19 Mart belediye operasyonlarının ardından sürecinin mağdur yakınları tarafından kurulan Aile Dayanışma Ağı’nın (ADA) 30. buluşması İstanbul Saraçhane Parkı’nda gerçekleştirildi. Buluşmada konuşan Dilek Kaya İmamoğlu, İBB davasında verilen tahliye kararlarına ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
İBB davasında 18 kişi hakkında verilen tahliye kararlarının önemli olduğunu belirten İmamoğlu, “Bugün tahliye edilenler için sevindik; ama sevincimiz buruk. İçeride haksız yere tutulmaya devam edilen herkes için öfkemiz aynıdır” dedi.
‘Geç gelen adalet, adalet değildir’
İmamoğlu, tutukluluk süreçlerinin yarattığı mağduriyete dikkat çekerek, kesin hüküm olmadan insanların özgürlüğünden mahrum bırakılmasının kabul edilemez olduğunu vurguladı. “Suçsuz yere bir insanın bir gün, hatta bir saat bile özgürlüğünden mahrum bırakılması büyük bir vebaldir” ifadelerini kullandı.
Tutukluluğun istisnai bir tedbir olması gerekirken bir cezalandırma yöntemine dönüştüğünü savunan İmamoğlu, bunun hukuk devleti ilkesiyle bağdaşmadığını belirtti.

‘Aile bağı suç unsuru haline getirilemez’
Kendi ailesinden örnekler veren İmamoğlu, iki kardeşinin tutukluluğunun hukuki gerekçelerle açıklanamayacağını ifade etti. “Aynı soyadını taşımak, aynı evin evladı olmak bir insanı hedef haline getiremez” diyen İmamoğlu, yargı süreçlerinin aileleri de kapsayacak şekilde genişletildiğini savundu.
Bursa Büyükşehir Belediyesi’ne yönelik operasyonları da hatırlatan İmamoğlu, benzer uygulamaların yaygınlaştığını dile getirdi.
Siyasi partilere çağrı: ‘Sesimizi duyan yok’
İmamoğlu, davaların şeffaf yürütülmesi gerektiğini belirterek duruşmaların TRT’den canlı yayınlanması çağrısını yineledi. “Her şeyin şeffaf olmasını istedik; ama herkesin kulağı sağır kaldı. Sesimizi duyan yok. Neredesiniz?” diyerek siyasi partilere seslendi.
Ailelerin yaşadığı zorluklara da değinen İmamoğlu, tutuklu yakınlarının her gün Silivri’ye giderek sevdiklerini görebilmek için uzun yolculuklar yaptığını ve bunun ağır bir yük oluşturduğunu söyledi.

Avukat Akgün: İddianame çöktü
Buluşmada konuşan avukat Sinem Keleş Akgün ise yargılama sürecine ilişkin çarpıcı değerlendirmelerde bulundu. İddianamenin somut delillere dayanmadığını savunan Akgün, “İddianame sadece zayıf değil, artık sahipsizdir” dedi.
Akgün, etkin pişmanlık ifadelerinin çöktüğünü ve delil olarak sunulan bazı teknik verilerin hukuki geçerliliğinin bulunmadığını ifade etti.
‘Bu bir yargılama değil, cezalandırma pratiği’
Yargılama sürecinin uzunluğuna da dikkat çeken Akgün, mahkemenin davanın 12 yıl sürebileceğini öngördüğünü belirtti. Bu koşullarda tutuklu yargılamanın sürdürülemeyeceğini vurgulayan Akgün, “Bu, adaleti tecelli ettirmek değil; hayat karartmaktır” dedi.
Akgün, birçok sanığın olası bir ceza durumunda dahi cezaevinde geçirdikleri sürenin infaz sürelerini aştığını ifade etti.
‘Adalet bir gün mutlaka kapıyı çalacak’
Buluşmada konuşan tutuklu yakını Nergis Tufan ise yaşadıkları süreci anlatarak, gözaltı ve tutuklamaların aileler üzerinde yarattığı etkileri dile getirdi.
Tufan, “Bir insanı alabilirsiniz ama bir ailenin hafızasını silemezsiniz. Adalet bir gün mutlaka kapıyı çalacak” ifadelerini kullandı.




