• Ana Sayfa
  • Dünya - Diplomasi
  • JP analizi | Mısır, Türkiye ve Pakistan arasında yeni ittifak: İsrail bu hizalanmadan endişe duymalı

JP analizi | Mısır, Türkiye ve Pakistan arasında yeni ittifak: İsrail bu hizalanmadan endişe duymalı

Küresel güç dengesi Orta Doğu ve Asya merkezli yeni bir kırılma yaşıyor. Türkiye ve Mısır’ın teknolojik ve siyasi hamlesi, Pakistan’ın nükleer gücü ve Suudi Arabistan’ın finansal kapasitesiyle şekillenen yeni blok, İsrail-BAE-Hindistan eksenine karşı yükseliyor. Prof. Elie Podeh, The Jerusalem Post için kaleme aldığı analizinde; Türkiye, Mısır ve Pakistan hattının ABD-İran geriliminde üstlendiği arabuluculuk rolünü mercek altına alıyor.

JP analizi | Mısır, Türkiye ve Pakistan arasında yeni ittifak: İsrail bu hizalanmadan endişe duymalı
  • Yayınlanma: 30 Mart 2026 09:03
  • Güncellenme: 30 Mart 2026 01:22

Orta Doğu’da 7 Ekim 2023 sonrası hız kazanan bölgesel güç dengesinin kırılma potansiyeli ve diplomatik trafik, bölge ülkeleri arasında alışılagelmişin dışında ittifakların kapısını aralıyor.

28 Şubat’ta ABD-İsrail ile İran arasında başlayan savaş sonrası soyunduğu “ara buluculuk” rolüyle belirginleşen, Türkiye ve Mısır’ın teknolojik ve siyasi hamlesi, Pakistan’ın nükleer gücü ve Suudi Arabistan’ın finansal kapasitesiyle şekillenen yeni blok, İsrail-BAE-Hindistan eksenine karşı yükseliyor.

İsrailli akademisyen Prof. Elie Podeh, The Jerusalem Post için kaleme aldığı analizinde; Türkiye, Mısır ve Pakistan hattının ABD-İran geriliminde üstlendiği arabuluculuk rolünü mercek altına alıyor.

Podeh’e göre bu üçlü yapı, sadece konjonktürel bir işbirliği değil, İsrail’in bölgesel nüfuzunu sarsabilecek potansiyel taşıyan yeni bir stratejik hizalanmanın öncüsü.

Bu üç devletin ABD ile ilişkilerine işaret eden Podeh “İsrail bu hizalanmadan endişe duymalıdır. En büyük korku, İsrail’in bölgede giderek yalnızlaşmasıdır.” diyor.

Prof. Elie Podeh’e göre, ABD Başkanı Donald Trump’ın İran’daki elektrik santrallerine saldırı planını askıya alarak Tahran’la müzakere yolunu tercih etmesi, Türkiye, Mısır ve Pakistan’ın arabuluculuğu sayesinde mümkün oldu. İlk bakışta bu üç ülkenin bir araya gelmesi şaşırtıcı görünse de, 7 Ekim 2023 sonrası bölgesel gelişmeler incelendiğinde, bunun ortak çıkarlara dayalı yeni bir uyum sürecinin parçası olduğu ortaya çıkıyor.

Bu sürecin temeli, 7 Ekim’in hemen ardından Kasım 2023’te Riyad’da düzenlenen ve 22 Arap devleti ile 57 İslam ülkesinin katıldığı zirveye dayanıyor. Zirvede Gazze savaşına ilişkin ortak Arap-İslam tutumu oluşturulmaya çalışıldı. Bu çerçevede Suudi Arabistan, Endonezya, Türkiye, Katar, Ürdün, Mısır, Nijerya ve Filistinlilerden oluşan “sekizli” bir heyet kuruldu. Heyet, büyük güçlerle temas kurarak ateşkes ve Gazze’ye insani yardım sağlanmasını hedefliyordu. Nijerya ve Filistinlilerin ayrılmasının ardından Pakistan ve Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) gruba dahil oldu.

Bu ülkeler, Gazze savaşı boyunca dışişleri bakanları düzeyinde ortak toplantılar düzenledi ve ortak açıklamalar yayımladı. Eylül ayında Trump’ın Gazze planına destek verdiklerini, Kasım’da ise planın ilk aşamasının uygulanmasını savundular. Grup içinde tam bir uyum olmasa da, üyeleri birleştiren temel unsur, Trump planı üzerinden Gazze krizinin çözülmesi ve bölgesel istikrarın güçlendirilmesiydi.

