Takipteki alacaklardaki hızlı artış pek çok sektörde iflasların habercisi
Süleyman Karan 30 Mart 2026

Takipteki alacaklardaki hızlı artış pek çok sektörde iflasların habercisi

2024 ve 2025 yıllarında konkordato başvurularındaki artışların alarm seviyesine yükseldiğini görmüştük. Zaten zorda olduğunu bildiğimiz hazır giyim ve tekstil sektörlerindeki orta boy şirketlerle sınırlı değildi bu başvurular… Hemen her sektörde konkordato başvurularında belirgin bir artış yaşanıyordu. Biraz da Türkiye’deki iş ahlâkının zayıflığı sebebiyle konkordatoyu kötü niyetli kullananlar da vardı. Ancak sanayi ve ticaret şirketlerinin ekonomideki kötü gidişat ve yanlış ekonomi politikalarından fazlasıyla etkilendiği ortadaydı.

Siyasî iktidarın vesayeti altındaki ekonomi yönetimlerinin özellikle pandemi süreciyle başlayan akıldışı uygulamalarının geldiği nokta malûm. Aslına bakarsanız en doğru tarif, bunun bir rejim sorunu olduğu… Yani Cumhurbaşkanlığı Hükûmet Sistemi (CHS), Türkiye gibi 85 milyonluk bir ülkeye ve Ekonomik Kalkınma ve İşbirliği Örgütü (Organisation for Economic Co-operation and Development-OECD) sıralamasında uzun süredir ilk 20’de yer alan büyük bir ekonomiye çok dar geliyor.

KONKORDATO BAŞVURUSU 2025’TE
REKOR KIRARAK 2 BİN 8’E SIÇRADI

Hükûmet şu sıralarda, BloombergHT’nin incelediği taslak çalışmalara göre son yıllarda artışa geçen konkordato başvurularını zorlaştırmayı planlıyor. Adalet Bakanlığı’nın verilerine göre Türkiye’de 2021 yılında 875 firma konkordato başvurusunda bulundu, 2022 ve 2023 yıllarında bu rakam kısmen gerileyerek 2023’te 516’ya indi. Ancak son iki yılda başvurularda tekrar ciddi artış yaşandı. 2024 yılında bin 208’e çıkan başvurular, geçen yıl 2 bin 8’e ulaştı. Bu dönemde kabul edilen konkordato talepleri ise sayıyla ters orantılı olarak gerçekleşti. 2021’de 223 başvuru kabul edilirken izleyen yıllardaki kabul sayısı hep bu rakamın altında kaldı. Kabul sayısı 2024’te 100, 2025’te de 164 oldu. Başvuruyla kabul edilen arasındaki farka baktığınızda siyasî iktidarın konkordato başvurularını baskılamaya çalıştığı görülüyor. Anlaşılan o ki konkordato yerine iflası tercih ediyorlar!

SEBEBİ BOŞ VERİP SONUCA BAKMAK!

Her zamanki gibi sorunun kaynağını pas geçen ekonomi yönetimi, meseleyi yüzeysel değerlendirmeyi tercih ediyor. Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, konuya ilişkin değerlendirmesinde, “İstismar eden firmalar olduğuna dair şikayetler geliyor. Adalet Bakanlığımız ile konuştuk, ortak bir çalışma grubu üzerinden değerlendiriyoruz” demişti.

Şimşek’in işaret ettiği yasal düzenlemeyle ilgili hazırlıklar Adalet Bakanlığı tarafından yürütülüyor. Önümüzdeki günlerde TBMM’ye sunulması planlanan düzenlemeyle, bir kez reddedilen konkordato başvurusu, şirketin malî kriterlerinde somut değişiklik olmadıkça tekrar yapılamayacak. Bunun yanı sıra pek çok sınırlama da gündeme gelecek.

Gerçek şu ki işleri yolunda giden hiçbir şirket konkordatoya başvurmaz. Meselenin özünde, kur politikasından makro dengesizliklere, enflasyonla mücadeledeki başarısızlıktan palyatif çözümlere kadar ekonomi yönetiminin sorumlu olduğu sebepler var. Bu hataları tekrar tekrar sıralamaya gerek bile yok.

KAPANAN ŞİRKET SAYISININ AÇILAN
ŞİRKETLERE ORANI YÜZDE 40’I AŞTI

Konkordato başvurularında durum vahim… Bu duruma benzer, yine olumsuz bir başka gelişme daha var; o da kapanan şirket sayısındaki artış. 2026 yılının ilk aylarında Türkiye’de kapanan şirket sayısının açılan şirketlere oranı yüzde 40’ı aşarak ekonomik aktivitede dikkat çekici bir daralmaya işaret etti. Kapanan şirketler arasında toptan ve perakende ticaret, imalat ve inşaat sektörleri öne çıkıyor. Bu durum, perakende ve inşaat gibi sektörlerdeki işletmelerin maliyet baskıları ve piyasa güvenindeki değişimlerden yoğun şekilde etkilendiğini gösteriyor. 2026’nın başındaki bu veriler, şirketlerin ticarî faaliyetlerini sürdürmekte zorlandığı bir dönemden geçildiğini açık biçimde ortaya koyuyor.

KREDİ BORÇLARINI
ÇEVİREMEYEN KOBİ’LER

Biliyoruz ki ekonomik koşullar sebebiyle şirketler ayakta kalabilmek için kredi almak zorunda kalıyor. Yoksa yeni yatırımlar ya da kapasiteyi artırmak için değil! Ve kredi alabilenlerin önemli bir bölümü de kriz döngüsüne giriyor. Mart 2026 itibarıyla Türkiye bankacılık sektöründe toplam takipteki alacaklar 664,79 milyar TL’ye yükseldi. Özellikle ticarî ve KOBİ kredilerinde belirgin bir bozulma yaşanıyor. Ticarî ve diğer kredilerdeki takipteki alacaklar yüzde 99 artarak 387,4 milyar TL’ye tırmanırken, taksitli ticarî kredilerdeki takipteki tutarlar yüzde 134 artarak 111 milyar TL’yi buldu. KOBİ kredilerinde takipteki alacaklar yüzde 129 artışla 99,4 milyar TL’den 227,4 milyar TL’ye yükseldi.

