Halkların Köprüsü Derneği’nin organize ettiği Uluslararası Mülteci Film Festivali başladı. İzmir Uluslararası Mülteci Film Festivali’nin beşincisi, 14-18 Nisan 2026 tarihleri arasında Fransız Kültür Merkezi’nde gerçekleşiyor.
Sinevizyon ve açılış konuşmasıyla başlayan festivalde çeşitli filmler, belgeseller, panel ve yönetmenlerin katılacağı söyleşiler olacak. Zorunlu yerinden edinme, göç, sınır ihlalleri gibi temaları işleyerek mülteci yaşamlarını ve hikayelerini görünür kılınacak festival farkındalık oluşturmayı hedefliyor.
Festivalin açılış konuşmasını Halkların Köprüsü Derneği Kurucu Başkanı Cem Terzi yaptı.
2015’te hayatını kaybeden Rojavalı Alan bebeğin ismi Kürtçe olduğu için değistirilerek medyada Aylan diye yansıtıldığına dikkat çeken Terzi, “Alan bebeğin Kobanêli olduğunu sonradan öğrendik” dedi. Ciddi bir Afgan göçünün Avrupa’ya doğru başladığının altını çizen Terzi, “Çünkü Afganistan, 40 yıldır savaş içinde olan bir ülke. Dünyanın geri kalmışlık açısından sondan ikinci ülkesi ve yaşam koşullarının çok zor olduğu bir ülke ve bu göç devam ediyor. Denizde her batan botun bir siyasi karar sebebi olduğunu söyleyebiliriz. Bu insanlar kapatılan sınırlar, geri itmeler, geri gönderme anlaşmaları, insan hayatını pazarlık nesnesine çeviren devlet politikaları tarafından öldürüldüler. Akdeniz bir deniz değil artık, bir toplu mezar” diye konuştu.
Türkiye ile Avrupa Birliği arasında geri gönderme anlaşmasının 10’uncu yılına ulaştığını kaydeden Terzi, bu anlaşmanın bugün bir tuzak, bir hapsetme rejimi olduğunu anladıklarını söyledi.
Türkiye’nin milyonlarca sığınmacının tutulduğu açık hava hapishanesine dönüştüğünü vurgulayan Terzi, “Bu ülkede bu insanlar korunmuyor. Burada insanlar tutuluyor. Seyahat etmelerine, buradan gitmelerine izin verilmiyor. Avrupa Birliği ile imzaladığımız göç anlaşması böyle bir anlaşma. Türkiye’de ucuz iş gücü olarak kullanılıyorlar. Sigortasız emek olarak kullanılıyorlar ve kayıtsız hayatlar olarak yaşıyorlar” dedi.
Bu problemlerin yanı sıra sığınmacıların hedef gösterildiğini belirten Terzi, “İşimizi aldılar, ülkemizi işgal ettiler, İzmir’imizi bozdular diye. Kapılarına tel örgü çekenler, sınırlara duvarlar örenler var. Türkiye de hem Suriye sınırına hem Irak sınırına çok büyük uzun ve elektronik tehditli duvarlar ördü, örüyor. Bugün yaşadığımız çağ finansallaşmış kapitalizmin yeni bir kriz çağında. Maalesef bu çağda savaş bir sapma değil, yeni düzenin kendisi olarak karşımıza çıkıyor. Kriz derinleştikçe savaş eğilimi artıyor. Devletler çökertiliyor, toplumlar parçalanıyor, halklar yerinden ediliyor. Yemen’de, Gazze’de, Suriye’de olan budur. İran’da da yapılmak istenen budur. Ve sonra dönüp soruyorlar; bu göçmenler, bu insanlar nereden geldi? Niye geliyorlar? Bu sorunun kendisi bile ahlaksız bir sorudur” ifadelerini kullandı.
Daha sonra Olivier Meys tarafından yönetilen “Jahia’nın Yazı” adlı film gösterimi gerçekleşti. Açılış, Halkların Korosu’nun verdiği dinletiyle devam etti.