İran’a karşı iki tur savaşın yaşanması, bu ülkelerde bölgesel istikrarın bozulması, özellikle Hürmüz Boğazı’nın kapanması gibi güvenlik ve ekonomik riskler konusunda ciddi endişelere yol açtı. 18 Mart’ta Riyad’da düzenlenen ve Mısır, Ürdün, Kuveyt, Katar, Pakistan, Lübnan, BAE, Suriye, Türkiye, Azerbaycan ve Bahreyn dışişleri bakanlarının katıldığı toplantıda, İran’ın Körfez ülkeleri, Türkiye ve Azerbaycan’a yönelik saldırıları kınandı. Aynı açıklamada Lübnan hükümetinin silahlar üzerindeki devlet kontrolünü güçlendirme kararına destek verilirken, İsrail’in Lübnan’a saldırıları ve bölgedeki genişleme emelleri de eleştirildi.

Toplantı sırasında Türkiye, Suudi Arabistan, Mısır ve Pakistan dışişleri bakanları, bölgesel güvenlik platformu kurulması ve savunma sanayiinde işbirliği konusunda anlaşmaya vardı. Bu zemin üzerinde, Türkiye, Mısır ve Pakistan’ın ABD-İran arasında arabuluculuk girişiminde bulunması şaşırtıcı görünmüyor.

Bu ülkeleri bir araya getiren unsurlar, ikili düzeydeki yakınlaşmalardan besleniyor. Suudi Arabistan ile Pakistan arasında Eylül ayında savunma anlaşması imzalandı. Mısır-Türkiye ve Türkiye-Suudi Arabistan ilişkilerinde de önemli ilerlemeler kaydedildi. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Şubat ayında önce Riyad’ı, ardından Kahire’yi ziyaretleri, ticaret ve güvenlik alanlarında somut anlaşmalarla sonuçlandı.

Tüm bu ülkelerin ortak noktası, ABD ile siyasi ve ekonomik ilişkilerini güçlendirme arzusu. Bu nedenle Trump’ın kurduğu Barış Konseyi’nin üyeleri arasında yer alıyorlar. Bölgesel olarak ise İran, İsrail ve muhtemelen Hindistan’ın etkisini azaltma eğilimindeler. Savaş, Orta Doğu’da hem İran’ın hem İsrail’in “bölgesel kaos ajanı” olarak görüldüğü bir düşünce akımını güçlendirdi.

28 Şubat’ta başlayan savaşta İran güç kaybederken, İsrail askeri ve istihbarat gücünü ortaya koydu. Ancak İsrail’in İran’daki operasyonları, Batı Şeria, Gazze, Suriye ve Lübnan’daki politikaları, bölgede “hegemonya arayışı” algısını pekiştiriyor.

Bu yeni bölgesel “yeniden hizalanmanın” nüfus, ekonomik ve stratejik gücü dikkate değer. Mısır, Pakistan, Türkiye ve Suudi Arabistan’ın toplam nüfusu yaklaşık 500 milyona yaklaşıyor. Pakistan nükleer silaha sahip, Suudi Arabistan dünyanın üçüncü büyük petrol üreticisi ve ikinci büyük rezervine sahip, kutsal mekanların koruyucusu konumunda. Türkiye NATO üyesi, gelişmiş ekonomiye ve savunma sanayisine sahip. Mısır ise Süveyş Kanalı’nı kontrol ediyor.

Prof. Podeh, İsrail’in bu gelişmeden endişe duyması gerektiğini vurguluyor. En büyük risk, İsrail’in bölgede giderek yalnızlaşması. Gazze savaşı sonrası Mısır ve Ürdün’le ilişkilerde yaşanan gerileme, Suudi Arabistan gibi ülkelerle normalleşmeyi de zorlaştırabilir. İran’ın zayıflamasıyla Türkiye’nin bölgesel Müslüman liderlik konumunun güçlenmesi, İsrail açısından ayrı bir kaygı kaynağı. Savaş sonrası Müslüman ve Arap dünyasında, öncelikle Gazze’de ardından Batı Şeria’da Filistin sorununun çözümü yönündeki çağrıların artması bekleniyor. Yeni Arap-Müslüman ittifakın bu konuda ortak bir zemin bulması muhtemel görünüyor.