Ticarî kredilerdeki takibe düşme oranı, bireysel kredilere göre daha keskin bir artış eğilimi gösteriyor. Takipteki alacaklardaki bu artış, işletmelerin borç ödeme kapasitelerinde zorlandığının açık bir göstergesi…

ÇALIŞAN SAYISINDA SADECE BİR AYDA
62 BİNİN ÜZERİNDE AZALMA YAŞANDI

Şirketlerin hâli buysa çalışanların hâli ne olur? Tabii ki daha da kötüleşir. Türkiye Ekonomi Politikaları Vakfı (TEPAV) tarafından Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) verileri temel alınarak hazırlanan “Aralık 2025 İstihdam İzleme Bülteni”ne göre, aralık ayında Sosyal Güvenlik Destek Primi (SGDP) ödenen çalışanlar dahil toplam sigortalı çalışan sayısı aylık olarak 62 bin 216 azalarak 25 milyon 874 bine geriledi. SGDP ödenen çalışanlar da dahil edildiğinde, toplam sigortalı çalışanların yaklaşık yüzde 74’ünü oluşturan sigortalı ücretli çalışan grubundaki (4/a) istihdam yıllık olarak yüzde 2,1 (385 bin 577) artarken, aylık olarak ise yüzde 0,4 (83 bin 168) azaldı.

Esnaf ve çiftçi grubunu oluşturan (4/b) sigortalılarda yıllık olarak yüzde 5,6 oranında artış gözlemleniyor. Bu grubun alt sınıflarına bakıldığında; çiftçi sayısı yıllık yüzde 50,6 (228 bin 560) artarken, esnaf sayısının yüzde 2,6 (64 bin 397) azaldığı dikkat çekiyor. Aylık olarak ise esnaf sayısı yüzde 1,2 (29 bin 186) artarken, çiftçi sayısı yüzde 1,4 (9 bin 947) oranında düşüş kaydetti. Kamu sektöründe sigortalı çalışanları kapsayan (4/c) grubunda ise yıllık olarak yüzde 0,4 (15 bin 649) artış görüldü.

88 ALT SEKTÖRDEN 35’İNDE
İSTİHDAMDA GERİLEME YAŞANDI

Sıkılaştırma politikaları, en çok kendini sanayi istihdamında gösteriyor. TÜİK verilerine göre imalat sanayiinde çalışan sayısı 2024 Ağustos’tan bu yana azalıyor. SGK verilerine göre 2025 yılında imalat sanayiinde istihdam bir önceki yıla göre 143 binlik düşüş gösterdi.

2025 Aralık ayında yıllık bazda 88 alt sektörün 35’inde sigortalı ücretli çalışan sayısı geriledi. Giyim eşyaları imalatı sektörü 86 bin 269 kişilik istihdam kaybıyla en fazla daralma yaşanan sektör hâline geldi. Bu sektörde çalışan sayısındaki yıllık değişim yüzde 13,3 oranında azalışa işaret ediyor. Giyim eşyaları imalatını, tekstil ürünleri imalatı (43 bin 645) ve taşıma için depolama ve destek faaliyetleri (16 bin 388) sektörleri takip etti. Her iki sektör de çifte kıskaç altında; bir yandan girdi maliyetlerindeki yüksek artışlar, diğer yandan ekonomi yönetiminin kuru baskı altında tutmasının sonucunda ihracatta rekabet avantajı kaybolurken, iç piyasada ise sert rekabet ve talepteki sıkıntı büyük üreticilerin üretimini yurt dışına kaydırmasına neden oluyor. Pek çok şirket ise ya konkordatoya gidiyor ya iflas ediyor ya da kepenk indiriyor. Benzer sorunları yakında farklı sektörlerde de göreceğiz.

ÜRETKEN SEKTÖRLERDE İSTİHDAM KAYBI SORUNLU BÜYÜMENİN DE BİR İŞARETİ

Aralık ayında çalışan sayısının en fazla arttığı sektör bina inşaatı oldu. Bu sektörde çalışan sayısı yıllık bazda 146 bin 745 kişi arttı. Bina inşaatını 135 bin 759 artışla perakende ticaret sektörü izledi.

İnsan sağlığı hizmetleri (64 bin 170) ve yiyecek-içecek hizmeti faaliyetleri (60 bin 439) de çalışan sayısının en fazla arttığı diğer sektörler arasında yer aldı.

Türkiye ekonomisinin büyümesinde öne çıkan inşaat, perakende ticaret, sağlık ve yiyecek-içecek hizmetleri sektörleri gibi üretici olmayan sektörler olması, büyüme kompozisyonunun sağlıksızlığının da bir göstergesi… İmalat sanayiinde istihdam kan kaybederken üretici olmayan sektörler ön plana çıkıyor. Uzun süredir böyle bir eğilim yaşanıyor ki bu da sürdürülebilir ve sağlıklı bir büyümenin ufukta görünmediğini ortaya koyuyor. Türkiye üreten değil, tüketen bir ülke yolunda koşar adım ilerliyor!

* ilketv.com.tr’de yayımlanan yazılar, yazarların görüşlerini yansıtmaktadır. Yazılar İlke TV’nin kurumsal bakışıyla örtüşmeyebilir. Yazıların tüm hukuki sorumluluğu yazarlarına aittir.