urgent-call-to-action-solidarity-with-migrant-workers-and-demands-amid-escalating-conflict-in-the-middle-east/
- https://www.hrw.org/news/2026/03/17/iran-unlawful-strikes-across-gulf-endanger-civilians
- https://www.business-humanrights.org/en/latest-news/gulf-south-asian-migrant-workers-are-vulnerable-while-working-in-the-gulf-states-with-at-least-12-deaths-caused-by-middle-east-conflicts-workers-claim-companies-ignore-their-plea-for-help/
- https://www.iom.int/news/1m-displaced-130k-cross-borders-amid-escalating-regional-conflict-new-iom-data




