Poğaçalar ve Türkiye’nin yorulan hukuku

Hayatımıza meşhur “merhaba poğaçacı” diyaloğu ile giren sabah telaşlarımıza eşlik eden o sade alışkanlık, şimdi Türkiye’de hukukun en ağır tartışmalarından birinin metaforu oldu.

“Poğaçalar koordinasyon noktalarında dağıtıldı.”

Bir duruşma bazen sadece hukuki bir sürecin parçası değil, bir ülkenin kendisi hakkında ne söylediğinin de kaydıdır.
AİHM Büyük Daire’de görülen Osman Kavala davasının son duruşması tam da böyle bir kayıt bıraktı.
Türkiye adına bu duruşmada yapılan savunma, yıllardır süren bir dosyayı açıklamaya çalışırken, aslında başka bir şeyi açığa çıkardı.

Hukuki gerekçeyle siyasal amaç arasındaki mesafenin nasıl kapandığını.

Bu cümle, ilk bakışta bir ayrıntı gibi görünebilir. Oysa tam tersine bütün bir savunma mantığının küçük bir özeti gibi duruyor. Çünkü tartışma, tek tek eylemlerin ne olduğu değil, bu eylemlerden nasıl bir sonuç çıkarıldığıyla ilgili.
Bir hukuk düzeni kararlarını yalnızca olaylara dayanarak değil, o olaylar arasında kurduğu ilişkiyle meşrulaştırır. Eğer bu ilişki ikna edici değilse en güçlü iddialar bile havada kalır.
Türkiye’yi duruşmada Adalet Bakanlığı İnsan Hakları Dairesi Başkanı Abdullah Aydın ile Boğaziçi Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dekanı Ali Emrah Bozbayındır temsil etti. Kavala’yı ise Prof. Dr. Philip Leach ve Prof. Dr. Başak Çalı’nın da yer aldığı bir hukuk ekibi savundu.

Önce hemen belirteyim AİHM Büyük Daire’de görülen Osman Kavala davası, bir ceza yargılaması değil. Bir suçun oluşup oluşmadığını değil, bir devletin kendi koyduğu sınırları ihlal edip etmediğini inceliyor. Bu nedenle tartışmanın ağırlık merkezi, özgürlük, adil yargılanma, kanunilik ve siyasi amaç yasağı.

Türkiye’yi temsil eden heyette Boğaziçi Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dekanı Bozbayındır’ın savunması ise bu ekseni kaydırarak, dağınık eylemleri tek bir hedef doğrultusunda birleşmiş gibi sunmaya çalıştı. “Bütünlük” vurgusu bu yüzden öne çıktı. Ancak bu bütünlüğün nasıl kurulduğu, hangi eylemin hangi sonuca ne şekilde bağlandığı gösterilemedi.
Bir protesto alanında bulunmak, lojistik destek sağlamak, insanlara yiyecek ulaştırmak… Bunların toplamından bir “rejim değişikliği teşebbüsü” üretmek, yalnızca güçlü bir iddia değil aynı zamanda güçlü bir kanıt zinciri gerektirir. Bu zincirin halkaları eksik kaldığında ise anlatı, hukuki olmaktan çok varsayımsal bir nitelik kazanır.
Oysa bu dosya zaten defalarca incelendi. Mahkeme daha önce tutuklamanın makul şüpheye dayanmadığını ve sürecin siyasi bir çerçeve içinde ilerlediğini tespit etti.

Bozbayındır aynı duruşmada, uluslararası mahkemelerin ulusal yargı süreçlerine müdahale etmemesi gerektiğini belirterek, “Bu dava, uluslararası mahkemelerin ulusal ceza yargılamasının ayrıntılarına girmemeleri gerektiğinin iyi bir örneğidir” dedi.
Açıkça yasalara aykırı şekilde kurulmuş bir hukuk fakültesinin yine akademik ilkeler hiçe sayılarak iş başına getirilen dekanının “Türkiye savunmasını” okurken deli sorular geldi aklıma.
Boğaziçi Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dekanı Ali Emrah Bozbayındır, öğrencilerine Anayasa’nın 90. maddesini nasıl anlatır diye merak ettim tabii.

Hukuk yalnızca hüküm vermez aynı zamanda gerekçe üretir ve bir gerekçenin gücü onun neyi açıkladığı kadar, neyi açıklayamadığıyla da ölçülür.
Bir devletin uluslararası hukukla ilişkisi de imzaladığı metinlerle değil, o metinlere nasıl davrandığıyla belirlenir.

Bu ülkede hukuk, bir poğaça metaforunun mizahını taşıyamayacak kadar yorgun.

Keşke sadece Orhan Pamuk’un “merhaba poğaçacı” sını konuşuyor olsak.

* ilketv.com.tr’de yayımlanan yazılar, yazarların görüşlerini yansıtmaktadır. Yazılar İlke TV’nin kurumsal bakışıyla örtüşmeyebilir. Yazıların tüm hukuki sorumluluğu yazarlarına aittir.